Paris / Parisii

Paris, herkesin gitmek için can attığı bir Avrupa şehri.

Paris, herkesin gitmek için can attığı bir Avrupa şehri. Gidenleriniz var mı? Tabii ki öncesi için soruyorum. Şimdilerde ne mümkün? Bırakın böyle muhteşem bir Fransız şehri gezmeyi; kendi mahallemizde yürümeye bile çekiniyoruz.
Ben, o çok şanslılardan biri olarak Ağustos 2015’te o var olduğuna inanmakta güçlük çektiğimiz muhteşem ötesi şehirdeydim. Oraya gidiş nedenim de o ana kadar benim bile aklıma gelmeyen evrenin bana yaptığı kocaman bir sürprizdi. Evet, sürprizlere inanıyorum. Her zaman ve her yerdeki sürprizlere… Seneler önce, Ankara’da birlikte görev yaptığım o da benim gibi Edebiyat öğretmeni olan arkadaşım, şarkı söylemeyi çok seviyordu. Türkiye’nin en değerli korolarından birine katılmış, kendini bu anlamda gerçekleştirmişti. Bu koro, İnci Tığlı Ayağ hocamın kuruculuğunu ve şefliğini üstlendiği Ankara Üniversitesi Alegria Korosu’ydu. Bu çok özel oda korosu, 2000 senesinde yolculuğuna başlamış, 2016 senesinden bu yana da çalışmalarını Ankara Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir. Amaçlarından bazıları; oda korosu olarak Dünya edebiyatını geniş kitlelerle buluşturmak, Türkiye’de seslendirilmemiş çok sesli eserleri seslendirmek, uluslararası festivallere katılarak ülkelerini ve kültürlerini temsil etmek… Bu yolculukta, yurt içi ve yurt dışı festivallere katılmışlar ve birçok ödülle dönmüşler. Kıbrıs’taki festivallere de birkaç kez katılmışlardı. Onları tanıdığım yüzler olarak gidip dinlemek, benim için bir gururdu. İşte, 2015 senesinde de Paris Müzik Festivali’ne gidiliyordu. Ben de onlarla giden şanslılardandır. Eyfel Kulesi’nin altında söylediğimiz Türkçe şarkıları, yaptığımız provaları, İnci hocamın beni festivale yetiştirmeye çalışmasını, ana dilimizin dışında öğrendiğim İngilizce ve İtalyanca şarkıları ve tabii ki kocaman ve birbirimize bağlı, saygılı bir grup olarak Türkiye’yi temsil ederek festivalde çıktığımız kilise sahnesini ömrüm boyunca unutmayacağım. Bu görülmeye değer ekibin son solisti bendim.
Yaşanmaya Değer Nadide Bir Kültür
Fransa’nın başkenti, Paris’in en ünlü, en güzel caddesi Şanzelize Caddesi ya da Şanzelize Bulvarı. Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak gösterilen Elysion ovalarından alır. Bu cadde, çocukluk ve gençlik yıllarımda Avrupa hayallerim arasında olan bir konumdu. Bu cadde üzerinde gezmek, sütsüz ve şekersiz bir kap kahveyi yudumlamak, şekerin kendini gösterdiği, kakao cimriliği yapılmadığı pastadan; tiramisudan bir iki çatal almak, insana o an kendini daha da değerli hissettiriyor. Oradayken, aslında normal bir cadde görünümlü, o kareyi dondurmak ve bir daha hiç o kareden bir yere adım atmamak istiyor, insan. Sevgi ve saygının, insanca değerin, nezaketin, ışıltıların yaşandığı bir cadde burası. Gecesi başka; gündüzü başka güzel. Ayrıca, Paris’in yollarının genişliği dikkatimi çekmişti. Kurallarla yürüyen, araba kullanan, park yapan insanlar görüyor ve onlara saygım gittikçe fazlalaşıyordu. Opera National de Palais Garnier (Paris Opera Binası), muhteşemliğiyle karşımızdaydı. Binan içine girdiğim zaman yoğun bir kültür birikimi hissetmiştim. Bununla birlikte, binadan çıktığımda derin bir nefes aldığımı, bu nefesle birlikte yaşadığım ve tam da orada olduğum için şükrettiğimi de anımsıyorum. Hatta, binanın önündeki kocaman ve geniş merdiven basamaklarına oturup heyecanımın geçmesini beklemiştim. Binanın hemen solunda en sevdiğim mağaza olan ZARA’ yı da orda görmek, bana farklı bir bakış açısı oluşturmuştu. Aquarium de Paris, gezilmeye değer yerlerdendi. Disneyland, Louvre Müzesi, Picasso Müzesi, Orsay Müzesi ve daha birçokları. Paris’ te o kadar çok müze var ki üç günde hepsini gezmek olanaksız. Picasso Müzesi’ne girebilmek için saatlerce sırada beklemiştim. Beklediğime de değmişti sonunda. Salvador Dali’nin eserlerini görmek için Montmartre adlı küçücük sergi yerinin de o günlerde açık olmasını gönülden isterdim. Paris, öyle birkaç günlüğüne gezilecek bir yer olmadığı için bir daha orada olmaya, bu satırların sonunda, niyet ediyorum. Dünyamız düzelir düzelmez ilk gideceğiniz yer, burası olmalı! Bu kadar uzun süren bir karantinayı göğüslediğimiz bu dönemlerin ödülü, neden böyle bir gezi olmasın?

Bu haber 1151 defa okunmuştur

:

:

:

: