Kekova ve İstanbul Boğazı

Benim için müthiş zevk ve heyecan verici bir deneyimdi Kekova'da klip çekmek. Buram buram kokan geçmişi ve gizemiyle insani büyülüyor Kekova.
Benim için müthiş zevk ve heyecan verici bir deneyimdi Kekova'da klip çekmek. Buram buram kokan geçmişi ve gizemiyle insani büyülüyor Kekova. Sizlere bugünkü yazımda, birlikte çalışmaktan onur ve gurur duyduğum can dostlarım, sevgili yönetmenim, Cumhur AYAR ve eşi müthiş bir zeka Pınar AYAR ile beraber çektiğimiz klipe ev sahipliği yapan dillere destan Kekova'yı biraz anlatmak istedim. Çünkü Kekova benim için çok özel anıların geçtiği müthiş bir doğa oldu.

Kekova (Likya dilinde: Dolichiste), Antalya'nın Demre ilçesi yakınlarında, Kaleköy (antik Simena) ve de Üçağız (antik Teimioussa) köylerinin açıklarında yer alan bir Akdeniz adası. Türkiye ile İtalya arasında 1932 yılında imzalanan anlaşma ile tekrar Türkiye'ye bağlanmıştır. Kekova Adası ismini çevresindeki bölgeye de vermiştir. Ancak bu ada depremler sonucu deniz altında kalmış ve buraya batık şehir ismi de verilmiştir. Bu adanın yakınında Aperlai, batık Kent, Kaleköy'deki Simena, Üçağızdaki Theimussa, Gökkaya koyundaki Istlada isimli antik kentler bulunmaktadır. Ada, hiçbir zaman karşısındaki iki küçük liman gibi kent özellikleri taşımamış, daha çok iki kenti perde gibi Akdeniz'e karşı koruyup denizcilerin sığınak, gemi inşaa ve onarım üssü olarak kullanılmıştır. Bu çevrede bugün 'Batık Kent' olarak adlandırılan adanın kuzeybatı kıyılarındaki kalıntılar, en az İ.Ö. 5. yy.'dan beri ticari ve askeri üs olarak kullanılmış olan Kekova'nın en renkli köşesidir. Tersane koyu ise hem yüzülebilecek tek yer hem de Bizans dönemine ait bazilika apsisi ile arkeolojik kalıntıların en yoğun olduğu alandır. Klip çekimleri çok heyecanlı ve renkliydi. İnanılmaz bir ortam Kekova ve çevresi. İnsanı huzura kavuşturan sessizliğinin yanında, gizemli mimari kalıntıları insanın meraklı gözlerle çevresini incelemesini sağlıyor.

Kaş ve Batık Kent Kekova'da iki klipimin çekimlerini tamamladıktan sonra, 17 saat süren bir yolculuktan sonra, asistanım ve yönetmenimle birlikte İstanbul'a geldik. İstanbul benim için çok önemli bir şehir. Özellikle de İstanbul Boğazı.

Dolandırıcı Yollar

Yazımı yazabilmek için, 20 Temmuz 2007 'de İstanbul Boğazı'nı karşıdan karşıya yüzerek geçtiğim yere gelmek, o tarihi günü hayal etmek ve Boğaz'ın ihtişamını izlemek istedim. Asistanımla birlikte, Taksim Meydanı'ndan bir taksiye bindik. Biner binmez içimi bir sıkıntı sardı. Sahil yolundan bizi götürmek varken, çevre yolundan Rumeli Hisarı’nda bulduk kendimizi. Cüzdanımdan 50 TL çıkarttım, asistanıma verdim. Taksimetre 42,50 TL yazdı. Normalde Taksim - Rumeli Hisarı taş çatlasın 20 – 30 TL arası yazar. Para taksi şoförüne uzatıldı, parayı aldı ve el çabukluğuyla pis bir 5 TL yi göstererek benim 50 TL değil 5 TL verdiğimi söyledi. Şaşkınlık içerisindeyiz. İtiraz ettim. Hayatım boyunca hiçbir zaman cüzdanımda pis para bulundurmadım ve pis bir parayı para üstü olarak bile kabul etmedim, kullanmadım. Bir 50 TL daha çıkarttım verdim ve bunun üzerine hemen taksiyi terk ettik. Araçtan iner inmez asistanım 155 Polis İmdat’ı arayarak taksinin plakasını verdi ve durumu anlattı. 4 dk sonra inanılmaz bir çabuklukla Arnavutköy Polis Karakolundan arandık ve taksinin yakalandığını söyleyen polis memuru işlemlerin başlatılabilmesi için bizi Arnavutköy Polis Karakolu'na davet etti. Atladık bir başka taksiye soluğu karakolda aldık. Karakol önünde bizi karşılayan güler yüzlü İstanbul Emniyeti'nin güzide polis memurları, başlarında müthiş bir yürek ve beyin bayan Komiser Hilal karakol amiri. Buradaki polislerin hakkı yenmez muthiş bir çaba ve özveri ile üstlerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirirken hem bizim hem de dolandırıcının haklarını gözetirken herkes tarafından görülmeliydiler. Ne kadar takdire şayan ve insani bir yaklaşımla olayın üzerine gittiler tüyler diken diken o sırada. İfademizi verdik ve daha önce de bir çok suçu bulunan (dolandırıcılık, gasp, araba hırsızlığı, iflaslı dolandırıcılık ve dahası), ehliyetsiz araba kullanmak, izinsiz ticari taksi kullanmak, araç işlemlerinin eksik oluşu, düz çizginin bulunduğu Bebek Sahil Yolu'nda kanuna aykırı 'U' dönüşü yapmak, bunun yanında emniyet kemersiz araba kullanmak, polise yanlış kimlik beyan etmek ve sorgulama sırasında tutumsuz hareketleriyle polislerin de alışagelmiş suçlu profili oluşturan taksi şoforü çok geçmeden kelepçeler eşliğinde nöbetçi savcılığa sevk edildi. Mahkeme ilerleyen günlerde sürecini devam ettirecek. Bu insan artık başka birinin canını yakamayacak ve belki de bir ailenin rıskına gözünü dikemeyecek onu haksız yere ve adice bir yöntemle gasp edemeyecek.

Biz bu dolandırıcıya sadece acıdık, bu tür insanlar gerçekten acınacak durumda.
Polis memurlarımıza, başta Hilal Komisere milyonlarca teşekkür ediyor onlara sonsuz güveniyoruz. İşinin hakkını ve gereğini bu şekilde fedakarca yerine getiren insanlar güzellikleri ve mutluluğu hak ediyorlar. Karşılıklı, cep telefonlarımızı ve adreslerimizi aldıktan sonra vedalaştık. İnanıyorum ki dostluğumuz da daimi olacak.
Milyonlarca teşekkürler.

Güzelim İstanbul… İçinde barındırdığı güzelliklerle ve çirkinliklerle tarih, ihtişam ve buram buram gizem kokan bu dünya metropolüne işim gereği sık sık seyahat ediyorum. Orada bulunan can dostlarım, Yeni Türkü Grubu, aranjörüm Erkin HADİMOĞLU ve dünyalar güzeli eşi biricik dostum Ayşe ve daha isimlerini yazamadığım nice nice dostlarım, ilk kez böyle birşeyle karşılaştım ve üzüldüm, üzüldük. Bu tatsız olayı okuyucularımla paylaşmak istedim. Herkesin çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Siz siz olun İstanbul' da durak taksilerinden vazgeçmeyin. Mutlaka taksi kapılarındaki veya ön camlardaki durak yapıştırmalarına, göstergelerine dikkat edin. Bunların bulunmadığı taksileri mecbur kalmadıkça kullanmayın. Karakollara günde yüzlerce vukuat gidiyor. Kısa yoldan zengin olma hayalleri o kadar çokmuş ki, yazmakla bitmiyor..

Bu haber 1681 defa okunmuştur

:

:

:

: