Hasan Arıburun çok yakın ve eski dostumdur.
Perşembe akşamı çok güzel bir Hint restoranına gitmiş akabinde de bir şeyler içmiştik.
Ertesi akşam da buluşmak üzere sözleşmiş plan yapmıştık.
Sabah Lefkoşa’dan gelen bazı telefonlar doğrultusunda televizyon programına katılacak, oradan Girne’de küçük bir görüşme gerçekleştirecek ve akşama da diğer bir arkadaşın kızının nişanını yapacak, hızla Mağusa’ya dönecektim..
Günüm güzel başladı ve güzel gelişti.
Programdan sonra buluştuğum bir dostumla hoş sohbetli bir yemek yedik.
Oradan arada boş kalan iki saati doldurmak üzere yol alırken telefonum çaldı.
Bizim planlarımızdan daha önemli, hayatın bir takım acı planları vardı.
Hasan aradı, o sırada yüzümde tebessüm arabamın müziği orta şiddette yolumda seyrediyordum.
Oğlum öldü gel dedi ve telefonu kapattı.
Ne söyleyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim.
Ağzımın açık kaldığını sonradan fark ettim.
Panik oldum telefonum aramıyor, arabam ilerlemiyor pozisyonda buldum kendimi.
***
Lefkoşa, Mağusa anayoluna çıktığımda doktor bir dostumu aradım.
Kusura bakma ama az önce Hasan, ‘oğlum öldü gel’ dedi ve telefonu kapattı, acaba bunu bir sorabilir misin diye talepte bulundum?
İki dakika sonra telefonum çaldı.
Arayan doktordu, kısık ses tonu ile ‘ne yazık’ dedi.
25 yaşındaki Halil Arıburun, evinde durduk yerde, yere yıkılmış ve orada hayata gözlerini yummuştu.
Tüm arkadaşlarıma Hasan’a göz kulak olmaları için haber saldım.
O yol bitmek bilmedi.
Arada arayan arkadaşlar çabuk gel Hasan’a sahip çık diyordu.
Eşi ve çocukları da İzmir’de tatildeydi.
Hastaneye vardım.
Arkadaşım yıkılmıştı.
Sen bunu hak etmedin dedim.
Sarıldık hep beraber gözyaşlarına boğulduk.
Doktor dostumuz bana ölen 25 yaşındaki Halil’i ‘görmek istiyor musun’ dedi?
Evet dedim.
Doktoru takip ettim.
***
Cansız cesedini görmek için ilerlerken açılan son kapı, filmlerdeki ürpertici sahneler gibiydi.
Derken aslan gibi delikanlının üzerindeki çarşaf açıldı ve cansız cesedini gördüm.
Ellerimi açtım ve ona dua ettim.
Allah’ım bu ne büyük acı diye düşündüm.
Bu insanların yaşadıkları, ne büyük bir acı!
Beş saat önce aslan gibi 25 yaşında oğlunuz şimdi cansız gömülmeyi bekliyor.
Ölüm milyarlarca kelimeyi anlamsızlaştırdı.
Saatlerce sessiz kaldık.
Hayata ve kendi acınası pozisyonumuza baktım.
‘İnsan’ işte canım, altı üstü.
Hem Tanrı’dan bir parça, hem ölümlü bir fani...
Onca koşuşturmaya, çekişmeye hırsa bir de ölümün kendi gerçekliğine baktığımda, zavallılığımız tüm çıplaklığı ile belirir.
Bir yıldız kaydı.
Yirmi beş yaşında bir insan evladı Halil Arıburun bu hayata gözlerini yumdu.
Aramızdan ayrıldı.
Gazeteye ölüm ilanı vermek için çabuk çabuk baktığım Facebook’unda hep beraber diktiğimiz fidanlarla çektirilmiş resmimizi gördüm.
Anne ve babasına oğlunuzun diktiği fidanlar orada duruyor.
En iyi şekilde onu uğurlayalım ondan sonra gidip o fidanların hem bakımını yapalım, hem de onun yadigârlarının arasında gezinelim dedim.
Bu böyle geldi ve böyle devam edecektir.
Bizlerin ne kadar büyük ve özel planları olsa da hayatında kendi akışında planları olacak ve elbet bir gün o planların içerisinden bizler var olamayacağız.
Ne de olsa, sonsuza kadar yaşayamayız!