Ayşe Dilek Orhan’ın hazırlayıp, sunduğu “Şapkalı insanlarla şapkasız sohbetlerin, hayatın ve insanın programı”HiştHişt Baksana’nın bu haftaki konuğu Maliye Bakanı Ersin Tatar oldu. Quente Meyname’de yapılan çekimlerde, Dilek Orhan’ın sorularıyla, unuttuğu pek çok anıyı yeniden anımsayan Ersin Tatar, hayatı ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.
‘ANNEMİN YOLCULUĞA GİTTİĞİNİ SÖYLEDİLER OYSA ÖLMÜŞTÜ’: “Şuanda Maliye Bakanlığı’nın olduğu sokakta büyüdüm. Orada, Nalan teyzemiz, Kemal Rüstem Bey, Canan teyzem, yan komşumuz Ayten teyzem, Diş Doktoru Selen’in anneannesi Ayşe abla, hepsi gözümün önünde. Portakal bahçelerinin içinde oynuyorduk. Harbin içinde büyüdüğümüz için mahalleden arkadaşlarla silah oynardık. Oyuncakta olsa hepimizin tüfeği vardı. Mücahitlerle konuşmak bize haz verirdi. Milliyetçilik duygularımız o yıllarda kendisini buldu. Babamın babası ve nenem 63’te göçmen oldular. Lefkoşa’ya geldiler. Babam 1966’da bakan olmuştu. Babam çok yoğun olduğu için ben daha çok dedem ve nenemle vaki geçiriyordum. Benim dedem Doktor Fazıl Küçük’ün müsteşarıydı. Mehmet Küçük beni o günlerden tanır. Saray’da çok oyun oynadım. Annem hamileydi. Bir aksilik oldu. Çocuğu kaybetti. Doktorlar tam teşhis koyamadı. Geç kalındığı için maalesef annemi kaybettik. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Kolay değil. Ben sekiz, kardeşim dört yaşındaydı. Bize, annemin bir yolculuğa gittiğini, geri geleceğini söylediler ama ben neler olduğunu biliyordum. Babama demişim ki “sakın bize üvey anne getirme.” Babam 10 yıl evlenmedi. Bize iyi baktı. Sonra İsmet Hanım ile evlendi. Telsim’in Kıbrıs’ta Baba Olmak Programı’nda da söylediğim gibi, evlendi, bizde vesile olduk, görücülüğe gittik ama o gece eve gelmeyencesabaha kadar ağlamıştım. Bunu yıllar sonra ilk kez, sizin sunduğunuz o programda söyledim.
‘İSMET HANIM BİZE ÇOK İYİ BAKTI’: Babam ile İsmet Hanım’ın evliliği iyi bir evlilik oldu. Havva isimli bir kardeşimiz daha oldu. İsmet Hanım bize çok iyi baktı. Bu kadar sene aramızda ters tek bir söz olmadı. Ona çok teşekkür ediyorum. Onun çocukları, Ertuğ ile Nejat, şehit çocukları, gerçek anlamda, kardeşlerim onlar benim, biri mimar, biri hesap uzmanı.Çok iyi yetiştiler. Onlar bana “ağabey” der, ben de onları gerçek kardeşim olarak görürüm. Okula Süheyla Hanımın anaokuluna gittim. DAÜ’de sendikanın başındaki Tevfik Yoldaş’ın annesiydi. Daha sonra Köşklü Çiftlik İlkokulu’na gittim. Balman Bey müdürümüz, Latife Hanım ilk öğretmenimdi. İkinci sınıf öğretmenim Alim Hanımdı. Bekir Bey, Cahit bey hep bize eğitim verdiler. Geçenlerde Latife Hanımı bir mecmuada gördüm. Buldum kendisini, gidip, elini öptüm.
‘DARBEYİ VE HAREKATI HEP İNGİLTERE’DEN İZLEDİK’: Barış Harekatı’ndan 1 hafta önce, babam ile dedem yemek yiyorlardı. Dedem, “Papaz çok aşırı gitti. Cuntayla kavgaya girdi. Birşeyler olacak. Sermet de çocukları isterdi, onları Londra’ya gönderelim” dedi. Babam iki günde pasaport çıkarttı bize. Darbeyi, harekatı hep İngiltere’den izledik. Hasan Tatar amcam,Asım bey ve bütün ev halkı sabahladık. Askerin çıktığı müjdesi geldi. Londra’da bayram yaşadık. Bütün Londra Türkü sokaklara döküldü. Sonrasında, kardeşim döndü, ben Londra’da kaldım. Amcam bana sahip çıktı. Forest School diye bir okula verdi. Sermet amcamın kızı Suzan, Hasan amcamın çocukları Münir, Figen Ahmet ile beraber büyüdük. Daha sonra yurda geçtim. Sonra anneannem Vildan Hanım, bizi öyle sahiplenmişti ki. her şeyi bıraktı, Londra’ya geldi. Bir ev tuttu. O zamanın şartlarında bir kadın için cesur bir girişimdi. 17 yaşımda, ilk denemede ruhsatı almıştım. Anneannem, 1000 Sterlin’e Mini Cooper hediye etti. Okula arabayla gidip geldim. O okula benim arkamdan Dr. Rifat Atun, Müzisyen Tolga Kaşif, Ender Rasımoğlu, Niyazi Akman geldi. Bir dönem okulda 25 Kıbrıs Türkü olduk.1977 yılında okulun futbol takımını buraya getirdim. 50İngilizle geldik. Anafartalar Lisesi’ndeki maçta 3-2 kaybettik. Rahmetli Mete Adanır ile karşılıklı top oynadım. O çok süratliydi, yakalayamadım onu. Çok başarılıydı. Çok genç yaşta kaybettik. Bu toplumda acılar çok. Biz annemizi kaybettik ama her ailede bir dram, harpten kayıplar vardır ama gelinen noktada Allahımıza şükretmemiz lazım. Genç Cumhuriyetimizde çağdaş standartları yakaladık.
‘FORESTSCHOOL’DA BÜTÜN OKUL BENİ ALKIŞLAMIŞTI’: Babam hesap uzmanıydı, bende hep hesap uzmanı olmak istedim. ForestSchool’da A level imtihanlarında başarılı olup, Cambridge’de mülakatı geçtim. Forest School’un okul müdürü, kalabalığın önünde beni çağırdı, “İngilizlerin bile zor girdiği bu okula bir Kıbrıslı Türk çocuk girdi” dedi ve bütün okul beni alkışladı. İyi eğitim aldım. Sonra aynı üniversitede master yaptım. Diploma törenime anneannem, tüm ailem geldi. Çok mutluydum.
‘YÜZLERCE İNGİLİZ’İN İÇİNDE ASİL NADİR’E YAKIN İNSANLARDANDIM’: Hesap Uzmanlığı sınavlarına girdim, yeminli hesap uzmanı oldum. Uluslararası denetim Firması PriceWaterHouse’da beş yıl çalışıp, 1986 yılında Asil Nadir’in PollyPeck Firması’nda işe başladım. PollyPeck, o günlerin en flaş firmalarından biriydi. Bir dönem, yüzlerce İngilizin içinde Asil Nadir’e en yakın insanlardan biriydim. Kendi jeti ile beni defalarca Amerika’ya, İstanbul’a götürdü. Hayatımda önemli günlerdi, o günler. Çok önemli kararlar veriliyordu. Asil Nadir ülkesini çok seven önemli bir kişiydi. Türkiye’de, Antalya Sheroton Oteli’nin yaratıcısıdır. Vestel’i yaratan, yine Asil Nadir’dir. Bu projelerin içinde yer alan biri olarak çok önemli deneyimler kazandım. Gerçekten büyük haksızlık oldu. Herşirkette aksilikle olur ama bir şirketi batırmak için bir şirketin üzerine bu kadar gidilmez. Maalesef, sadece o değil, biz de, Kıbrıs’ta kaybetti. Şirket devam etseydi o büyük yatırımlarla, Kıbrıs ihya olacaktı. Asil Nadir ve arkadaşları öyle vizyona ve güce sahiplerdi.
‘EROL AKSOY GİBİ BİR BEYİN AZ BULUNUR’: 1990 yılında FMC Nurol firmasında işe başladım ve Ankara’ya gittik. FMC, Özal döneminde, Türkiye’de Nurol ile savunma sanayi alanında ortak yatırım yapmıştı. Ankara’ya gitmeden önce, Chicago’da eğitime gönderildim. Bir yıl çalıştıktan sonra, Erol Aksoy beni aradı. Show TV’yi kuruyordu ve mali konularda ve uluslararası ilişkilerde benimle çalışmak istiyordu. Amerikalılar bana yatırım yapmışlardı, biraz bozuldular ama teklif çok cazipti biraz buruk da olsa Amerikalılara “Allahaısmarladık” dedim. Bunlar benim geçmişimde önemli günler. Erol Aksoy, Türkiye’nin en zeki adamı. Öyle bir beyin az bulunur. Bazı riskler aldı ve maalesef sonunda battı. Orada çalıştığım sekiz yıl boyunca ondan çok şey öğrendim.
‘KIBRIS TANITIM FİLMLERİNİ SHOW TV’DE YAYINLATTIM’: Rahat durduğum yok. Show TV’de mali işleri yönetirken, burada konserler, güzellik yarışmaları düzenleyip, Show TV’de yayınlatıyordum. 1994 yılında, Geçmişin İzleri diye Tarık Tarcan, Serap Aksoy Filiz Taçbaş, Bennu Gerede ile bir film çektim. İstanbul’da, Harbiye Akademisi’nde sosyetenin iş dünyasının önemli isimlerinin katıldığı gala yaptım. Çok ses getirmişti. Kıbrıs’ın tanıtım filmlerini defalarca Show TV’de yayınlattım. Ahmet Uzun ve Hasan Erçakıca bana film gönderiyorlardı. Bende yayınlattırıyordum. Derbi maçlarında bile “Memleket işidir bu, Erol Aksoy bir şey demez diye reklam kuşaklarında bir de benden der beleşe yayınlattırırdım.
‘SİBEL İLE GÖRÜCÜ USULÜ İLE EVLENDİK’: Anneannem 25 yaşımdan itibaren bana kız aramaya başlamıştı. 28 yaşımda, benim annem İsmet Hanımın akrabası Sibel ile Girne Limanı’nda bizi buluşturdular. Kardeşlerimiz yanımızda,.. Liman’da birkaç defa turladık. Ben Sibel’i beğendim. O beni beğendi mi diye merak ettim. Sibel İstanbul’da hukuk okuyordu. Londra’dan, Sibel’in yanına İstanbul’a birkaç defa gittim, sonra nişanlanmaya karar verdik. Evlendikten sonra Sibel Londra’ya geldi. 23 Nisan 1992’de Canev, 23 Nisan 1994’te Cansu doğdu. Kızlar büyüdükten sonra düşünmeye başladık. Sibel dönmek istiyordu. Ben 40 yaşındaydım. Hem çocuklar, hem kendimiz için en uygunu olarak gördük, kararımızı verdik ve döndük. İyi de ettik.
‘PİŞMANLIK DUYDUĞUM TEK KARAR, DOĞAN HARMAN İLE ORTAKLIK KURMAKTI’: Pişmanlık duyduğum tek karar, Doğan Harman ile ortaklık kurmaktı. Asil Nadir, “ortaklık yapma, basın işinde ortaklık olmaz, Doğan ile dostluğun bozulacak” dedi. Haklı çıktı. Doğan ile tartışmalarımız oldu. Allah rahmet eylesin, içim rahat, sonradan barıştık, ölmeden önce telefonda görüşüyorduk ama o mecmuayı çıkartmasaydık, biz o kavgaları etmezdik.
‘HİÇ YILMADIM’:Hayata hep olumlu bakarım. O kadar kötü bir zamanda Maliye Bakanı oldum ki. Herkes “bittin”, “mahvoldun” derken, ben yılmadım, bu sayede, güzel şeyler de yapılabileceğini gösteriyoruz. Her ters olayda bir teselli bulur. Yoluma devam ederim. Seçime girdim, kaybettim. Yılmadım, delegeden birinci çıkarak, yine seçildim. İnsanlar menfaatiniz olmadığını anlayınca değerinizi veriyorlar. Hiç kin tutmam. Affedemediğim hiç kimse yok hayatımda. Hiç kimseyle dargınlığım yok. Meclis’te muhaliflerle kavga ediyoruz ama içlerinde çok güzel çok güvendiğim insanlar var. Kavga sonrası çıkar, yemek yeriz. Bu ikisini ayırmak gerekir.
Müziğe, sanata, aileme yeterli zamanı aileme ayıramamak kendimde gördüğüm en büyük eksiklikler. Bana biri eleştiri getirdiğinde, ondan ders almaya çalışıyorum ki daha da gelişeyim. Derviş beyden, İrsen beyden çok şey öğrendim.
Yaptığım işlerin meyvesini aldım. Ben mutluyum. Ailemin büyük desteği oldu. Bu vesileyle aileme teşekkür etmek isterim. Emeğime hiç acımıyorum. Zevk alarak çalışıyorum.