Basınımızın özgürlük anlamında sıralaması 102’de yer almış. Güzel uygulamaları geriden takip etmek üzüyor insanı. Aman boş verin. Nede olsa gereksiz uygulamalarda önlerdeyiz kardeşim, böylelikle kendimizi avutabiliriz. Yeme-içmede, partizanlıkta, adam kayırmacılıkta, torpilde, yolsuzlukta, bürokraside, yağcılıkta, yalakalıkta ve daha diğerlerinde hep dereceler yazdırıyoruz. Bırakalım da basın özgürlüğünde de geride kalalım değil mi?
Derken ikinci Cumhurbaşkanımızın katıldığı bir toplantıdaki bir yorumuna dikkat kesildim. “Eğer Basın özgürlüğünde 102.nci sırada olduğumuz doğruysa yatıp ölelim.” Bu cümle bende hemen bir sarsıntı oluşturdu. Çünkü uzun yıllar liderliğini yapmış olduğu eski partisinin gazetesini yıllarca yönlendiren bir siyasetçi özgür basında geriliğimizden bahsediyordu ve bu duruma Kıbrıs Türk basınına bağdaştıramıyordu. Tabi ki bu durum bana ilginç geldi.
Bu söylem aslında uzun zamandır ülkemizdeki basının durumu hakkında yazmak isteğime bir kapı araladı(bu konuda uzun uzun yazmayı da düşünmüyorum). İlk önce basınımıza emek vermiş çok değerli ağabeylerimi bu söyleyeceklerimden ayrı tutacağım. Çünkü çocukluktan beri tanıdığım birkaç basın önderleri ülkesi için çok emek sarf etmiş ve hizmet etmişlerdir. Hala daha da hizmetlerine devam etmektedirler.
Ama ülkemizdeki basının genel bir haline göz attığımızda birkaç yayın gurubu hariç hep parti sempatizanı gazeteleri ve yayınları ile doluluğunu görürüz. Yani parti propagandası yapan ve yandaşı olan yayın organları. Bakın gazetelerin arkasına ne demek istediklerim anlaşılacaktır.
İktidardaysan ortalık güllük gülistanlık, muhalefetteysen ortalık tozluk-dumanlıktır. Zaten devlet televizyonunu söylememe gerek yok.
Yani birkaç basın kuruluşunu ayırdığımızda özgür basından uzak kaldığımız çok açık.
Böylelikle dışarıdaki organizasyonların basınımızın özgürlüğünü değerlendirmesine de gerek kalmıyor.
Şunu da belirtmek gerekir. Yazım özgürlüğü konusunda ülkemizdeki yayınlarda birçok farklı görüşlerin yayınlarını görebiliriz. Aydınlar ve gazeteciler, sağcısı, solcusu herkesin fikirlerini yayınlamaya hakkı vardır ve ülkemizde de bu durum belli oranda gerçekleşiyor. Fakat vurgulamak istediğim birçok güncel yayın organlarının kukla haline gelmesi ve fikirlerini bir siyasi görüşe angaje etme durumudur.
Gazeteciler tabii ki muhalif olabilir, hatta yandaş-Candaş bile olabilir lakin halkına gerçekleri ve haberleri yansıtırken muhalif-yandaş gözlüğüyle değil, objektif gözlükle sunmasıdır. Bu durum biraz zordur ama her işin tabii ki bir zorluğu vardır. (Bu söylediklerim belki bazı karınlarda sancı oluşturabilir. Mesele değil, aspirin almakla ve yudumlamakla geçer, gider)
Ülkemizin modern anlamda yenilikçi ve yaratıcı bir pozisyona gelebilmesi için aydınlarının ve gazetecilerinin artık senin fikrin-benim fikrim, senin partin-benim partim olmasından çok ülkemizin ve halkımızın menfaatleri diyerek adımlar atması ve yayınlar yapması elzem olmuştur. Sen-ben kavgası bitmeli, kukla yayınlardan kurtulmalıyız. Bu hayaller gerçeğe dönüşebilir. Tıpkı eski hayallerin dönüştüğü gibi.