Aylardır içimi yakıp kavuran, fakat yoğunluktan bir türlü fırsat bulamadığım bir sorunu bu güzel ve keyifli Pazar gününde yazmak, siz değerli okurlar ve gazeteci meslektaşlarımla paylaşmak istedim. Tüm meslekler gibi kimi zaman meşakkatli, çoğu zaman heyecanlı ve kutsal olan “ GAZETECİLİK” mesleği de ülke yönetimindeki amatörlüğe kurban oluyor. Eriyor farkında olmadan… Daha da acısı yavaş yavaş -tabiri caizse- ayağa düşüyor. Bazı meslektaşlarımız bunun farkında olup ses çıkarmazken, bazıları da ‘sistem bu ne yapalım” mantığı ile hayat koşuşturması ve gündem yoğunluğu arasında sürüklenip gidiyor. Ülkemizdeki amatörce yapılan çeşitli uygulamalar, çoğuz kez dünya ülkeleriyle kıyaslandığında önce gülüyor, sonra için için üzülüyoruz. Hemen başlıyoruz; Türkiye’de, İngiltere’de, Amerika’da, Güney Kıbrıs’ta böyle mi diye… Cevabı her daim aynı oluyor. Ülkemizde severek icra ettiğimiz gazetecilik mesleği, diğer ülkelerde de böyle mi? Hiç şüphesiz bu sorunun cevabı da bir öncekiyle aynı oluyor. “Değil”.
Toplumsal, siyasal ve ekonomik olayları kavrayıp yorumlayabilen, ülke ve dünya gündemini yakından takip edebilen, araştırmayı seven, entelektüel gelişmeyi amaçlayan ve buna benzer bir çok kutsal görevi olan “Gazetecilik” mesleğinin üzülerek söylemek gerekirse, ülkemizde DEĞERİ YOK. Oysa gelişen dünyaya büyük katkısı olan bu mesleğe ülkemizde verilen değer hiç yok denecek kadar azdır.
Ülkemizdeki gazeticilik camiasında iletişim mezunu olmayan, farklı dallarda ter döken kişilerin gazetecilik yaptığını çoğumuz biliyoruz. Halbuki örnekleri olan birçok kişi mesleğe girivermişken, gazeteciliği çıkar doğrultusunda silah olarak kullananların sayıları iki elin parmağını geçiyor. Pazarlama işinden, rehberliğe, öğretmenlikten akademisyene bir çok kişi gazeteciliği tercih eden yığınla insan varken biz kimi suçluyoruz? Öyle değil mi?
Ülkemizde “gazetecilik” mesleğinin dibe vurmasındaki en büyük sebeplerden birisi mesleği ÇIKARLARINI KORUMA KALKANI olarak görenlerdir. Mesleği silah gören zihniyetlerin hedeflerinde kamuoyunu aydınlatma, bilgilendirme, gelişen dünyaya katkı koyma yoktur. Sözüm ona bahsettiğim zihniyetlerin tek hedefi, ÇIKAR, MENFEAT ÇATIŞMALARINDA HIZLI MANEVRALARIYLA HEDEF KİTLEYİ KOLAYLIKLA ETKİLEYEBİLEN BİR ANLAYIŞ gütmesidir. Ülkemizin küçük olması da bu diyeceğime büyük etkendir. O da LAÇKALAŞAN gazeteci- siyasi ilişkisidir. İşte bunlar bizleri yok olmaya mahkum eden davranışlardır.
Ya meslektaşlarımızın hataları?
Eleştiriyi kabul edebilmek özellikle bizim mesleğimizde olmazsa olmazdır. Bu felsefe temelinde değerli, yaş olarak benden büyük ve meslekte benden kıdemli olan değerli meslektaşlarımın da çok büyük hataları var. Gazetecilik mesleğini icra eden kişilerin, İletişim Fakültesi mezunlarından oluşması, gazetelerin ısrarla iletişim fakültesi okumuş personel talep etmesi veya İletişim Fakültelerinde okuyan kişileri tercih etmesi oldukça önemlidir. Mikro milliyetçilik ile gazeteciliğin felsefesinin bağdaşmayan ve köhne zihniyet olduğu artık fark edilmelidir. Ülkemizde Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği, Basın Sendikası, Dış Basın Birliği ve Gazeteci ve Yazarlar Derneği gibi olması gereken sivil toplum örgütlerimiz var. Fakat, hakkımızın korunması konusunda nedendir bilinmez, pasif kalıyorlar. Her yıl gazetecinin onur duyduğu, yaptığı işlerin en büyük mükafatı olan ÖDÜL törenleri yapılıyor. Kimileri alnının teri ile alırken, birçoğu aynı görüşü savundukları gazeteci ağabeylerinin insiyatifiyle alıyor. Ödül istemek değil niyetim zira, yaptığım işler ortada… Ancak bu ülkede gazeteciliği şu anki durumundan kurtarmak için yapılması gereken bir diğer şeyde, “SEZARIN HAKKINI SEZAR’A VERMEK” felsefesine sahip olmaktır.
“Golifa” gibi dağıtılan basın kartlarına mı yanalım, yoksa ödülcüklere mi? Hak eden birçok genç, pırıl pırıl meslektaşlarımız var. Lafım hak eder gibi gözükenleredir. Değerli Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Sayın Cenk Mutluyakalı, Basın Sen Başkanı Sayın Kemal Darbaz, bu çağrıyı duymanızı istiyorum.
Bu yazının tek bir amacı var, o da severek icra ettiğimiz mesleğimizin kalitesini korumak ve artık profesyonelce mesleğimizi sürdürmektir. Açıkça söylüyorum, kimseye bir göndermem yok. Zira, bu yazıdan alınacak mesajın yürekten ve mantıklı bir şekilde düşünülmesi en büyük temennimdir. Eğer böyle devam ederse, gerçekten “ ayağa düştük”. Keyifli bir Pazar günü geçirmeniz dileğiyle…
GÜNÜN SÖZÜ: EVRENSEL OLAN GAZETECİLİĞİN MİLLETİ YOKTUR, GAZETECİLİĞİN KAMUOYUNU DOĞRU ŞEKİLDE BİLGİLENDİRME ZORUNLULUĞU VARDIR.