Kıbrıs Türk Edebiyatından

Harid Fedai Özker Yaşın Fikret Demirağ Osman Türkay Mehmet Tahir Doluner
Harid Fedai
Özker Yaşın
Fikret Demirağ
Osman Türkay
Mehmet Tahir Doluner
Süleyman Uluçamgil

SÜLEYMAN ULUÇAMGİL

28 Mart 1944’te Dağyolu ( Fota) da doğar. İlköğrenimini köyde, lise öğrenimini Lefkoşa Türk Lisesinde tamamlar. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine devam eder. O yılları Erenköy’de mevzide hatırlayıp

“ İstanbul’da izbe bir evin
Tavan arasında
Yarım kalmış şiirlerim
Bir boğuk heyecan içinde
Beni bekler… ”


diye yazar, bir silah kutusunun mukavvasına…

Üniversitede henüz ikinci sınıf öğrencisiyken 1963 olayları çıkar. Öğrenir öğrenmez yol parası için kitaplarını, birkaç elbisesini satıp yollara düşer. Önce uçakla Lefkoşa’ya gelir. Daha sonra arkadaşlarıyla gizlice ERENKÖY’e çıkar.

Ne yazık ki 21 Temmuz 1964 günü, Dillirga bölgesinin BOZDAĞ köyünde, saatli bomba tuzağına kurban gider, savaşı göremeden şehit olur.

Süleyman Uluçamgil’i tanıyanlar, onun için “ Boş kağıt göremezdi ve sanki şair doğmuştu. Ders kitaplarının, vazife defterlerinin boşluklarından tutun da, mektup zarflarının üstüne, gazete kenarlarına dizeler ve sanatsal notlar düşerdi. Durmadan yazardı…” derler.

Onu ölümsüzleştiren bir bakıma Sayın Orbay DELİCEIRMAK’ın çalışmalarıdır. Bıkmadan usanmadan, bu çok sevgili dostunun şiirlerini aramış, bulmuş, toplamış; önce iki kitap hazırlamış ardından bunları yeterli bulmayıp 1998 yılında, çok kapsamlı “SÜLEYMAN ULUÇAMGİL – Bütün Eserleri-“ kitabını çıkarmıştır.

Deliceırmak, bu kitabın önsözünde şöyle der:

“ 1964 ve 1966 yıllarında onun şiirlerini “Bir Şehitten Seslenişler” ve “Dillirga Akşamları “ isimli kitaplarda topladım. Ancak bunlar Süleyman’ın lise yıllarında yazdıklarıydı; deneme niteliğindeydiler. Esas nitelikli şiirlerini 1962- 1963 yıllarında İstanbul’da Hukuk Fakültesinde yazmıştı. O yıllarda bana yazdığı mektuplardan ve tatillerdeki sohbetlerimizden belli oluyordu. Lefkoşa sokaklarında yol boyu, bana, ezberden okuduğu şiirler nerdeydi? ”

Bu düşünce ile yola çıkan Deliceırmak geniş kapsamlı bir araştırma başlatır. Neyse ki, kardeşinin şehit haberini alan, o yıl Tıp Fakültesinden mezun olan ağabeyi Dr. Mehmet Ali ULUÇAMGİL tarafından, (derin acısına rağmen) Süleyman’ın İstanbul’da kaldığı evden tüm notları, karalamaları toplanıp korumaya alınır.

Her satır, her bir dize, her not, yazılı ne varsa doktor ağabeyle birlikte 20 yıl dünyayı dolaşır. Deliceırmak da Süleyman’ın ailesinde kardeş ve kız kardeşlerdeki tüm not, karalama ve mektupları bir bir toplar. Özellikle abla Süheyla VURAL, bu konuda çok gayret gösterir. Kapsamlı bir kitap çıkmasını ister.

Bu iş göründüğü kadar kolay olmaz. Bir şiir, birkaç yerde farklılıklarla, yarım ya da bütün karşımıza çıkar. Deliceırmak şaşkındır. Araştırmalarını sürdürürken zaman zaman, kız kardeşlerden birinin evinden bir defter, bir mektup ya da el yazısı ile sararmış kağıtlar eline ulaşır.

Süleyman, Orbay Deliceırmak’la olan arkadaşlığı için de dizeler karalamıştır. Ona ithaf ettiği şiir işte:

ARKADAŞ

- Lefkoşa Su Dairesinde üçüncü sınıf memur, şair Orbay Deliceırmak’a-
Eskiden
Su dairesi dendi miydi
Bir büyük ev gelirdi benim aklıma
İçinde bir büyük havuz
Havuzun içinde karanlık sular
Ve yağmur yağdı mıydı
Ucundan bile geçmezdi su dairesi aklımın

Şimdi
Su Dairesi dendi mi
Kardeşlik gelir aklıma su yerine
Su katılmadık arkadaşlık gelir
Şairlikle birlikte
Orbay gelir kolları sıvalı
Ve yağmursuz havalarda da
Aklıma geldiği olur su dairesinin…

Daha lise yıllarında öğretmenlerinin dikkatini çeker Süleyman…
Lise 1’de iken CÜZDAN şiirine öğretmeni Hüseyin GÜRTUNCA “ Biraz ciddiyet, biraz mizah, bir çocukluk olarak iyi bir başlangıç… Yenilerini görmek isterim…” diye yazar.

O, her konuda durmadan yazar.

Yine lise 2’de hocası Arif Nihat ASYA ise: “ KANUNSUZ İŞ “ öyküsüne “ Kendi kendine küçük eserler yazmayı dene ve bana göster.” Diye kayıt düşer ve 10 verir. “ Yol Mantarları” adlı hikayesine de “ Orijinal bir hikaye. Okul dergisi için tetkik edilmek üzere geri ver. Şu anda biraz daha işle. Tasvirleri tahlilleştir. Hareketi hızlandır.” diye yazar.
Arif Nihat ASYA’nın onu çok sevdiği, sık sık ona: “ İki gözümün bir tanesi” şeklinde hitap ettiği bilinir.
Süleyman’ın sağlam ve akıcı bir Türkçe kullanmasında, temiz ve güzel dilinin olmasında annesi ilkokul öğretmeni Zühre ULUÇAMGİL’in etkisi büyüktür. Anne Zühre Hanım, çok okuyan, kitaplarla kaynaşık bir insandır.

Süleyman sadece şair değil, bir dilci, bir araştırmacı, aynı zamanda bir halk bilimcisiydi de… Köyüne ve yöresine ait birçok bilgiyi daha 20 yaşındayken dağarcığına toplamıştı. Yaşlılarla konuşur, geçmişi derinlemesine öğrenmekten zevk duyardı. Bir şiirinde “ Ben bilirim ama tarih yazmaz.” Der.
O, her tarzı denemiştir. Roman, tiyatro, derlemeler, şiir… Özellikle sömürüye ve zorbalığa baş kaldırır.

“ Şu anda evrenin her zerresinde
Topraktaki karınca misali
Yaşama çabası vardır
Küstahlığa karşı…”

Derken bir yandan da

“ Özgürlük bıraksa da
Bir devlet kursak…” demeyi bilmiştir.

Yine dilinden düşürmediği:

“ Bir bayrak çekelim dedik
O bayrağa yük olduk…” dizeleridir…

“ DİLLERİN UCUNDAN” isimli yarım kalmış romanına başlarken şöyle der: (İngilizleri ve tüm zorbaları kastederek): “Bir azgan girer ara yere. Bir kötü azgan. Bir sarı azgan. Girer… Girer de, kardeşi kardeşin karşısına kor. Bir sarı azgan. Bilerek…

Onun şiirlerini her okuyuşumda inanılmaz bir şaşkınlığa düşerim. Yaşasaydı, ah yaşasaydı, daha neler yazardı kim bilir!

Aşka, sevgiye ve sevgiliye dair şiirlerinden en sevdiğim dizelerdir şunlar:

“ Ben aşık olduğumda
Ellerimi adımlarıma göre
sallamayı unutmuştum…”

Aşkın şaşkınlığı, insanı aptallaştırışı ancak bu kadar yalın bir o kadar da vurucu anlatılabilir bence… Yine o ince söyleyişlerine bir örnek:
“ Su getireceğim
Kara sevdalarımızdan
İçer misin?
İçiver.”

Dizeleri en usta dediğimiz şairlere taş çıkartırcasına yalın, bir o kadar da başarılı dizelerdir…Veya

“ Selam söylen de yarime
Bizim evin destisi dolarken
Batırsın içine yürekten
Elceğizini…”

Dizeleri, gözden yaş getirircesinedir…

Gazimağusa’da 7. Piyade Taburu’nun girişindeki dizeler de onundur.

KIBRIS- TÜRKİYE

“ İnanıyorum bir tek vatana
Yüreklere değgin dibelikten
Ne çıkar aramızda Akdeniz varsa
Ne fark var aramızda
Hep aynı sınırlarda savaşmışız
Kimimiz “ ölürken” diyoruz
Kimimiz “ölürkana”

Kitabın 17. Sayfasında Sayın Deliceırmak şiir üstüne şöyle der, bilmenizi istedim.

“ Şiir eskimez mi? Elbet eskir. İçinde sevgi yoksa bozulur. Mayası sevgiyse, şiir ne eskir, ne bozulur. Süleyman’ın çeyrek asır ( artık yarım asır) önce yazdıkları da işte öyle eskimeyen, bozulmayan türden veya eskidikçe tadı artan şarap gibi…”
Süleyman’ın şehit düşmesinden sonra aile bir türlü bu acıyla baş edemez. Ablası, hamile kalınca dört gözle bir oğul bekler. Kız olur. O yine de kardeşi Süleyman’ın adını yaşatma arzusuyla kızına SÜLEY (Özden- piyanist) adını verir. Süley Hanımla röportajlarımda, uzun yıllar dayısının başına gelenlerin ondan sır gibi saklandığını öğrendim. Köyde anneannenin evindeki duvarlarda, merteklerde Süleyman’ın imzası ve el yazısıyla kazınmış şiirlerini görüp sorar, bir cevap alamaz. Herkes bu sırrı ondan saklar. Çoook sonra dayısının başına gelenleri öğrenir. Onun yarım da olsa adını kullanmaktan gurur duyar.
Şiire ilişkin düşüncelerini de şöyle dillendirir Uluçamgil:
ŞİİR

Bir ölüme tekme savurdum
Bir de yaşamaya
Sonra durdum
Durdum biri çağırmış gibi beni
Meğer yaşıyormuşum…

Ve şiir geldi ayaklarıma dolandı
Şiir
Şiir
Köy ekmeği kadar güzelsin
Ölüm kadar zorlusun
Uzatıyorum bütün günahlarımı Tanrıya
Affedildiğimi bildiren mektubu
Tez gelsin
Uzun olsun
Kara tüylü kedi mırıltısı gibisin kulaklarımda
Çocukluğumun mutlu gecelerinden kalma

Şiir
İyisin…

Bir yanda ölüm
Bir yanda yaşamak
Ve sen
Avuçlarımdaki sıcaklığınla
Yaşamak güzel diyorsun
Ama ne yapabilirim ki ben
Keşke doğmasaydım demekten başka
…. Uzatıyorum işte tüm günahlarımı Tanrı’ya
Affedildiğimi bildiren mektubun tez gelsin
Tez gelsin
Uzun olsun…

Süleyman Uluçamgil, sanki bilir gibi, korkusuzca ve sık sık ölümden söz eder.

ÖLÜM
Alışmıştım Kasım sabahlarının rutubetine
Sahafhane çarşısının küflü kitaplarını
Yadırgamıyordum artık
Nerden çıkageldi bilmem
Oysa ki dökülen yapraklara şiir yazmaktı
Düşündüğüm
Durup dururken simitçi çığlığı gibi
Aklıma geldi ölüm…
……..
Durup dururken simitçi çığlığı gibi
Aklıma geldi ölüm
Oysa ki benim Üniversite kapısında
Dökülen yapraklara şiir yazmaktı
Düşündüğüm…

Dizeleri, elde olmadan insanın ta içine işliyor… Yürek burkuyor… Bir dörtlük daha yer alıyor kitapta ölüm üstüne… Aslında ölümden çok söz eden insanların yaşamayı çok sevdikleri bilinir.
“ Benim için en güzel dua
Gömüt taşlarım küçücük olsun
Öyle üstlerine bastıklarımız gibi
Her günkü sokaklarda…”

Bu anlattıklarımdan sonra yazımı nasıl bitirebilirim, diye düşünüyorum. Onu tanımayı çok isterdim, gerçekten… Çok genç yaşta kaybettiğimiz Süleyman ULUÇAMGİL’in kabrine nurlar yağsın, diyebilirim sadece…

Bu haber 638 defa okunmuştur
  • Yusuf Karayusufoğlu - 30.05.2016 Kıbrıs``a gelmiş en iyi şairdir bence.Özellikle dili 50-60 yıl öncesini düşünürsek çok arı,sade ve düzgün.

:

:

:

: