Faiz meselesini daha fazla kaşımanın kimseye faydası olmaz!…..

Muhtelif defalar ifade edildiği gibi; bankacılık ve finans sektöründe istikrar, ekonomi ve hatta siyasi istikrar için olmazsa olmaz bir unsurdur.

Muhtelif defalar ifade edildiği gibi; bankacılık ve finans sektöründe istikrar, ekonomi ve hatta siyasi istikrar için olmazsa olmaz bir unsurdur.

Bankacılık ve finans sektöründe istikrar sağlamak için ise Türkiye gibi ülkelerde Düzenleme ve Denetleme Kurumları, bizde ise asli görevi olan emisyon hacmini kontrol edemeyen Merkez Bankası finans sektörüne ait riskleri kontrol etmek ve onları krizlere karşı güçlendirmek için düzenleme, denetleme ve gözetleme fonksiyonlarını üstlenmiştir.

Hususiyetle ifade edilmelidir ki; Merkez Bankası düzenleme ve denetleme görevini ne kadar etkin yerine getirirse getirsin sektörün isitkrarını tehdit eden başka unsurlar da bulunmaktadır. Bunların en başında gelen güven unsurudur. Çünkü, bankalara karşı güveni sarsacak herhangi bir girişim banka paniği yaratabilir ve domino (bulaşıcı) etkisiyle en güçlü bankayı dahi batırabilir. Dolayısıyla, gerek mudi gerekse kredi müşterileri banka veya bankaları tövbet altında bırakıp onlara karşı güveni sarsıcı tutum içerisine girmemelidirler.

Bankalara karşı olan “tefeci” veya “istismarcı” söylemini devam ettirmek ve bu yöndeki uslubu sertleştirmek başta mevduat sahiplerini ürtkütüp onların bankalarına olan güvenini erozyona uğratabilir. Bunun sonucunda ise, ortaya çıkabilecek toplu hucum sektörün tamamını sıkıntıya sokabilir ve bu sefer ekonominin ve toplumun tamamı mağdur duruma düşebilir.

Şu anda, takip edilmesi gereken en iyi yol; tüm tarafların soğukkanlı davranarak karşı tarafı anlamaya yönelik empatik bir tavır sergilemesidir. Özellikle, banka yöneticileri faiz mağdurlarının yükselen tepkisini nötralize etmeye yönelik ahlaki değerlere önem veren sosyal sorumluluk taşıdıklarını samimi olarak ortaya koymaları gerekmektedir. Bu çerçevede ise bankalar daha fazla itibar kaybetmeden alınacak önlemlere aktif katkı koymalıdırlar.

Faiz de dahil tüm sorunları demokratik hukuk devleti içerisinde çözme yolundan ayrılmamamız gerekmektedir. Ancak, demokratik yollarla tepkimizi ortaya koyarken karşı tarafı ötekileştirerek ahlaki sınırları aşmanın yukarıda ifade ettiğim gibi kimseye faydası olmayacaktır.

Faiz mağdurları ile ilgili konuya dönecek olursak elbette ivedi olarak önlem alınması gerekmektedir. Bunun için de zaten, başta Maliye Bakanı olmak üzere hükümetin net olarak ifade ettiği gibi kollar sıvanmıştır. Merkez Bankası, Bankalar Birliği ve diğer uzman ve yetkililerin üzerinde çalışmaya başladığı bu sorun ile ilgili yıl sonuna kadar idari ve yasal çözüm bulunacağı anlaşılmaktadır.

Ancak üzerinde durulması gereken konu: bulunacak çözümün kesinlikle bir tarafı kurtaracak, diğer tarafı ise cezalandıracak veya bu şekilde lanse edilecek bir nitelik taşımamasıdır. Şöyle ki, alınacak önlemlere ilişkin çağdaş kural ve normlara atıf yapılmalıdır. Dolayısıyla, çözümün formulü içerisinde, özellikle AB’de ve Türkiye’de olduğu gibi banka müşterilerini koruyacak şekilde akdedilen kredi sözleşmesinde; 1) faizin hesaplandığı yıllık oran, bileşik faizin hesaplanmasında sınırlama 2) ödeme tarihleri, anapara, faiz, fon ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği ödeme planı, 3) tüketici kredisi tutarı, 4) faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı, 5) istenecek teminatlar, 6) gecikme faizi oranı, 7) borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları ve 8) kredinin vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartların hükme bağlanması yanında bankaların ahlaki ilkelere uymasının sağlanması gerekmektedir. Ancak, buna ilaveten alınacak önlemlerle bankacılık ve finans sektörünün istikrarını bozucu değil bilakis güçlendirici yapılandırmanın geliştirilmesi esas alınmalıdır.

SON OLARAK, İLGİLİ TARAFLARA SABIRLI VE SOĞUKKANLI OLMALARINI VE SADECE ZÜMRESEL DEĞİL TOPLUMSAL BAKIŞ AÇISI GELİŞTİRMELERİNİ SALIK VERİRİM.

Bu haber 859 defa okunmuştur

:

:

:

: