Halkı için ölümü göze aldı

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın aramızdan ayrılışının ardından, Kıbrıs Türkünün özgürlük ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş mücadelesinde, O’nun hep yanında olan dava arkadaşı Nejat Konuk, birlikte verdikleri mücadeleyi ve o günleri anlattı.

Esra TÜRKEL

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın aramızdan ayrılışının ardından, Kıbrıs Türkünün özgürlük ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş mücadelesinde, O’nun hep yanında olan dava arkadaşı Nejat Konuk, birlikte verdikleri mücadeleyi ve o günleri anlattı.
Konuk, Denktaş’la birlikte Türkiye’den Kıbrıs’a dönüş yolundaki filmlere konu olacak sandal yolculuğu ve sonrasında yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar anlatarak tarihe yolculuk yaptı.

Kurucu Cumhurbaşkanı’nın vefatının tarifsiz acısını yaşadığını dile getiren Konuk, Denktaş, ömrünü adadığı dava için her türlü fedekarığı göğüslemiş bir insandı. Yaşadığı onca zorluğa rağmen hayatının hiçbir döneminde inandığı yoldan asla geri adım atmadı. Onun bu kararlı duruşu en sıkıntılı günlerde bile bizim için ümit ışığı oldu” dedi.
Dava arkadaşı Denktaş’la birlikte yürüdükleri meşakkatli yolu Ada Tv’de katıldığı Günaydın Ada programında anlatan Konuk, tarihe yaptığı yolculukta Kıbrıs Türk’ü için adanan bir ömrün hikayesini seslendirdi.

Rauf Denktaş’la, 1960’dan beri hem sürgünde ölümü göz alarak yaşadıklarını hem de davaya sahip çıkmak için birçok zorlu sınavdan geçtiklerini belirten Konuk, “Benim için örnek bir insandı. Kıbrıs Türk halkı ve Türk ulusu için çok büyük bir kayıp. İnsanlar Allah’ın kendilerine biçtiği ömrü bir noktada tamamlıyor ama geride kalanlar için buna katlanmak ve alışmak çok zor” ifadelerini kullandı.

TÜRK MİLLETİ ONUNLA HER ZAMAN ONUR DUYACAK: “Dava arkadaşım, ebediyen yaşayacak. Dünya, Türkülük dünyası ayakta durduğu sürece Türk milleti onunla her zaman onur duyacaktır. Halk adamıydı Denktaş. Dava arkadaşım, Büyük Mücahit’e son görevimizi yapmak benim için vazgeçilmez bir vazifedir” diyen Konuk, Ankara’dan Kıbrıs’a dönüş yolunda sandalda ve sonrasında yaşadıkları romanlara konu olacak hikeyelerini şu şekilde anlattı:

ANKARA YILLARI ONUN İÇİN ÇOK ZORDU:
“Onun için en zor olan günler Ankara’da ikamet etmeye mecbur kaldığı günlerdi. Bir taraftan kendi silah arkadaşları Kıbrıs’ta çetin şartlar altında bu davayı onun yokluğunda götürmeye çalışırken kendisinin uzakta kalması zor günlerdi. Özellikle mücahitler onun yokluğunu çok derinden hissediyordu. Ona ihtiyacımız olduğu günler çok oldu. Gidip de gelemeyeceğini bilmeme rağmen arkadaşların ısrarı üzerine Ankara’ya gittim. Beyrut üzerinden gidiliyordu. Aylarca gettolarda yaşamış bir insanın Beyrut’a gittiği zaman nefes alma durumunu hiç unutamam. Ama Denktaş’ı görmeye geldiğimde niye geldin sorusuna, gidemeyeceksin, dönemeyeceksin biliyorum ama başka çarem yoktu dedim.

KIBRIS’A GELME PLANLARI HAZRILANIYOR: Adaya dönüşümde gerisin geri postaladılar. Ankara’da bulunduğum günler içerisinde sıkıntılı günleri paylaştığımı biliyorum. Buradaki mücahit arkadaşlar bir plan hazırlamışlar bizim yokluğumuzda. Erenköy’ün durumu bildikleri için Rum’dan aklına gelmeyecek bir yerden çıkışımızı planlamışlar. Bu konuda sancaktar dediğimiz her ilçede bulunan üst kademedeki mücahit komutanlarının da yardımıyla özellikle Larnaka sancaktarının yardımıyla demişler ki, ‘Türklerin elinde bulunan en büyük ve akla gelmeyecek sahil bölgesi Larnaka’ydı. Hem Rum tarafında liman olarak kullanılan iskele ve Türk kesiminde bulunan tuz iskelesi dediğimiz bir iskele vardı. Bizim çıkışımızı kolaylaştırmak ve uzaktan fark edilmesi için ay yıldızlı ışıklarla beraber resim hazırlamışlar. Hazırladıkları palana göre kaçakçı motoruyla Larnaka’ya yaklaşacağız, 15-20 mil kala ışıklı Türk kesimini belli eden yere çıkmamızı sağlanacak ama kaçakçı motorun üzerinde sürat motoru bulunacak ve o motorla o kısıma çıkacağız. Yapılan palana göre Necdet Ünel eski meclis başkanlarımızdan onun tanıdığı diplomatik insanlar vasıtasıyla Larnaka’dan Lefkoşa’ya intikal edeceğiz. Sayın Denktaş’ın bu konuda bir bilgisi yok. Onun dönmesi çok önemli.

HİÇ TEREDDÜT ETMEDEN ‘VARIM’ DEDİ: Bu işleri planlayanlardan biriyle ben onun evine gittik. Kendisine bu konuda bilgi verdik. ‘Sizin böyle gayri tahmini olmayan yollardan Kıbrıs’a gidişinize ne dersiniz?’. Hiç tereddüt etmeden ‘varım’ demiştir. Onun gıyabında plan uygulanmaya konuluyor. Buradaki mücahit arkadaşların kurye vasıtasıyla gönderdiği 100 bin lira benim vasıtamla ilgili kişiye teslim ediliyor. Kıbrıs’tan Larnaka’yı çok iyi bilen ve Larnaka sancaktarının da görevlendirdiği bir kişi Erol İbrahim Anakara’ya geliyor. Gemicilik işinden anlayan bir insan. Onunla birlikte İstanbul’a gidiyoruz. Tophanede eski mücahit arkadaşların bildikleri kaçakçı motorlarını idare eden biriyle tanışıyoruz. Kakavanlardan olan kişiye diyoruz ki, ‘Kıbrıs Türkleri için çok önemli 250 kilo silahı Kıbrıs Türk kesimine çıkarmak istiyoruz’, böyle bir plan hazırlanıyor. Onarlın vasıtasıyla sürat motoru alınıyor. Kağıt üzerinde plan çok güzeldi. Nitekim bu kağıt üzerinde olmadı evvela o sürat motorunu alabilecek tertibatı sağlayamadık.

BİNDİĞİMİZ KAYIK ÇOK UFAKTI: Kaçakçı motoru basit bir sandalmış. Öyle bir motor ki sadece arka tarafında Denktaş’ın oturabileceği kadar yer var. Domuz burnuna açıldık, su alıyor, onu boşaltıyoruz ve deniz fena halde dalgalı. Sayın Denktaş burun tarafında, kolon kopmuş yedeğini takmışlar o da kopmuş. Motorcu, ‘bu da koparsa sandal Lazkiye taraflarına sürüklenirse mahsuru var mı diye soruyor?’ Daha sonra Domuz burnundan körfeze girdik, deniz süt liman. Arsuz’a çıktık. Bizi kaçakçı zannetti oradaki balıkçılar. Sadece benim elimde 50 Türk lirası kalmış, bir kamyon gittik bulduk, İskenderun’a geldik. Bizi uğurlayan o kişiyle buluştuk ve kim olduğumuzu öğrenince, özür diledi. ‘Ben sizi Kıbrıs’a çıkaracağım gemide olacağım dedi. Daha büyük bir motordu ama yinede sürat motorunu barındıracak durumda değildi. Biz halatların üzerinde birkaç gece geçirdik.

BİZİ GÖRÜNCE AY YILDIZLI IŞIKLARI YAKTILAR: İskenderun’dan çıktık, burnu dönüp iç kısımdan Larnaka’ya geleceğiz. Uzun mesafe fakat iki geceden sonra Lazkiye’yi geçtik dediler ama uzun mesafe almadan da Larnaka’ya geldik diye iddiada bulunmuştu kaptan. Uzaktan ışıklar görünmüş, burası Larnaka’dır demiş. Denktaş Bey Larnaka olduğunu kabul etmedi ama onların ısrarı üzerine kabul eder durumdaydık. Biraz münakaşa oldu madem Larnaka olduğunu söylüyorlar, zaten kaçakçı motoruna bağlı motor var ona geçelim ipi de koparmayalım dedik. Yaklaşsınlar, gerçekten ay yıldızlı panoyu görebilecek miyiz ona göre ayrılıp gidelim diye düşündük. Motora bindik hala gözümün önünde, sanki bizi görmüşler gibi ışıldaklar bize parladı karanlığın içinde. Gemidekiler, motordakiler de korktular zannediyorum ve ipi kestiler Allah yardımcısı olsun dediler. Sahile çek dedi ama neresi hiç bilmiyoruz.

KARANLIKTA BİLMEDİĞİMİZ BİR YERE DOĞRU GİDİYORDUK: Sürat motorunun ön kısmında Denktaş, ben arkada duruyorum elimde maşrapa su boşaltıyorum. Bir taraftan Larnaka dedikleri ışıklara bakıyorum, bir taraftan suyu boşaltıyorum. Bir ara ışık kayboldu. ‘Denktaş’a dedim ki ışıklar kayboldu, nereye gidiyoruz? ‘galiba yağmur bulutuna girdik’ dedi. Hiçbir şeyimiz yok, tedirginlik içerisinde sahile doğru bakıyorum. Tuhaftır o zifiri karanlığın içerinde iki kişinin sigara ışığını gördüm. Sahilde insanlar var, Rum askeri olduğunu düşünerek gerisin geri döndük. Karpaz burnunda o yollar bazen kuzeye bazen güneye doru yaklaşıyor. Daracık burnun içerisinde gidip geliyoruz. Bazen arabalar üzerimize geliyor gibi geliyor. Sabaha doğru biz sahile bakıyoruz ama ne olup gittiğini bilmiyoruz.

ARKAMIZDAN BİZİ TAKİP EDEN ADAM TEHTİD ETTİ: Salamis taraflarına benzeyen bir bitki örtüsüne benzer dedim. Her şeyimizi denize atmışız. En değerli eşyalarımızı naylona bağlı elimizde tutuyoruz. Motoru batıralım ve sahile çıkalım dedik. Motoru batıramadık. Sahile çıktık. Zeytin toplama mevsimi, Ekim ayının sonu öyle bir plan hazırlanmış cumhuriyet bayramı merasimlerinde birden bire ortaya çıkacağız. Ormanlık bir saha sahili takip ederek bir yere gidiyoruz. Ses duyunca kaçıyorsunuz. Bir yerde köylü gördük, dizlik dedikleri şalvarlar var. Bunların kuşakları Rumlara, Türklere göre başkaymış. Erol’u gönderdik uzaktan minareye benzer bir bölge gibi gördük. Eski ismi Aytotoro diye bir köy. Gerçekten eski karma köymüş. Camisi varmış minaresi de kırık. Oraya doğru yürürken Denktaş önde, Erol onu takip ediyor, ben en arkadayım. Birden arkama baktım ki İngiliz askerlerinin giydiği bir kazaklı adam. ‘Arkamızda bir adam var’ dedim ‘hiç bozma yürü’ dedi. Adam bize yaklaştı, Rumlar ‘bello turkos’ gibi laflar söyleyerek tabancasını çekti tehdit ederek durdurdu. Erol’un bir tabancası, Denktaş’ın tabancası var, bende bir şey yok.

BİZİ TAKİP EDEN KİŞİ İHBAR ETTİ: Adam yaklaştı ben Rumca bilmiyorum. Rumca Sayın Denktaş bekçi olduğunu sonradan öğrendiğimiz adam bir şeyler söyledi. Çıkını adama verirken kendi tabancasını çekti, o arada adamı öldürebilirdi ama serinkanlı davranarak adam kaçtı. Bir noktaya geldik, artık ağaçlar bitmiş, derin bir vadi var. O vadi ağaçsız çıplak bir arazi ve Rum askerlerinin tatbikat yaptıkları bölgeymiş. Adam gitti haber verdi dağ taş her taraf asker doldu biz ağaçlıklı bir bölgede elimizde ne var ne yok bir yere saklamaya çalıştık. Benim 60’da çıkardığım kimlik belgesi vardı, Denktaş yanında tut dedi. Geldiler, aldılar bizi bir cipe bindirdiler. Cipte, dipte Sayın Denktaş, sonra ben, sonra Erol arkada oturuyoruz. Karşımızda Rum askerleri. Erol da tesadüfen gelmişti bu planların içerisinde biz sizinle İskenderun’da buluştuk. İskenderun’da buluştuk, geldik geri kalan kısmını anlatın diye plan yapıyoruz.

SONU NE OLURSA OLSUN BU DAVAYI BIRAKMADI: Bu yola çıkarken canlı olarak Rumların eline düşmeyelim, bize her türlü işkenceyi yaparlar onun için Rum’un eline düşmektense intihar edelim kararımız vardı. Dağ, taş askerler dolunca tabancalar da yanlarında artık görüyorsunuz yakalanacağız, bu düşünceyi fiile çıkaralım. Elimde silahım yok önce beni vurun sonra gerekeni yapın, bir an önce düşündü ama ‘yok Nejat’ dedi. Bu davayı ben bırakıp gidemem, sonu ne olursa olsun bu mücadeleyi götüreceğim, devam edeceğiz’ dedi. Cipte gidiyoruz, ama cipe binerken bizi yokladırlar. Bende kimliği buldular o kimlikte de geldiğim zaman avukattım, o yazıyor. İsmi okuyor, meslek kısmına gelince avukat belirtiyor. O anda Sayın Denktaş’ın aklına bir fikir gelmiş. Yunanlı bin başına, ‘biz Larnaka’da çalışan üç avukatız, motorla geziye çıktık, motor alabora oldu onun için karaya çıktık’ diye bir hikaye uydurdu. Kendi aramızda yine yakalanamadan önce resmi bir yere gelinceye kadar kimliğimizi belli etmeyelim diye bir karara varmıştık.

DENKTAŞ OLDUĞUNU ANLADILAR: Minaresi kırık köye geliyoruz. Orada Yunanlı bin başı polis karakolunda durduruyor. Arabayı ve resmi makamlara üç kişi yakaladık diye bilgi verecek. Bisikletin üzerinde tıknaz, orta boylu bir adam geliyor, benim kasketim vardı o kasketi Denktaş başına giymişti, o adamın ‘Denktaş’ gibi laflarını duyduk. Sanırım ki o söylediğimiz noktaya geldik, artık kendi kimliğimizi açıklama zamanı sanırım ki geldi. Yunanlı binbaşı geldi, Denktaş ona demiş ki ‘seninle konuşmak istiyorum, içeri girelim’. ‘Burada söyle’ demiş o da ısrar etmiş içeride konuşalım diye. Cipten indiğinde köylüler tereddüdü bırakarak Denktaş odluğunu anladılar. Ondan sonra Salamis Bay otelin oralara yaklaştığımızda EOKA’cılar çıkıyor, makineli tüfekleri doğrultuyorlar, Yunanlı binbaşı engel oluyor, sonra gözlerimiz bağlıyorlar, nereye gittiğimizi bilmiyoruz.

YOLUMUZU ŞAŞIRDIK DİYE HİKAYELER UYDURUYORUZ: Bir yerlere geliyoruz, bu şekilde beni ayrı bir odaya, Erol da yanımdaki odaya, Denktaş’ın de nereye gittiğini bilmiyoruz. O gece geçiyor ama üstümüz başımız berbat, ayaklarım yara bere içerisinde ottan bir şilte onun üzerinde geceyi geçirdik. Ertesi sabah biz daha öne kararlaştırdığımız gibi beni adaya sokmadınız, İskenderun’da buluştuk, Mağusa’ya çıkarken yolumuzu şaşırdık’ diye görüş belirtiyoruz. Bu plan yapılırken mücahit arkadaşlardan bir mektup geliyor, ilgili kişilere o şifre çözülüyor bana veriliyor. Sizlere 100 bin lira gönderdik, Larnaka’ya çıkacaksınız, devriye motorları saatleri budur, onların dışında çıkmanız gerekir diye ne olur ne olmaz diye onu yanımda bulundurmuştum. Bizim yakalandığımız günün ertesi gecesi orada hortum baş gösteriyor ve benim pantolon da sahile vuruyor o şifreli mektup tercüme ediliyor, Denktaş’a getiriliyor o da ‘Nejat’a gelen bir mektuptur’ diyor.

DENKTAŞ: ‘HER ŞEYİ KONUŞTUM, YAPACAK BİR ŞEY YOK’: Karşımda sapsarı Denktaş diyor ki ‘senin mektubu buldular, her şeyi konuştum yapacak bir şey yok’. Sayın Denktaş’ın sorgusunu bıraktılar, elebaşı olarak benim üzerime geleceklerini hissetim. Üç kişi arasındaki çelişkiden nasıl kurtulabilir diye düşünüyorum. Dedim ki ‘konuşacağım ama Sayın Denktaş’ı görmem lazım. Ona bir tek ifadem olacak’. Kabul etmediler önce. Sonradan dedim ki ‘Denktaş’ı görmeden kesinlikle konuşmam’. Aklımda olan şu, evet bu mektup bana geldi ama bu parayı alıp Denktaş’a verirsem başladığımızı noktaya dönebilirim. Parayı verdim, bütün planı Denktaş hazırladı İskenderun’da buluştuk ki o ana kadar kısmı çelişki duruma düşmeden idare deldim diye. ‘100 bin lirayı size verdim, planı siz uyguladınız diyeyim mi’ dedim anladı ve ‘tamam’ dedi. İfademizi verdik, ‘doğruyu söyle Türkiye mi ayarladı’ dediler hayır, Türkiye işin içinde yok sorumluluk gelmesin diye ısrarla öyle beyanatlarda bulundum ama beni konuşturmak için Yunan istihbaratından kişiler geliyor o kağıtlarda yer yer isimler geçiyor bizim planlarımızla ilgili olmayan isimler orada var. Sayın Denktaş niye bunları söylüyor diye içimden geçiriyorum. O da ‘Türkiye hükümeti bunun işinde yoktur, şu insanlar vardır’ diye ifadeleri yapıyor diye anlıyorum. 3-4 gün böyle ama bu arada Erol İbrahim Ankara’da tanıdığını söylemesin mi…

ÖLÜME GÖTÜRÜYORLAR DİYE DÜŞÜNDÜM: Geldiler bana dediler ki ‘Erol’u nerede gördün?’ İskenderun’da dedim, o diyor ki Ankara’da. Üzerime yükleniyorlar. Bu işin başındayız, bu nokta eğer dayakla olacaksak ileride neyi anlatacağız mecbur Ankara’da gördüm dedim. Battıkça batıyorsun. Kepenkler kapatıldı Erol’u aldılar bir yere götürdüler. Yarım saat sonra da beni aldılar, gözlerimiz bağlı, cipe aldılar artık ölüme götürüyorlar diye düşündüm. Halimi anlayan karşımda bir Rum askeri vardı. Bir yere geldik, ışıklarda durduk ‘Sayın Konuk, merak etmeyin kötü bir yere gitmiyoruz’ dedi Rum askeri.

SEKİZ GÜNLÜK TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILDI: Bir yere geldik bağırmalar, çağırmalar bir odaya girdim, Sayın Denktaş, Erol oturuyorlar. Kalabalık bir gurup meğer Yunan makamlarından Kıbrıs Cumhuriyeti iç işleri bakanlığına teslim ediliyormuşuz. Kelepçeler çıkarıldı, Yunan askerlerinden iç işleri bakanlığının kelepçeleri takıldı ama Denktaş’ın bilekleri kalın olduğu için ona uygun kelepçe bulunamadı. İç işleri bakanlığında mahkeme kurulacak ve sekiz günlük tutukluluk kararı çıkarılacak. Bir odaya girdik, Denktaş’a kelepçe takılmadı, o zamanki iç işleri bakanı Yorgaciz, ‘Sayın Denktaş’ diye bir şeyler konuşuldu. ‘Eli niye kelepçeli’ demiş, emir verdi bizim kelepçeler de çıktı. Hakimler geldi sekiz günlük tutukluluk kakarı çıkarıldı. Biz iç işleri bakanlığında her birimiz ayrı arabalara konarak, kimin hangi arabada belli olmayacak organizasyonla Türk sınırına yakın hapishaneye gelip idam mahkumlarına ait hücrelere yerleştiriliyoruz.

İSTANBUL’A GÖNDERİLDİK: Zaman zaman günde iki defa yarımşar saat volta atma imkanı sağlanıyor. Tuvalete giderken Sayın Denktaş benim hücrenin yanından geçiyor, ‘merak etme’ diye telkin ediyor. Ben voltaya çıkarken ‘Erolla anlaşın ne konuşacaklarınızı, çelişkiye düşmeyecek şekilde ayarlayın’ diyor. Netice itibariyle Türkiye’nin müdahalesiyle kurtuluyoruz. İstanbul’a o zaman Rum uçakları sefer yapabiliyordu, İstanbul’a gidiyoruz. Uçakta neşem yerinde değil, bu iş sanki her şeyi ben planlamışım, her şey Rum tarafında konuşulurken Türk tarafı ve Türkiye de biliyor, bu olanlardan nasıl hesap vereceğim endişesindeyim. Uçaktan inerken büyük bir kalabalık, basın ordusu gelmiş eğer imkanı bulursam kaçacağım. Uçaktan iner inmez dediler ki, VIP salonuna Denktaş’ı alıyorlar. İhsan Sabri Çağlayangil telefonda konuşmak istiyor diyorlar onu takip ederken basın ordusu fırsatını bulup taksiye binip kaçıyorum. Bütün sorumluluk benim üzerimdeymiş hissiyle kaçıyorum. 3 gün sonra telefon ettim ‘merak etme Nejat, Ankaray’a gelebilirsin diyorlar. Ankara’ya geldik, Geçitkale olayları baş gösterdi. Türkiye ayağa kalktı müdahale edilecek derken Amerika’nın müdahalesiyle neticede Türkiye’nin müdahalesini engelleyerek bunun karşılığında Girvas’ın adadan uzaklaştırılması tavizi verilmek suretiyle müdahalede engellendi.....
Bu haber 87 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER