Atalarımızın bir sözü vardır; “Can boğazdan gelir” diye. Bu sözler yüzyıllar önce söylendiğinde, ne “fast food” yeme içme alışkanlığı mevcuttu, ne de hormonlu tarım ürünleri… Fakat günümüzde, atalarımızdan kalan bu özlü sözlere ilave olarak şunu da söyleyebiliriz sanırım; ”Can boğazdan gelir ve gider”… Fransızların da bir atasözünü söylemekte fayda olduğunu düşünüyorum; “Yaşamak için yemek, yemek için yaşamak lazım”…
Globalleşen dünya da sağlıklı beslenme konusunda, artık çok daha fazla hassasiyet göstermemiz gerektiği bir gerçek. Dünya’nın, hemen her ülkesinde uygulanan yanlış politikalar sebebiyle üretim rakamları, tüketimi karşılayamamaktadır. Günümüz tarım ve hayvancılık sektöründe, hormonlu tarım ve hayvancılık ürünlerine şimdi de, genetiği ile oynanmış ürünler dâhil olması, sağlığımız konusunda bizleri ne gibi felaketlerin beklediğini görüyor ve hatta yaşıyoruz. Gastronomi olarak ele aldığımızda, bu ürünlerin insan sağlığına vermiş olduğu en büyük zararlardan biri de halk arasında şişmanlık olarak bilinen “Obezite” hastalığıdır. Obezite; vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar. Obezite, insan vücudunda kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi sistemleri etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır. Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık, iktidarsızlık, safra kesesi hastalıkları, taş oluşumu, bazı kanser türleri, obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklardan birkaçıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde Obezite hastalığı çığ gibi büyümektedir. Şuan ki veriler göz önüne alındığında, Amerika’da 72 milyon kişinin obez olduğu saptanmıştır. Bu rakam Amerika nüfusunun % 27’sine tekabül etmektedir. Buna sebep olarak, Amerika’da uzun yıllardır süregelen beslenme alışkanlıklarında ki “fast food” kültürünün yerleşmiş olmasıdır. Dünya franchising örgütüne bağlı binlerce “fast food” restoran zincirinin Amerika merkezli oluşu ve yine dünyanın her köşesinde bu restoran zincirlerinin bulunması da, son 20 yılda tüm dünya için tehdit unsuru olmuştur. Ve yine Amerika’da obezite ile savaş için devlet tarafından ayrılan bütçenin, yıllık 4 milyar dolar olduğunu da ek bilgi olarak vermek istiyorum. Son yıllarda; Kuzey Kıbrıs’ta da “Obezite” hasta sayısının artması dikkatlerden kaçmıyor. Denetimsiz birçok “fast food” ürün satışı yapan yerin olması ve “fast food” ürün tercihi, geleneksel gastronomi kültürümüzün de kaybolmasını işaret ediyor. Özellikle okul kantinlerin de “fast food” yiyeceklerden çocuklarımızı koruma adına da çalışma yapılması ve okul kantinlerinin denetlenmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz. Onun içindir ki; ebeveynlere düşen en büyük görevlerden biri de, küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza gastronomi kültürünü aşılamaktır. Doğru ve sağlıklı beslenmenin faydalarını gelecek yıllarda çocuklarımız görecektir. Ebeveynler olarak uzmanlardan, sağlıklı beslenme ve gastronomi üzerine eğitim ve danışmanlık hizmeti almayı da, ihmal etmememiz gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlar da yapmış olduğumuz alışverişler de, et ve sebze fiyatlarının artışını da göz önüne alacak olursak, piyasada kalitesinden emin olmadığımız noktalardan almış olduğumuz “fast food” yiyeceklerin ne denli sağlıklı ve hijyenik olduğunu da sorgulamamız gerektiği kanaatindeyim. Profesyonellik anlamında marka ve kalitesine inandığımız noktalar, bir nebze olsun bu endişemizin azalmasına katkı sağlıyorlar. Fakat bu endişelerin tamamen ortadan kalkması için, önümüzde ki dönemlerde gastronomi yönünden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eksikliğini her zaman hissettiğimiz kurumlar olan, “Patent” ve ”Standart” enstitülerinin en kısa sürede kurulup faaliyete geçmelerini sağlayacaktır.