Esat Mustafa (2)

AİHM, “Demopoulos ve Diğerleri” kararında, Annan Planı’na ayrıntılı biçimde geniş yer vererek ve önemli noktalarda atıfta bulunarak, 24 Nisan 2004 tarihli referandum sonuçları hakkında da değerlendirmelerde bulunup, önemli saptamalar yapmıştı.
AİHM, “Demopoulos ve Diğerleri” kararında, Annan Planı’na ayrıntılı biçimde geniş yer vererek ve önemli noktalarda atıfta bulunarak, 24 Nisan 2004 tarihli referandum sonuçları hakkında da değerlendirmelerde bulunup, önemli saptamalar yapmıştı. Özetle belirtiyorum:

1. AİHM, Kıbrıs sorununun çözümünün, Kıbrıslı Rumların HAYIR oylarıyla engellendiğine vurgu yaparak, Annan Planı’nın Kıbrıslı Rumların mülkiyet haklarıyla Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’den göç etmiş yerleşiklerden oluşan hâlihazırdaki kullanıcıların hakları arasında bir denge kurmaya çalıştı,

2. Türkiye’den gelen göçmenlerin sayısının “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin iddia ettiği gibi 100 bin değil, 45 bin olarak öngörüldüğünü,

3. Toprak düzenlemesi yapılacak bölgelerdeki malların eski mal sahiplerine iade edileceğini,

4. Toprak düzenlemesi yapılmayacak bölgelerdeki malların karşılığı olarak, eski mal sahiplerine tam ve etkili bir tazminat ödeneceğini,

5. Çözümden sonra, hâlihazırda kullanmakta olduğu malı iade etmesi gereken kişi, çözüm kurallarına uygun olarak, tazmin edilmedikçe ya da kendisine uygun bir alternatif yerleşim yeri verilmedikçe, kullanmakta olduğu malı iade etme yükümlülüğü altında olmayacaktır

6. Tarafların argümanlarının adanın geleceği ve mülkiyet meselesinin çözümü konusunda uzun süreden beri devam eden yoğun siyasi uyuşmazlıkları yansıttığını,

7. Başvurucuların kuzeydeki malları kullanamadıkları dönem üzerinden 35 yıl geçtiğini, nesillerin değiştiğini ve nüfusun sabit kalmadığını,

8. Kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin bir bölümünün başka yerlere göç ettiklerini, Güneyden gelen Kıbrıslı Türk göçmenlerin Kuzeye yerleştiklerini, Türkiye’den gelen büyük sayıda yerleşimcilerin Kuzeyde evlerini kurduklarını,

9. Kıbrıslı Rumların mallarının en az bir kez satış, bağış ya da miras yoluyla el değiştirdiğini, dolayısıyla Mahkeme’nin önünde, tüm tarafların siyasi düzeyde bir çözümle sonuçlandırma sorumluluğu altında olduğu bir meseleden kaynaklanan, siyasi, tarihi ve olgusal karmaşıklıklarla dolu davaların bulunduğunu; bu gerçeklik, aradan geçen zaman ve siyasi uyuşmazlıktan kaynaklanan ve hala devam eden gelişmelerin, Mahkeme’nin kararını etkilediğini,

10. Mahkeme’nin açık gerçekler karşısında sessiz kalmasının ve gelişmeleri görmezlikten gelmesinin beklenmemesi gerektiğini... vs. vs. ifade ederek ve Kıbrıs’taki siyasi sorunla mülkiyet meselesi arasında bir ilişki kurarak, Rumlar tarafından engellenen Annan Planı’nın reddedilmesiyle birlikte, Kıbrıs sorununun ve özellikle mülkiyet sorununun devam ettiğini vurguladı.

“DEMOPOULOS VE DİĞERLERİ” KARARININ MÜLKİYET KONUSUNA YAPTIĞI ETKİLER

1. AİHM, Rum davalarını, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK) kararlarına ve Türkiye’nin KKTC’de etkili ve fiili kontrol uyguladığı iddiasına dayandırıyordu. TC davalı konumunda olduğu ve KKTC’de etkili bir iç-hukuk mekanizması kurulmasına olanak sağlamadığı sürece, davalı konumunu koruyacak ve dolayısıyla, BMGK ile AKBK kararlarından da sorumlu tutulacaktı.

2. Kıbrıslı Rumlar, mülkiyet hakları konusunda, Kıbrıs sorununun çözülmediği sürece, mallarının kendilerine ait olacağını, hukuk mücadelesi neticesinde o malların kendilerine iade edileceğini ve kullanım kaybından doğan zararlarını da elde edebileceklerini düşündükleri için, çözüme motive olamıyorlardı. Yani, çözümsüzlüğün devamının onların yararına olduğuna kanaat getiriyorlardı.

3. AİHM, mülkiyet konusu ile siyasi sorun arasında herhangi bir bağ kurmadığı için, Kıbrıslı Rumlar, kararların da etkisiyle, müzakere masasında, hâlihazırdaki kullanıcıların haklarını, aradan geçen uzun zamanı ve iki kesimlilik ilkesini dikkate almaksızın, ana ilkenin iade olmasının, uluslararası hukukun bir gereği olduğunu ileri sürüyordu.”

KARARDAN SONRAKİ ETKİLERİ
Karardan sonra BMGK’nin ve AKBK’nin KKTC’nin yasal statüsü ve uluslararası konumu ile ilgili kararlarında herhangi bir değişiklik olmadığını ve Kıbrıs’taki fiili durumun da değişmediğinin altını çizen Esat Mustafa, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün yalnızca Kıbrıslı Türklere değil, kendilerine de zarar verdiğini fark edeceklerini, bunun da çözüm konusundaki motivasyonu artırabileceğini kaydetti.

“RUMLAR, MÜLKİYETİN BİREYSEL DAVALARLA ÇÖZÜLEMEYECEĞİNİ KAVRAYACAKLAR”
“Rumlar, Kıbrıs Türk tarafının savunduğu, mülkiyet konusunun siyasi sorunun bir parçası olarak görülmesi gerektiği ve Kıbrıs sorunu çözülmedikçe mülkiyet meselesinin de ortadan kalkmayacağı tezinin uluslararası toplum ve mahkemeler tarafından da kabul edilmeye başlandığını ve yıllarca devam eden mülkiyet sorununun bireysel davalarla çözülemeyeceğini kavrayacaklar” şeklinde konuşan Esat Mustafa, AİHM’nin, mülkiyet sorununun yalnızca iadeyle değil, tazminat ve takas gibi yollarla da çözülebileceğini ve iadeye ağırlık verilmesinin de gerekmediğini son derece açık biçimde açıklamış olmasının, Kıbrıs Rum tarafını, müzakere masasındaki pozisyonunu gözden geçirmek zorunda bırakacağını belirtti.

Mustafa, bu karar neticesinde, Türk tarafının mülkiyet konusundaki tezlerinin uluslararası hukuk tarafından kabul edilmediği yönündeki iddialarının etkisiz kalacağını ve uluslararası hukukla çelişen tezlerin de tamamen çürütülmüş olacağını ifade ederek, “Çözümsüzlüğün uzaması durumunda, mal üzerinde yaşayan kullanıcının haklarının da o denli artacağını kavrayan Rumlar, Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesi konusunda motive olacaklar ve olası bir çözüm referandumunda, büyük bir ihtimalle, 2004 yılında kullandıkları ‘HAYIR’ oyuna karşı, bu kez ‘EVET’ oyu kullanacaklardır” dedi.

“DEMOPOULOS VE DİĞERLERİ” KARARINDAN ÇIKARILACAK DERSLER
AİHM’in, “Demopoulos ve Diğerleri” kararında, Birleşmiş Milletler tarafından büyük emek harcanarak hazırlanan ve uluslararası toplum tarafından da tam olarak desteklenen Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen, planın içeriğine büyük önem vermiş ve çözümlenemeyen Kıbrıs sorununun, hem nüfus hem de toprak mübadelesi konularında büyük fedakârlıklar yapmayı ve önemli oranda taviz vermeyi kabul eden Kıbrıslı Türklerden kaynaklanmadığına vurgu yaparak; adadaki mülkiyet sorunlarının ancak siyasi bir uzlaşma ile çözümlenebileceğini saptadığını vurgulayan Mustafa sözlerini şöyle tamamladı: “Hâlihazırda malı kullanan kişi (kullanıcı) ile kullandığı mal arasında manevi bir bağ oluştuğu için, onun da hakları olduğuna saptama yapan AİHM, çözümsüzlüğün uzaması halinde, kullanıcı haklarının da o denli artacağı açık bir şekilde anlaşılmaktadır ancak kapsamlı bir çözümde, malı terk etmesi gereken kullanıcının temel haklarının, taraflar arasında karara bağlanacak kapsamlı çözüm kuralları çerçevesinde belirleneceği de bilinmelidir.

“YENİ MAĞDURİYETLER YARATILAMAZ”
Çözümden sonra, hâlihazırda kullanmakta olduğu malı iade etmesi gereken mevcut kullanıcının, çözüm kurallarına uygun olarak tazmin edilmedikçe, ya da kendisine uygun bir alternatif yerleşim yeri verilmedikçe, kullanmakta olduğu malı iade etme yükümlülüğü altında olmayacağının Mahkeme tarafından açık bir ifade ile atıfta bulunması, kullanıcı haklarının önemini ortaya sermektedir. AİHM aldığı kararla, eski mal sahibinin haklarını teyit ederken, o mal üzerinde uzun yıllar yaşayan mevcut kullanıcının da hak sahibi olduğuna ayrıca, bir hak iadesi yapılırken, başka bir insanın hakkına tecavüz edilmemesi ve mağduriyetler karşılanırken, geniş halk kitlelerini etkileyecek yeni bir mağduriyet ortamının yaratılmaması gerektiğine hüküm vermiştir. Dolayısıyla yaşanan müzakere sürecinde görüşmeci heyet, AİHM’in ‘Demopoulos ve Diğerleri’ kararından iyi bir ders çıkarıp, onu referans alması gerekmektedir.” (Son)
Bu haber 5756 defa okunmuştur

:

:

:

: