Greentree zirvesinden, bu kez de, anlaşma ve çözüm müjdesi çıkmayacağını, nelerin olabileceğini önceden söyledik ve de yazdık mı diyelim, ne diyelim? Tekrar mı anlatmaya çalışalım?
Toplantılar sonunda BM Genel Sekreterinin yaptığı açıklamayı işittiniz.
Söylemiş ve yazmıştık. Yeniden taraflara ödev verip , gidiniz şunu şunu yapınız, 15 gün içinde şu konuları hallediniz....
Özel temsilcim ve danışmanlarım rapor sunacak. Olumlu olması durumunda ben de Güvenlik Konseyine raporumu Mart da sunacağım.... Ondan sonra da....
Nisan sonu veya Mayıs başlarında çok uluslu bir konferans çağırmak niyetindeyim... Taraflar olumlu yaklaşır ve evet derlerse....
Sorunu çözecek Kıbrıslılardır, bizler BM olarak yardımcı olmayı sürdüreceğiz....
Bu açıklama Kıbrıs Türk tarafını memnun etmiş. Eroğlu ve Özersay, Rumların sıkıştırıldığını ve Türk tarafının zafer kazandığını bile söyleyebildiler.
Türk tarafı ne kazandı ki ? Neyin başarısı, zaferi kaydedildi anlayamadım.
Adam açıkca belirtiyor. Olumlu raporlar alırsa ve de taraflar da kabul ederlerse çok uluslu konferans çağrısı yapmayı düşünüyormuş, niyeti buymuş...
Şimdiden söylemekte, yazmakta yarar olmalı.
Rum tarafının mülk, toprak, garantiler ve yerleşikler konularındaki tutumunda hiçbir değişiklik olmadığına göre çok uluslu bir konferansa da OXI-Hayır diyeceklerine kesin gözüyle bakıyorum. Arabuluculuğa, hakemliğe, zaman sınırlamasına HAYIR dediler de ne oldu?
Her ne kadar da bizimkiler Rum yönetimi, yarı Kıbrıs Cumhuriyeti deseler de , dünyaca resmen tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti, Haziran başlarında Avrupa Birliği dönem başkanlığını almaya hazırlanıyor. Egemen Bağış, bu başkanlığı “çocukların 23 Nisan törenlerinde TBMM, Başbakanlığı, bakanlıkları devralmasına” benzetti. Yani her dönem başkanlığını devralan AB üye devletleri çocuk oyuncağı ile oyun mu oynuyorlar? AB çalışmaları bu kadar gayri ciddi midir? Sormak gerekmez mi? Bu AB denen her ne ise, iş ola ordaysa ve çocuklar gibi oynuyorsa, neden Türkiye Cumhuriyeti de bu gayri ciddi kuruma katılmak, üye olmak için kapısında bekliyor?
Kıbrıs Cumhuriyetini 1964 başlarında resmen tanıyan BM kararının altında Türkiye Cumhuriyetinin de imzası varoldukça , siz ne derseniz deyiniz. Tanısanız da tanımam deseniz de o Cumhuriyet mevcuttur ve Türk tarafı ile herhangi bir çözüme, anlaşmaya ihtiyacı yoktur. Beklemekle birşey kaybetmez. O nedenle, varsın de facto –sürer durum devam etsin. Varsın BM Genel Sekreteri, iyi niyet misyonunu noktalasın. Arkasında koskoca Avrupa Birliğ ve dünyanın resmen tanımışlığı bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti, o cumhuriyetin yerini alması planlanan başka bir yapıya EVET der mi? Demez.
İşte, zamanında liderlerimiz, “Biz 1960 uluslararası anlaşmaları ile ilan edilen ortaklık cumhuriyetine geri dönüyoruz, bakanlıklarımızı, Temsilciler Meclisindeki sandalyelerimizi, Cumhurbaşkanı Muavinliğini...geri isteriz” demiş olsalardı Rum tarafı feleğini şaşırırdı. Ne yapacağını ne edeceğini bilemezdi.
Hayır, gelmeyiniz, 1960 Cumhuriyeti yoktur, burası Kıbrıs Eelen Cumhuriyetidir mi diyeceklerdi. Dediklerini varsayalım. O zaman garantör Türkiye ve İngiltere ile Amerika, Rusya ve de BM nin beş daimi üyesi ne derlerdi, nasıl bir politika izlerlerdi hiç düşündünüz mü?
Ortada, devletsiz ve kimliksiz bırakılacak Kıbrıs Türklerine de ayrı devlet ve yönetim kurmaları hakkını tanımamazlık edebilirler miydi? Yoksa Kıbrıs Rum cumhuriyeti demeyi tercih ettiğiniz cumhuriyeti yok mu sayarlardı?
Yıllar geçti. Köprülerin altından çok sular aktı diyerek KKTC nin tanınmasını bekleyen liderlerimiz, politikacılarımız Ban Ki Moon’un çağrısı ve önerisi ile Kıbrıs Cumhuriyetinin mağlup olarak arenadan çekileceğini mi zannediyorlar? Dahası , Ban Ki Moon ve Birleşmiş Milletlerin Hristofyası, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerini cezalayacaklarını mı ümit ediyorlar?
15 günlük süre zarfında mülk, yönetim, toprak ve yerleşikler konularında bir açılım ve anlaşma olacağını mı düşünüyorlar? Rum , bunları Türk tarafının arzuladığı şekilde çözümlemeye asla yaklaşmayacaktır. Ve bu güne kadar hiçbir ilerleme, yakınlaşma olmadığı bir kez daha vurgulanacaktır. Bu durumdan dolayı Kıbrıs Cumhuriyetini birilerinin cezalandırması, Yok artık sizin cumhuriyetiniz, adada iki ayrı cumhuriyet tanıyoruz mu demeleri beklenecek, acaba?
Büyük laf etmek istemiyorum, ama, dünya dengeleri, Orta Doğu yapılanması gerektirmedikce Kıbrıs Cumhuriyetine kimse dokunmayacaktır.
Türkiye ve KKTC de “B” planı mı, ne planı varsa eğer, onu mu uygulamaya koyacaktır? Ban Ki Moon 15 gün süre tanımış... Geçen onlarca yıl sonunda daha da kökleşen ve itibar kazanan, bizim Rum Cumhuriyeti dediğimiz Kıbrıs Cumhuriyeti ve Cumhurbaşkanları Hristofyas teslim bayrağını mı çekecek? Hayal bile edilemez. Siz, bağımsız ve egemen KKTC dediğinizi yaşatmaya ve tanıtmaya bakınız.