KKTC seçiminde hedef ne olmalı…

Çok uzun yıllardır devam eden Kıbrıs toplumlararası görüşmelerinin 1977’den bu yana hedefi adadaki Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının ortak federal bir çatı altında ancak iki kesimlilik ve iki toplumluluk ilkeleri çerçevesinde beraber yaşayacakları bir düzen kurmaktır.
Çok uzun yıllardır devam eden Kıbrıs toplumlararası görüşmelerinin 1977’den bu yana hedefi adadaki Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının ortak federal bir çatı altında ancak iki kesimlilik ve iki toplumluluk ilkeleri çerçevesinde beraber yaşayacakları bir düzen kurmaktır.
1977 öncesinde hedef başka idi. Hatta 1973’de Kıbrıs Türkleri bugün muhtariyet diye tanımlayabileceğimiz bir statüde 1964’den bu yana 1960 anlaşmalarına ve anayasaya aykırı şekilde oluşan sadece Rumların temsil edildiği devlet ve hükümet yapılanmasında azınlık olmayı da kabul etmişti. Heyhat, Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş ile eski Rum lider, o dönem görüşmeci, Glafkos Klerides’in uzlaştığı metni Başpiskopos Makaryos ne Garanti anlaşmasını sona erdirdiği ne de ittifak anlaşması uyarınca adaya yerleşen Türk alayının varlığına noktayı koyduğu gerekçesiyle kabul etmedi.
1977’ye kolay gelinmemişti. Üniter devleti 1963-1964’de silah zoruyla ele geçiren ve adaya barış gücü yerleşmesiyle birlikte anayasaya aykırı tek Rumlardan oluşan Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini “şartların zorladığı geçici durum” olarak görüp tanıyan 4 Mart 1964 tarihli, 186 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı Rum iştahını kabartmış, adada her şeyin şartsız ve ortaksız kendilerine ait olduğu ön kabulünü kemikleştirmişti. Yunanistan’a ilhak, yani enosis, ve “megalo idea” hastalığını da besleyen bu toplumsal algı bozukluğu nedeniyledir ki tüm görüşme süreci askında hep boş ve sonuçsuz kavram tartışması ile geçti. Kıbrıs Rum liderliğinin amacı her zaman Kıbrıs Türk toplumunda uyandırılacak tükenmişlik sendromu yoluyla “meşru hükümete” bazı “ileri azınlık hakları” ile yama olmayı kabul etmeleri hedefini sağlamak olmuştur. 1977’de de öyle idi, 2004’de de öyleydi, 2017’de Crans Montana’da sürecin çökmesinin sebebi de o idi.
Cumhurbaşkanlığı adayları kampanyalarına bir şekilde başladılar. Sol adaylar ısrarla “ille de federasyon” demekteler. Mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Türkiye karşıtlığını kazıyarak tekrar seçilmeyi hedeflerken halka da sanki Crans Montana üzerinden üç yıl geçmemiş gibi seçildiği takdirde beş ay içerisinde beşli zirveyi (üç garantör ülke ile iki toplum lideri ve BM genel sekreteri) toplamayı ve birkaç ay içerisinde federal çözüm için hızla adım atılmasını sağlamayı söz veriyor. Federal çözümün BM’nin kabul ettiği hedef olduğunu ısrarla vurgulayarak, onun haricinde “anlaşmalı ayrılık”, “AB çatısı altında iki devlet” ya da “iki bağımsız devlet” gibi bir amaç gütmenin sürecin “başarısızlığının suçunu Kıbrıs Türklerine yükleyeceği” uyarısında bulunmakta Akıncı.
Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri ve cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman da hemen hemen aynı görüşte. O da federal Kıbrıs hedefini savunuyor. En önemli fark Erhürman, seçildiği takdirde Akıncı’nın kutuplaştırma siyasetini sona erdirerek cumhurbaşkanlığın herkesi tüm farklılıklarıyla ama Kıbrıs Türk kültürünün korunması hedefi gözetilerek kucaklayan ama aynı zamanda sorunlara çare üreten, hem Türkiye hem de Avrupa Birliği, İngiltere’yle, Fransa’yla ve Birleşmiş Milletlerle de konuşan, iyi ilişkiler geliştiren bir cumhurbaşkanlığı vadediyor.
Ulusal Birlik Partisi lideri Başbakan Ersin Tatar “Ab içerisinde iki devlet” hedefini açıkça söylerken, Yeniden Doğuş Partisi lideri Erhan Arıklı ise çözümün iki devletten geçtiği görüşünde.
Halkın Partisi (HP) lideri ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ise “üçüncü yol” adını verdiği ve bir anlamda Maraş’ın açılması örneği gibi bütünlüklü çözümden ziyade adım adım çözüm fikrini savunuyor.
Doğrudur, iki devletli çözüm ister AB içerisinde ister dışarısında olsun kabulü çok zor bir hedef. Tüm Avrupa’da azınlık meseleleri var ve kimse bir örnek ortaya çıkmasını arzu etmemekte. Federal çözümün ise imkansızlığı en son 2017’de bir kez daha yaşandı. Federal çözümde ısrar aslında çözümsüzlükte, statükonun devamında ısrardır.
Peki o zaman hedef ne olmalıdır?
Gayet net. Öncelikle neyi, hedeflerse hedeflesin yeni süreç için şartlar olgunlaştırılmalıdır. Her şeyden önce bazı ilkeler ve kriterlerde hemfikir olunmalıdır.
1- Egemenlikte ortaklık dahil, görüşme süreci öncesinde Rum liderliği adadaki iki halkın eşitliğini, adadaki eşit hak sahibi olduklarını, Kıbrıs adasının her iki halkın ortak evi olduğunu hiçbir şart öne sürmeden kabul ve ilan etmelidir.
2- Güvenlik ve garantiler Kıbrıs Türk halkı açısından yaşamsal önemdedir. Bu alanda 1960 gerisine gidilmesi söz konusu edilemez.
3- Tarihinden, coğrafyasından doğan ve güvenliği için yaşamsal önem kazanan adadaki ve Doğu Akdeniz’deki Türkiye çıkar ve hakları göz ardı edilemez.
Ayrıca,
4- Yeni görüşme süreci hem takvimle güçlendirilmeli hem de başarısızlık durumunda Kıbrıs Türk halkının uluslararası statüsünün ne olacağı net bir şekilde sergilenmelidir.
5- Görüşme kararı alındığı günden başlayarak adadaki iki taraf arasında tüm anlaşmazlık konularında – Doğu Akdeniz hidrokarbon çalışmaları dahil – moratoryum ilan edilmeli, karşılıklı olarak “diğerini suçla” siyaseti sona erdirilmelidir.
6- Gerek AB ülkelerinden gerekse de üçüncü ülkelerden Kıbrıs Rum havaalanı ve limanlarından KKTC’ye seyahat etmek isteyenlere engellemeler derhal sona erdirilmelidir.
7- 2004’den bu yana Rum yönetiminin ve Yunanistan’ın engellemesiyle Kuzey Kıbrıs ile AB arasındaki doğrudan ticaret konusu sonlandırılmalı, KKTC üzerindeki izolasyonlar sona erdirilmelidir.
Eğer iki tarafta da çözüm istenci gerçekten varsa mevcut iki toplumlu komitelere birkaç yeni eklenerek bazı önemli alanlarda çözüm yolları aranması da mümkündür. Mesela, nihai çözümdeki haklara halel getirmeden altyapı ve üstyapı sıkıntılarını çözmek, imar meselelerini halletmek ve 1974-öncesi sahip ve kiracıları hakları ile vakıf konusunu da çözmeyi hedefleyecek bir ortak istikşafi komite kurulabilir.
Ayrıca, çözümün finansmanında ciddi kaynak sağlaması beklenen Doğu Akdeniz hidrokarbon zenginliğinin ortak yönetimi amacıyla 2010’dan bu yana defalarca Kıbrıs Türk tarafınca tekrarlanan ve hep reddedilen BM yönetiminde ad hoc bir ortak komite kurulması bu kez ciddi olarak gündeme alınabilir.
Sizce de adaylar afaki ve romantik konuşmaları bırakıp bu konularda neler düşündüklerini açıklamaları gerekmez mi?

Bu haber 714 defa okunmuştur

:

:

:

: