Statükocuların Gerekçeleri Müktesep Hak, Stratejik Sektör ve Peşkeş, Dayanakları ise Anayasa!....

Başta anavatan olmak üzere statükonun değişimine yönelik karşılaşılan dirençler dünyada hep “Déjà vu”şeklinde olmuştur. Yani tarihin tekerrürü gündeme gelmiştir.

Başta anavatan olmak üzere statükonun değişimine yönelik karşılaşılan dirençler dünyada hep “Déjà vu”şeklinde olmuştur. Yani tarihin tekerrürü gündeme gelmiştir.

Yünanistan’da da halen gözlemlediğimiz gibi çıkarı şu veya bu şekilde zedelenen kişiler statükonun değişimine karşı duruş sergilemektedirler. Bunu tabi ki çıkarlarını ortaya atarak değil bunu toplumun geneline yayacak gerekçeler üreterek yapıyorlar.

Statükoya direnç eğitim ve kültür düzeyi ile de açıklanamaz. Bu direncin tek açıklaması kişisel ve/veya zümresel çıkarların korunmasıdır. Bu çıkarları koruyan kişi veya zümrelerin adil davranma veya toplumu düşünme diye bir kaygıları da kesinlikle yoktur.

Bir dönem ülkeyi en üst düzeyde bilfiil yöneten ve genelde yüksek öğrenim görmüş süper emeklilerin de çıkarları sözkonusu olduğunda gözleri kararabiliyor. Asgari ücretlinin veya 2000 TL ile 5-6 kişilik aileyi geçindirmeye çalılnlar dahi kriz ortamında fedakarlığa zorlanırken çağın gerçeklkerini gözmezlikten gelen süper emekliler yaygarayı kopardılar. Burada tabi ki çıkarımızı düşünüyoruz demediler. Onların argümanı “MÜKTESEP HAK” safsatası olmuştur. Tabi ki kurtarıcıları da ANAYASA MAHKEMESİ..

Bugün dünyamızın bir gerçeği olarak karşılaştığımız liberalizasyon, deregülasyon ve özelleştirme trendine karşı statükocular gerekçelerini hazırladılar.

Ülkemizde asgari ücret 1300 TL iken bunun 3-4 katı maaşlar ve mesailer alan kitlerde çalışanlar ve sendika ağaları özelleştirmeye karşı çıkmak için geliştirdikleri başlıca argümanlar “HALKIN MALINI SATTIRMAYIZ” ve “PEŞKEŞ” edebiyatıdır. Kalitesiz ve pahalı hizmet yanında torpille dahi işini yapmakta zorlanıp bir nevi işkence çektirilen bu kurumların sahibi nasıl halk oluyor çelişkisini bu kesimlerin düşünmesi gerekiyor!...

Özelleştirmede sosyal devlet kapsamında çalışanların durumunu ortaya atan kesimler dünyada benzeri olmayan bir çalışanları koruma yasası ile karşılaştıklarında ise bu seferde bunun devlete olan kamburu devam ettirecek şeklindeki söylemleriyle maalesef samimiyetsizliklerini ve riyakarlıklarını ortaya koydular.

Statükocuların özelleştirmeye karşı diğer bir argümanı ise özerkleştirme modelidir. Avrupa Birliği’nin taleb üzerine Kıbrıs ve Malta gibi ülkelere tanığı geçici derogasyonu, sanki de AB’nin bir şartı gibi lanse edip bu gibi ülkelerde özelleştirmenin mümkün olamıyacağını savunanlar da günümüzde ortaya çıktı. Bunun yanında, devlet otoritesininin zayıf olduğu özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki başarısız özelleştirme denemeleri ile istisnai bazı başarılı özerkleştirme modellerini ön plana çıkarıp çağın gerçeği olan özelleştirmeyi hor gören holigan uzmanlara da şaşmamak gerek…..

Statükoyu savunma gayretine giren diğer kesimlerde maalesef bazı muhalefet partileridir. Onların da temel argümanı “PEŞKEŞ” VE “STRATEJİK VEYA HAYATİ SEKTÖR”dür.

Dünya devi konumundaki ABD ve İngiltere’de dahi özelleştirilmeyen sektör kalmazken bizde ise hayati veya stratejik sektör bahanesiyle özelleştirmeye karşı çıkanlar içine düştükleri komik durumun acaba farkında mılar? Bu yönde ortaya konan stratejik sektör bahanesine Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı tecrübeden örnek gösterebiliriz. 5 Mayıs 2001 tarihli Sabah gazetesinde yeralan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın “Stratejik sektör mü kaldı! Uzaydan yatağımızı izliyorlar” sözlerini konu alan yazısı günümüze ışık tutan tarihi bir belge niteliğindedir.

İlgili tarihteki yazıda; Tuncay Özilhan, uzmanların Telekom'u özelleştirmeme programı hazırladığını belirterek, siyasilere seslendi: 'Ayak oyunlarında ısrar ederseniz, dünya sahnesinde figüran rolünü bile zor verirler' TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, uzaydan yatak odası fotoğrafları çekilirken, Türkiye'nin hala stratejik sektör bahanesiyle Türk Telekom'u özelleştirmediğini söyledi.

Günün sonunda tüm statükocuların dayandığı son nokta “anayasa mahkemesi” olarak karşımıza çıkıyor. Ülkenin çağdışı kalmış mevzuatına göre karar verme durumunda kalan bahse konu mahkeme ise Türkiye’de olduğu gibi ülkemizde de statükocuların ikinci evi olmaya devam edecektir.

STATÜKOCULARA SÖYLENECEK SON SÖZ “BIRAKIN BU AYAKLARI YEMEZLER”.


Bu haber 1751 defa okunmuştur
  • ABD'deki statikocular Tamer  Ankara - 27.02.2014 Peki bir de ABD'deki statikoculari yazsaniza: Hani adam babadan kalma rafinerisini Cinlilere satiyordu, burnundan getirdiler, ustelik Cinlilere tazminat verip anlasmayi iptal etti. Gidip bu garibana da sahip ciksaydin ya, ama ABD startejik faaliyettir dedi adamin sesini kesti, bumu liberalizm?

:

:

:

: