Milattan önce 3. yüzyılda Yunan kolonilerinden birinin kralı Pirus, Roma’nın tehdidinden bıkarak ordusunu toplar ve Roma’ya saldırır. Roma ordusuyla karşılaşmasında ölümüne bir savaş başlar ve Roma lejyonları Pirus’un ordusu karşısında yenilgiye uğrar, ancak savaş bittiğinde her iki taraftan da ayakta kalan hemen hemen hiç kimse yoktur, Roma lejyonları bitmiştir, ancak Pirus ve ordusu da tamamen bitmiştir.
Savaşın sonunda savaş meydanından arta kalanlara baktığında, zaferin kendinin olduğunu ama herşeyini kaybettiğini gören Pirus’un “olmaz olsun böyle zafer...” dediği rivayet edilir.
UBP kurultayı başlarken taraflar arasında başlayan hem ülkeyi hem de UBP’yi kaostan kaosa sürükleyen savaşın ve nihayetinde elde edilen sonucun İrsen Bey adına bir Pirus zaferinden öteye hiçbir anlamı yoktu.
Elindeki tüm devlet imkanlarını seferber etmesine, kendi taraftarlarından yüzlerce istihdam yapmasına, devlet imkanlarını gollifa gibi dağıtmasına, mahkeme koridorlarında şansını sonuna kadar zorlamasına, makam ve mevkisinin prestijini anlamsız bir inatla erozyona uğratmasına, sırf Başbakanlık koltuğunda kalabilmek için bütün bakanlıkları muhalif gruba vermeye razı olmasına ve Ankara’daki AKP iktidarını da bir şekilde arkasına alarak bir Türkiye iktidarının Kıbrıs Türkü ile arasının bugüne kadar hiç olmadığı şekilde açılmasına da sebep olan bir süreç sonunda kurultay yarışını ikinci turda sadece birkaç oy farkla kazanabilmişti ki onun adı da artık kazanmak değildir, olsa olsa götürüsü, getirisinden çok daha büyük ve acımasız olacak bir Pirus zaferidir ki, bunu o zaman da söylemiştik, yazmıştık...
Bedeli hem ülke hem de UBP için çok ağır olan bir Pirus Zaferi sonucu olarak İrsen Bey kurultay yarışını almıştı ve bu sonuçla herşeyin bittiğini sanmıştı.
Ancak partinin bir yarısı karşısında halen duruyordu ve atacağı adımları bekliyordu, ülkedeki tüm sektörler sinir küpüydü, tüm sivil toplum örgütleri köpür köpür köpürüyoru ve halen de aynı noktadalar.
Ancak İrsen Bey “herşey bitti, kazanan benim, gerisi artık önemli değil...” yaklaşımı sergiledi, partinin tümünü kucaklamaya, Meclis’te bekleyen yüze yakın önemli yasaya ve ülkedeki sektörlerin sıkıntılarına öncelik vermedi ve film yeniden koptu.
UBP içindeki muhalifler ülkedeki hemen tüm sektör ve sivil toplum temsilcileriyle görüştüler, fikir aldılar, bu hükümetin bitirilmesi için baskılara maruz kaldılar ve bu sürecin sonucunda da parti içindeki köprüler tümden atıldı, gemiler hepten yakıldı.
Ülkedeki sektör temsilcilerinin ve sivil toplum örgütlerinin verdiği net mesaj şuydu; “Siz UBP’yi bırakın bir tarafa, ülkeye ve halka bakın, bu gidişle gelecek seçime kadar ne ülke kalacak, ne halk kalacak, ne de UBP kalacak...Frene basmak için artık son şansınızı kullanın...”
Frene basıldı ve toplumdan gelen baskıya kulak verildi.
İrsen Bey ise kurultay uğruna tüm silahlarını ve cephanesini kullandı, gelinen bu noktadan sonra artık yeni bir savaşa başlayacak gücü ve hali yok, insiyatif alabilecek hali hiç yok.
Artık kontrol İrsen Bey’in insiyatifinden çıkmış durumda.
Eğer kurultay biter bitmez parti içindeki rakiplerini ve muhaliflerini kucaklamış olsaydı, eğer Meclis’i tam kadro çalıştırmış ve ivedilikle bekleyen yasaları geçirseydi, eğer ülkede bekleyen sorunlara ve sektörlerin feryatlarına cevap verseydi, çare üretmeye çalışsaydı, en azından niyet ve birazcık çaba ortaya konmuş olsaydı, UBP kurultayı süresince yaşananlar bir nebze unutulacak ve UBP, iktidar partisi olarak, gelecek seçimlere daha güçlü bir şekilde gidebilecekti.
Üstelik de, kurultay yarışı bittikten sonra İrsen Bey’in bunları yapmasına, kendisini göstermesine, esaslı bir performans sergilemesine engel olacak hiçbir durum, hiçbir engel yoktu.
Ancak gelin görün ki, hiç de öyle olmadı, hem UBP içindeki hem de ülke bazındaki sorunlar ve sancılar devam etti, en sonunda geri dönülmez noktaya gelindi ve İrsen Küçük hükümetinin düşürülmesi için sivil toplumun baskılarıyla muhalefet partileri ve UBP’nin parti içi muhalefeti bir araya geldi, güvensizlik önergesi verilmesi için imzalar toplandı.
Üç yıldır, özellikle de son bir yıldır hükümet ve iktidar bazında süren kaos bugünden sonra da devam edecek ve bu gidişat ancak bir erken seçim sonucunda temizlenecek.
Bu süreç, binbir badireden geçmiş olan Kıbrıs Türk siyasetine yeni bir sayfa daha açtı.
Kıbrıs Türk siyasetinde, Pirus zaferi tarzıyla kazanılan zaferlerin kimselere yar olmayacağını, bu tarz zaferlerin sadece ve sadece ülkeye ve halka zarar getireceği, kazananın da günün sonunda kaybeden olacağı bir kez daha ortaya çıktı...
Hep “keşke bunlar olmasaydı” diyoruz, acaba “iyi ki oldu...” diyeceğimiz gün ne zaman gelecek?