İnsanlık tarihini en çok meşgul eden ve etmekte olan konulardan birisi, hayatın anlamı gayesi ve anlamı meselesidir. Felsefenin temel konularından birisi olan bu meseleye, İslam’ın bakış açısı üzerinde ise fazla durulmamaktadır. İslam’ın, hayatın gayesi konusuna bakışı, herkes tarafından bilinen “Adem ve Havva’nın cennetten kovulması” hikayesi içerisinde anlatılmaktadır. Bu hikayeye göre Adem ve Havva cennette sorunsuz ve mutlu olarak yaşıyorlardı. Allah onları cennete koyarken: “Şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” diyerek, cennette güven huzur içerisinde yaşamanın şartını öğretmiş oldu. Hikâyenin devamında şeytanın onları aldatarak, bu şartı çiğnemelerine vesile olduğu, bunun bir neticesi olarak da insanoğlunun cennetten çıkarılarak, dünya gönderildiği anlatılır. Bu hikâyedeki yasak ağaç aslında birlikte yaşamanın beraberinde getirdiği zorunlu ilkeleri anlatır. Toplum yaşamında, toplumun ilişkilerini düzenleyen doğru kuralların olmaması durumun, toplumsal hayat bozularak yerini anarşiye bırakır. Anarşist bir ortamda haklıyı, akıl ve vicdanın sesi değil, güç belirler. Haklıyı gücün belirlediği bir ortamda ise cennet hayatından bahsetmek mümkün değildir.
Bundan dolayıdır ki, Dünya’ya gönderilme amacı, nefsin tezkiyesi; yani insanın içerisindeki kötülükten arınması olarak anlatılır. Buradan anlaşılan şudur: İnsanın cennet hayatına yeniden dönebilmesi için duygu ve düşünce dünyasında, onun tekrar cennet ortamında yaşayabilmesini sağlayacak bir dönüşümü sağlaması gerekir. Aslında dua ve ibadetin esas amacı da bu dönüşümü sağlanmaktır. Çünkü dua ve ibadet, Allah’ın kendisi için bizden istediği bir şey değil; aksine insanların bu dönüşümü sağlayabilmeleri için istenmiş şeylerdir. Bu yüzdendir ki bazı tasavvufçular, insanın kemale ermesi durumunda, ibadetlerin zorunluluğunun ortadan kalktığını ileri sürmüşlerdir. Bu anlayışın temel mantığı, “vasıta gayeye ulaşana kadar gereklidir” şeklinde özetlenebilir. Bu anlayışa göre din de insanın kendisini anlama ve yeniden inşa etmesinin bir vasıtasıdır. Bu inşa hareketi insanın, tüm insanı vasıflarını olgunlaştırarak cennette yaşayabileceği bir duygu ve düşünce düzeyine erişene kadar devam eder. Ancak burada var olan sorunlardan birisi, insanın kemale erdikten sonra tekrar düşüşe geçişinin mümkün olup olmadığıdır. Bazı âlimler bu sürecin sürekli olduğunu, insanın cennete girip çıkmasının tekrarlandığını savunurlar.
Kuran’daki cennet tasavvuruna baktığımızda, cennetin tam bir huzur, güven ve özgürlük ortamı olarak tasvir edildiğini görürüz. Ancak cennet ortamındaki bu huzur, güven ve özgürlük, asker polis ya da başka güçler tarafından değil; insanın içerisindeki iman ile sağlanmaktadır. Bu yüzdendir ki iman kelimesinin türetildiği kelimenin kök anlamı “emn=güven” kelimesidir. Dolayısıyla güvenilirlik, hem medeni bir toplum olmanın hem de cennet ortamına hazır hale gelmenin asgari şartıdır.
İslam anlayışına göre hayatın anlamı ise, kendi içerisinde saklıdır. Yani, hayatın anlamı, onun zihinsel algısı ile alakalıdır. Genel olarak “kader” şeklinde özetlenen bu algılama tarzları; aslında hayatın gerçeğini tam olarak yansıtamamaktadır. Çünkü hayat dinamik bir süreçtir ve bunun bir yansıması olarak da, yaşama farklı anlamlar yüklenebilmektedir. En genel anlamı ile hayata bir anlam yüklemeye çalışırsak “hayat, yaşayarak doğru ve yanlış arasındaki ayırımı öğrenmektir” diyebiliriz.