Kıbrıs'ta şimdi ne?

'Federasyon imkânı öldü, şimdi başka çözüm imkanları araştırma zamanıdır' değerlendirmelerine malum bizim kendini solcu sanan tayfa çok bozuluyor.
'Federasyon imkânı öldü, şimdi başka çözüm imkanları araştırma zamanıdır' değerlendirmelerine malum bizim kendini solcu sanan tayfa çok bozuluyor. Solcu olmak Rum kesiminin dediklerini sorgusuz sualsiz desteklemek, Kıbrıs Türk liderliğinin ve Türkiye yetkililerinin dediklerini de ölümüne eleştirmek desturları ya, bir taraflarını parçalıyor arkadaşlar 'İlle de federasyon, Rum istemse de federasyon' diye bağırmaktan.
Anlamak çok zor bu arkadaşları. Ne yiyorlar ne içiyorlar, bu neyin kafasıdır? Alçaklık kompleksi mi, azınlık takıntısı mı, ne? Anlayamıyorum. Solcu olmanın temel gereği nedir? Yerel olmak, milli olmak, ulusal olmak, vatansever olmak, halk sever olmak, bilmem daha sayayım mı, hepsi... Biri veya diğeri değil, tüm bu değerler bir arada sol düşünceyi şekillendirir. Ulusal olmadan enternasyonal olmak mümkün değil, zaten enternasyonal olmak da artık ne sosyalist diktatörlüğün son kalesi Küba'da ne de milliyetçi-komünist Çin'de kaldı. Rusya'yı saymıyorum bile, resmen adını koymadan Çarlığa geri döndü. Bu durumu fark etmeyen, hala daha soğuk savaş döneminde yaşayıp, solculuğu Rum'a köle olmakta gören bizim tatlı su solcuları kaldı... Acınacak bir durum.
Kolejli yıllardan arkadaşım, kardeşten de öte dostum Cemal Aslan bir mesaj gönderdi geçenlerde. Solcu arkadaşlarımıza yönelik bir eleştiri idi. 'Bırakın bu romantizmi artık ve uyanın. Rum bizle güç paylaşmaz... NATO merkez karargahının Moskova'ya taşınmasını hayal etmeyiniz!'
Cemal'in mesajında anlam açık. Durumun vahametini ortaya sergilemek için kullandığı benzetme ibretlik. Olmayacak iş de değil hani, ama yine de NATO merkez karargahının Brüksel'den Moskova'ya taşınması hiç de öyle Paris'ten Brüksel'e taşınmasıyla kıyas edilemez. Doğrusu ibretlik bir durum, çağ açan bir gelişme olur.
Değerli gazeteci arkadaşlarımız Mete Tümerkan ile Hüseyin Ekmekçi çok enteresan bir yazı dizisine imza atıyorlar bu hafta. Daha yazıları yayınlanmadı ancak her iki arkadaşımızın geçmişleri ideolojik veya kişisel değerlendirmeler ve beklentileri bir kenara koyup, tarafsız bir analiz yazabileceklerine inandırıyor beni. Son iki yılın bir özeti olacak bu seriyi merakla bekliyorum. Ancak, Mete'nin son yazısındaki 'Crans Montana'da neyin olamayacağı ortaya çıktı. Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafı ile eşit koşullarda federal bir çatı altında yeni bir ortaklık kurma konusunda istekli olmadığı görüldü. 'Sıfır asker- sıfır garanti' söylemini de bu durumu gizlemek için bir araç olarak kullandı. Bu durum tespitini doğru bir şekilde yapmadan, bundan sonra ne olabileceği konusunu konuşmak doğru olmaz' satırları son derece doğru bir değerlendirme.
Bu değerlendirmenin yüzde kaçına Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı katılır? Özdil Nami bu konuda ne der? Akıncı'nın 'Crans Montana son çözüm imkanıdır' diye çıktığı yoldan 'Çözüm bizim nesil beceremedi' diye döndüğü, sonra da 'Avrupa Birliği üyesi iki devlet' fikrini savunduğu hatırlandığında, Özdil Nami'nin endişelerle süslü bir şekilde son 'ille de federasyon' şarkısını söyleme ısrarı anlaşılır bir durum değil doğrusu. Hem Rum kesiminin federasyon, yani güç paylaşımı istemediğini, cumhurbaşkanlığında rotasyonu kabul etmediğini söyleyecek hem de hala daha federasyon olabilirmiş gibi mesaj vereceksin, anlaşılacak bir yaklaşım değil.
50 yıllık görüşme süreci sonunda artık br karar verme zamanı geldi. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun 'Federal çözüm parametreleri son buldu' şeklindeki sözleri afaki bir değerlendirme değil. Bu sözler boş görüşmelerden, zamana oynamaktan, görüşür gibi yapmaktan öteye gidemeyen Kıbrıs görüşme sürecinden duyulan bıkkınlığı sergilemiyor mu?
Nitekim, Çavuşoğlu'nun 'Kıbrıs'ta çerçevesi belli olan parametrelerle çözümü destekledik. Nasıl bir çözüm istediğimizi belirttik. BM çatısı altında görüşmeler oldu, 6 tane fasıl var. 4 fasılda yaklaşımlar oldu, özellikle son iki fasılda bir sonuca bağlamak istedik. Bu konuda neler yapabileceğimizi söyledik, kırmızı çizgilerimizi belirttik. Orada herkes gördü ki Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC çözümü isteyen taraf oldu. Ancak Kıbrıs Rum Kesimi ve garantör ülke olarak Yunanistan çözüm istemedi. Çünkü onlara göre orada kendi bir devletleri var. Mutabakata vardıkları konularda bile geri adım atmaya başladılar' sözleri ve 'Biz diyoruz ki bu parametrelerle 50 yıl daha konuşsak bir sonuç alamayacağız. BM'de dahil hep beraber oturup bir karara varmalıyız, yol çizmeliyiz. Bu ömür boyu böyle gitmez' kararlılığı bir dönüm noktasına geldiğimizi göstermiyor mu?
Bizim 'ille de federasyon' dans ekibi anlamamakta ısrar etse de belki Türkiye Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik'in, 'Kıbrıs kapsamlı müzakereleri sona erdi. Müzakerelerin herhangi bir şekilde dondurulmuş ya da askıya alınmış değil. Sona erdi' sözlerini duymuşlardır eminim.
Yeni bir durum değerlendirmesi yapmanın ve yeni bir yol haritası çizmenin zamanıdır. Bir yandan Türkiye belki de saygın bir büyükelçiyi veya kıdemli bir siyasetçiyi özel temsilci atayarak KKTC'nin uluslararası tanınması açısından bir çabaya girmeli, diğer yandan da eğer Türkiye'ye kuzey Kıbrıs'ın ilhakı düşünülmüyor ise adada çözüm için tek umudun AB içinde iki devlet olduğunu her platformda güçlü bir şekilde seslendirmenin, yen görüşmeler ne zaman başlayacak ise ancak bu zeminde olabileceğini kayda geçirmenin tam zamanıdır.
Rumların Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Cumhuriyeti çatısına dönebilecekleri umudunun ham hayal olduğu açıkça gösterilmeli, Anastasiades'in ikide bir 'Türkiye'yi terk edip, Cumhuriyet'e dönün' minvalindeki açıklamaların bizzat Akıncı ve sözcüsü tarafından sert şekilde cevaplandırılmalı, bu beyanların zaten yıkılmış güven ortamının tekrar oluşumuna ne kadar zararlı olduğu sergilenmelidir.
Anastasiades'in planı seçime yönelik, hatta seçimin ikinci turunda bugün kendisini 'başarısızlık' ve 'federasyona karşı olduğundan isteyerek Crans Montana sürecini yıkmak' ile suçlayan AKEL'in oylarıyla tekrar seçilmektir. Tıpkı bizim solcular gibi AKEL de 'Kıbrıslılık' üst kimliği altında Rum hegemonyasında bir birleşmiş Kıbrıs hayal etmekte, federasyonun buna hizmet vereceğine inanmaktadır. Bu oyuna gelmemek lazım.
Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafıyla eşitlik temelinde adanın yönetimini paylaşacağı, cumhurbaşkanlığında rotasyon olacağı, fiili veto hakkı ile Kıbrıs Türkün çıkarlarını koruyabileceğinden Türkiye'nin garantisine ve askeri desteğine bir süre sonra ihtiyaç duyamayabileceği varsayımları 50 yıllık beyhude görüşmeler sonrasında artık bırakılmaları, gerçekçi olunması ve iki devletli çözümün tek yaşayabilir yol olduğunun kabul edilmesi gerekir.
İşte bu nedenlerle, KKTC Cumhuriyet Meclisi olağanüstü toplanması için çağrı yapılmalı, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon kurulması talebine dayanan tüm meclis kararlarını lağvetmeli ve Cumhurbaşkanı'nın sadece 'AB içinde iki devletli Kıbrıs' görüşmeleri yapmasına karar verilmelidir. Cumhurbaşkanı Meclis kararıyla meşruiyetini bulan Kıbrıs Türk halkı adına Rum tarafıyla Kıbrıs sorununu görüşme görevinin çerçevesinin yeniden şekillenmesi şarttır.
Yarın çok geç olabilir. Rum seçimleri sonrasında baskıların artacağı, görüşmelerin bir şekilde başlayacağı kesindir. Yen görüşmeler başlamadan, Kıbrıs Türk halkının yeni görüşme hedefi talebinin kayda geçmesi yararlı olacaktır.
Bu haber 258 defa okunmuştur

:

:

:

: