“ Kendimi Casusu gibi hissetim”. Eski Milletvekili bir çocuk Doktorunun geçen hafta bir yerel gazetede verdiği demeçte CTP-BG hükümetleri döneminde Girne’den Milletvekili adaylığı teklifini kabul edip seçimi kazandıktan sonra, CTP içindeki dönemini anlatmak için böyle söylüyordu.
Ama dikkat buyurduysanız “ beni CTP içinde Casus gibi görüyorlardı” demedi. İkisi arasında fark var mı? diye sorarsanız, bence vardır.
”Kendimi casusu gibi görüyordum” ifadesinde tespit yada hüsnükuruntu size ait oluyor.Bu sizin sezginiz veya evhamınız olabilir, ve yanlış da olabilir. Bu hissiyatına kanıt olara da “ odaya girince konuyu hemen değiştiriyorlardı” şeklindeki ifadesiyle anlatmaya çalışan sevgili Çocuk Doktorunun bu yaklaşımı, hiç kusura bakmasın ama biraz çocukça oldu.
“İdeolojisine asla katılmadığım CTP’den BG sıfatıyla aday oldum” diyor sevgili doktor. Büyük bir öfke ve tepki saklamış içinde. Üç yıl sonra bir mülakat aracılığıyla içindekileri tabir yerindeyse “istifra” etti.
Sevgili doktor çocukluğundan beri siyasete meraklıymış, ama başka meslektaşları gibi öğrencilik yıllarında veya hemen mezun olduktan sonra siyasete girmeyi düşünmemiş, bir çok siyasinin devlete giremediği bir dönemde nedense önce mesleğini , Devlette yapmayı uygun görmüş ve emekliliğine yakın bir zamanda ( birçok meslektaşının yaptığı gibi ) yüksek baremin topundan emekliye ayrılıp ikramiyeyi de ikiye katlamak için politikaya girmiştir. Önce, UBP den 98 yılında Kontenjandan Meclise girmiş ve ideolojik sorununun olmadığının anlaşıldığı UBP’den Banka krizleri döneminde Partisinin Maliye Bakanı istifa etmediği için Partisinden istifa edip bağımsız kalmıştır. Bankalar krizi döneminde sorumluluğu hükümetine Başbakana yüklememiş, sadece dönemin Maliye bakanı Sn. Mehmet Bayramı sorumlu tutmuş ve istifa etmediği için kendisi Partisinden istifa etmiştir.
2004 yılında CTP-BG den aday olduğunda, ideolojisine asla katılmadığı ve 1994 döneminde hükümetteki icraatlarını başarısız bulduğu CTP yüzünden, 1998 yılında UBP’yi tercih etmiş doktor arkadaşımız, bu sefer Rüzgarın estiği yöne yelken açmış, ama çok kısa bir dönemde yine aradığını bulamamanın hayal kırıklığını yaşamış ve CTP’den sağlık sorunlarını gerekçe göstererek erken genel seçimlerinde aday olmamış.
Ne varki , 2005 Yılındaki ara seçimlerde, yine CTP-BG den Girne’de aday olmuş ve siyasette aradığını bulmaya devam etmiş.
Kendisini çıldırtan ve prensiplerine uymayan iki konudan dolayı artık bareminin topundan emekli olmayı uygun bulmuş.
Neymiş kendisini çıldırtan iki konu? Birincisi Kamuda çalışanların ikinci iş meselesi , özelliklede Doktorların ikinci iş yapmasına karşıymış. Saygıdeğer Milletvekili bunu kabul edemiyormuş. Ancak ben Girne’de bir dönem, Sn Doktorun Dome Hotel karşısındaki Niyazi restorandın üstündeki Apartmanda çocuk hastalarına hizmet verdiğini hatırlarım.
Sn. Doktor diyor ki “Doktorlar çok düşük maaşlara çalışıyorlar , bu da olmaz, maaşları artırılmalıdır”. Kendisi sağlık camiasında yönetici , daha sonra farklı partilerde Milletvekili olarak çalışmıştır. Hatta son dönemde “Mali, idari işler” Komitesinde çalıştığını kendisi söylemiştir. Peki devletin Doktor maaşlarını niçin ve neden artıramadığını nasıl öğrenememiştir?
Üstelik kırk yıldır var olan bu sorun, “sağlıkta sistem sorunu”, doktorlara hak ettikleri maaşları devletin verememesi sonucu, 1964 den beri yarım gün devlette, sonrasında dışarıda çalışmalarına izin verilerek, devletin veremediği bu maddi hakkı, bir şekilde dışarıdan da sağlayarak telafi edilmesi siyaseti yıllardır sürdürüldü.
Herkesin hemfikir olduğu Doktorların maaşlarının yetersiz olduğudur . Bu sağlanmadan Doktorları daha uzun saatler hastahanede tutabilmenin imkanının olmadığıdır.
Sorunu nasıl çözecektik ? bu konunun gerek Türkiye’deki uzmanları gerekse İngiltere ve Dünya Sağlık Örgütü uzmanlarının önerileriyle kendi ülkemize uygun sistemi yaratacaktık. Tıpkı Türkiye Cumhuriyetinde olduğu gibi, önce Döner Sermaye aracılığıyla Doktora ve diğer çalışan hastane personeline hastahanede daha uzun zaman dilimi çalışma koşulları, maddi teşvikle artırılacak ve hastanelerde verimlilik artırılacaktı.
Döner Sermayeyle, çalışanın maaşının iki ve hatta üç katı (Türkiye’de bu, kamudaki Doktor maaşının yedi katına kadar çıkabilmektedir) , baktığı hasta sayısı, yaptığı iş karşılığı kriter alınarak artırılacak, ve Döner sermayeden Prim almak isteyen Hekimler kendi rızalarıyla Kliniklerini kapattıklarına dair belgeleri ibraz edikleri taktirde Döner Sermayeden yararlanacaklardı. (Türkiye’de bu yöntemle %80 Hekim kendi istekleri ile Devlete dönüp kliniklerini kapatmışlardır)
Bu sayede Devlette çalışan Hekimlerin özelde de çalışması engellenecekti. Ve bizim Sevgili Doktorumuzun olmasa olmaz prensibi gerçekleşebilecekti. Bunun dışında bir çözüm formülü olsaydı mesele elli yıl böyle devam edemezdi. Biz görevi devrederken de “ bundan başka formül bulabilen varsa, yapabilen varsa “beri gelsin” demiştik.
İkinci işe gelince, çeşitli şekilde ikinci iş yapma yöntemleri vardır.
Kimi memurlar kendi mesleklerini hem devlette hem de Özel sektörde yaparak ikinci iş yapıyorlar.
Kimileri zengindir, ailelerinin maddi durumu iyidir, Aile şirketine bir şekilde ortaktırlar yani ikinci iş yapmaz görünürler ama aile şirketindeki hissedarlıktan bir tür gelirleri vardır. Kimileri hülle yaparak eşlerinin , çocuklarının adına ticari şirketler kurarlar ve bu vesile ile maddi seviyelerini yükseltirler.
Çağımızda, Dünyada ve Avrupa’da artık, ne kadar? nerden kazandın? kaç iş yapıyorsun ? meselelerine; yaptığın işin niteliği ve niceliği, verimliliği tamamı? Kazandıklarının katma değerini, vergilerini Devletine ödüyor musun? şeklinde bakılıyor …