FETÖ soruşturmaları

Demokratik Hukuk Devletlerinde, koğuşturma ve soruşturmalar, o ülkenin yasa koyucusu tarafından konulan, kurallar ile mümkündür.
Demokratik Hukuk Devletlerinde, koğuşturma ve soruşturmalar, o ülkenin yasa koyucusu tarafından konulan, kurallar ile mümkündür.
Daha açıkçası.
Bir eylem sonucunda, kolluk kuvvetlerinden, o eylemin ortadan kaldırılması veya yok edilmesini istemek. O eylem veya eylemlerin Hukuk kuralları tarafından belirlenmesi ve yasaklar listesine alınması ile mümkün.
Buna, yazılmış kitap.
Basılmış, broşür.
Yafta.
Vs. gibi, yazılı unsurlar da eklenebilir.
Bir ülkede, Hukuka dayanmayan hiçbir yasak, hukuken mümkün değildir.
Dünyamızda, bunun aksi yok mu?
Çok.
Bilhassa ihtilal ve darbelerde.
Darbeyi yapanların.
İlk yaptıkları uygulama.
Ya, o ülkenin Anayasasını ortadan kaldırmak.
Ya da.
Kendi kafalarına göre, Anayasa yapıp, bin bir baskı ile Halka, o Anayasayı onaylatmak.
Arkasından da, kendi kafa yapılarına göre, yasaklar oluşturmak.
Darbe rejimlerinde bile, yapılamayacak uygulamalar veya davranışlar belirlenerek, kamuoyuna duyurulur ve bunların yasaklar kapsamına alındığı, bildirilir.
Gelelim, bizim ülkemizde, son Feto uygulamaları ile ilgili gelişmelere.
15 Temmuz 2016 ‘daki darbe girişiminden sonra, bizim siyasiler, KKTC’de FETÖ ve FETÖ’cuların olmadığı garantisini, hemen verdiler.
Fakat, geçen zaman süreci içerisinde, bunun böyle olmadığı, ortaya çıktı.
Askerde, çıktı.
Din adamlarında, çıktı.
Bakalım, daha nerede çıkacak?
Yani KKTC ‘ de, FETÖ gerçeği sabit.
Bu, Mahkemelere kadar uzandı.
Sabit olan da , FETÖ’ya ait kitapların veya yapıtların, olması.
Bu kitaplar.
KKTC’ye, Türkiye’den geldi.
Şayet geldikleri tarihte, bunlar suç unsuru teşkil ediyorlarsa. Niye adaya sokuldu?
Niye, bu kitapları getirenlere, yasal işlem yapılmadı?
Velev ki.
Bunlar, daha sonra, tehlikeli hal almaya başladı.
Niye yasal olarak ve Hukuk Devleti İlkeleri çerçevesinde, kurallar konularak, yasaklanmadılar.
Bunu anlamakta, güçlük çekiyorum.
Böyle bir şeyin olduğunu, ne duydum, ne de bir yerde okudum.
“Halkı kin ve nefrete veya birbirlerine karşı, husumete sevk etmek.”
Bunlar, adaya sokulurken, yetkililer nerede idi?
O zaman, bunların içeriğinde, bu suç unsurları yok muydu?
Şimdi mi, fark edildi?
Yoksa, adaya sokuluşlarındaki konjonktür, başka mı idi?
Bu soruları çoğaltmak, mümkün.
FETÖ ve FETÖ ile ilgili gelişmeleri, takip etmeye devam edeceğim.
Bir başka hassas konuya, gelmek istiyorum.
O da, gazetecilik konusu.
Bizim ülkede, maalesef oto kontrol yok.
Haberin kaynağının, tamam olup olmadığına hiç bakılmaz.
Haberden çok.
Bir suçlama kampanyası.
Suçlama yapılır.
Suçlanan, aklandığı halde.
Aklandığı ile ilgili haber, yok.
Veya.
Suçsuzluğu ile ilgili, bir kelam yok.
Tabii, tüm gazetecileri ve köşe yazarlarını, kastetmiyorum.
Fakat, genellikle oto kontrolsüzlük, maalesef basınımızı kemiren, bir kemirgen halini almıştır.
Bu konuda, hepimize büyük görevler düşmektedir.
Bu haber 205 defa okunmuştur

:

:

:

: