İlahi buyruğun, bazen insanlık için, susuzluktan çatlamış toprağın suya ihtiyacı kadar hayati değer kazandığı zamanlar olur. İsra Suresi’nin 23-24’üncü ayetleri de, bugünün insanlığı için böylesine hayati değerde ilahi uyarılar ihtiva ediyor. Bunları deyim yerindeyse, “Yaradan’ın vefa çağrısı” diye nitelemek mümkün. Bir zamanlar büyük aile vardı. Bu ailede, ebeveyn, çocuklar, hatta torunlar bir arada yaşamaktaydılar. Dolayısıyla, çocukluk, gençlik ve yaşlılık içiçe bulunmaktaydı. Dedeler, torunlar, gelinler, bazen damatlar büyük ailenin birlikteliğini paylaşmaktaydılar. Sonra,arka arkaya gelen dalgalarla bu yapı çekirdel aile yapısına dönüştü. Deniyor ki, şimdi artık üçüncü dalga geliyor ya da geldi, bu dönemde, çekirdek aile de çözülüyor ve neredeyse ailenin kalmadığı bir sosyal yapı ortaya çıkıyor. Özellikle Batı toplumları için, sosyologlar, bu nitelikte bir çözülüşün alarmını veriyorlar.
Tüm bu süreçlerin ortaya çıkardığı bir hayat tarzı var:.
Çekirdek aile, yaşlı anne – babaların yalnızlaşması sonucunu doğurmuş...
Çekirdek aile sonrası, üçüncü dalga, yani ailenin bütünüyle çözülüş hali ise, her birey için yalnızlık kültürü denen hadiseyi gündeme getiriyor.Bugün, bu yapının derinleşmesi ölçüsünde, Batı toplumlarında, özellikle yaşlılık dönemlerinde “yalnız insanlar” dramı ortaya çıkıyor.Bunun ortaya çıkardığı problemlerin, çocukların eğitimi ve nesiller arasındaki değer aktarımı meselesindeki boyutunu çok önemsemiyor olabiliriz Ama, bu parçalanış, dağılış, savruluş, özellikle yaşlanmış baba ve anneler bakımından büyük bedeller ortaya çıkarıyor.
.Yaşlı anne – babalar, hastalık veya düşkünlük sebebiyle hizmete ihtiyaç duyduklarında onlara kim hizmet edecek? Huzur evleri bu ihtiyacı karşılayabilir mi, huzur evinde barınmak yaşlı anne – babada nasıl bir ruh durumuna yol açar, anne – babayı huzur evine yatırmak, evlatta, torunda nasıl bir ruh durumuna yol açar?
Ve, çocuk için anne – babaya, anne – baba için evlada görev yükleyen ilahi irade, bu gelinen noktada bizden ne bekler?
İşte başta söylediğimiz, ilahi buyruğun, insanlık hayatı için, susuzluktan çatlamış toprağın suya ihtiyacı kadar hayatiyet kazandığı durum bu durumdur ve çağımız, böyle bir susuzlukla, İsra Suresi’nin şu ayetlerini okuma zaruretini önümüze koymaktadır: “Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana babaya iyilik etmenizi emretmiştir. Eğer, onlardan biri veya her ikisi de senin yanında ihtiyarlayacak olurlarsa, onlara “öf” bile deme! Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle.”Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: “Ya Rabbî, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse, ona mükâfat olarak Sen de onlara merhamet buyur!” (İsra, 23-24)Bu ayetler aynı zamanda, Kelam-ı ilahinin insan psikolojisine ilişkin çok hassas ayrıntıları bizlere sunması açısından da müstesna bir güzellik taşımaktadır.
Denir ki, sevgi yukardan aşağı gelir.Yani anne – babanın gönlüne sevgi daha hilkatten yerleştirilmiştir.Onun için anne – babaya, çocuklara yönelik ayrı bir sevgi telkininde bulunmaya gerek yoktur.Ama evladın yukarıya doğru sevgisi, hususi bir gayret, bir irade yoğunlaşması ve terbiye ister. Evlatları merhamet kuşanmaya çağıran bu ilahi ikaz, anne – babaların yalnızlığa mahkum olduğu bu çağ için, hava kadar, su kadar hayati değer taşıyor. İnsan bir de, tüm bu ilahi çağrının, bize hayat dahil her şeyi veren, bize gençliğin kudretini, sağlığı, iyiliği, gücü kuvveti veren, üstelik verdiği gibi alma hakkı ve kudreti bulunan, üstelik verdiğini alırken yaşa vesaireye bakmama hakkı bulunan varlığa ait olduğunu unutmamalı. Belli ki, ilahi ikazda böyle bir talep varsa, bunun hesabı da vardır. O hesabı da dikkate almalı. Anne – Baba hukukuna riayetin veya riayetsizliğin hesabının verileceği bir gün olmalı. “-Anne – babana neden “öf” dedin, neden onları azarladın, neden onlara şefkat kanatlarını germedin, neden çocukluğunda onların sana gösterdiği itinayı unuttun, neden onlar için dua etmedin?” sorularının sorulacağı bir gün olmalı..
.O gün iyi hesap vermek...Bugün, ilahi çağrıya iyi cevap vermekle mümkün...