Genelde pek turistik seyahat merakı olmayan çok yakın bir akrabam 1975’te Kuzey Kıbrıs’a gittiğinde şaşırmış ve bir aile toplantısında: “Durup dururken Kıbrıs’a gitmek nereden çıktı” diye sormuştuk. O zamanlar Kuzey Kıbrıs henüz ithalat ve bavul ticareti cenneti olmamış, savaş yaralarının sarılamadığı, su ve elektrik dahil her türlü eksiklerin çok bariz olduğu dönemlerdi. Bize cevaben“Kan döktük, şehit verip toprak aldık; ne aldık, ne verdik görmeye gittim” deyince çok daha fazla şaşırmıştık. O akrabam, o seyahatinde tanışmış olduğu ve kendileri e bilahare Güney’deki yoğunlaşma kamplarında enterne edildikten sonra Türkiye üzerinden Kuzey’e geçen bir ailenin kızı ile evlendi.
İki çocukları oldu.
Oğlu geçtiğimiz yaz yine Kuzey Kıbrıslı genç bir bayanla evlendi. Genç gelin, doktora yapmak için İngiltere’ye gidecekti. Doktora tezi ve üniversiteye müracaatı kabul edildi ve vizesi geldi. Ancak eşinin böyle bir şansı yoktu. O daha henüz Kuzey Kıbrıs’taki bir üniversitede “mastır” yapıyordu. O da mastırına İngiltere’de devam edip eşiyle beraber olmak istedi.
Yaptığı vize başvurusu reddedildi.
Çaresiz yeni evli gençler birbirlerinden ayrılacaktı. Danıştıkları birçok dost ve arkadaşları onlara “Güney Kıbrıs’a müracaat et; annen orada doğmuştu; o sayede sende Güney kimliği ve bilahare pasaportunu alır, vizeye gerek duymadan İngiltere’ye gidersin” dediler.
Gencin babası Anavatan doğumlu idi; çocuklarını da Türk kimliğinde büyütmüştü. Ne genç, nede babası bu işe olumlu bakmadılar. “Yani şimdi bir İngiltere vizesine düşman kimliğimi alacaktı?” Mümkün değildi. Genç gelin gitti; eşi Kıbrıs’ta kaldı. En az 2 yıllık, büyük bir ihtimalle daha da uzun sürecek bir ayrılığı göze almışlardı. O sırada boş durmadı genç; vize reddine itiraz etti. Dosyası tekrar incelendi, bazı evrakının nazar’ı dikkate alınmadığını fark eden İngiliz yetkililer, bu defa vizesini verdiler. Üç ay kadar bir ayrılıktan sonar gençler tekrar İngiltere’de birleştiler; şu anda ikisi de eğitimlerine orada “Kuzey Kıbrıs Türk’ü” olarak ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti pasaportları ile devam ediyorlar...
Bu örnek hatırayı anlatmamın sebebi, son zamanlarda ortaya çıkan ve mikrofonlarda nutuk atarken mangalda kül bırakmayan, “karşı tarafın güvenirsizliğinden, uyuşmazlığından, KKTC’ye yaşam hakkı tanımak istemezliğinden...” bahseden ve bir sürü buna benzer olumsuzlukları bayrak yapıp açanların hem kendileri ve hem de aile yakınları için ilk fırsatta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi pasaportunu almak için vakit kaybetmediklerinin ortaya çıkması.
Yanlış anlaşılmasın, bunu sadece bugün Türkiye gazetelerinde çıkan ve Sn. Eroğlu’nun ailesi ile ilgili haberleri vurgulamak için yapmıyorum. Sn. Denktaş’ın oğlunun da aynı pasaportu taşıdığı, hatta hem geçmiş ve hem de şimdiki Hükümet üyelerinin birçoğunun da bu şekilde çifte pasaport sahibi oldukları artık bilinen bir konu.
Girişteki misal, Türk kimliği ile yetiştirilmiş olanlarla “orta kimlik” sahipleri arasındaki farkı bariz bir şekilde oraya koymaktadır.
Şimdi “neden bu alternatif pasaport tercihini kullandınız” sorusuna akla yatkın bin bir türlü özür cevabı alacağımızdan eminim. Güney’le kapıların kısmî açılımında da bir sürü mazeret ve “insancıl” bahaneler uydurulmuştu. Ama güneye ziyarete giden ve tecavüz ve saldırıya uğrayan genç kızların yaşadıkları, o zamanlar da “sumen altı” edilmiş ve Kıbrıs’ta Türk-Rum dostluğuna(!) “taciz” karası sürülmemişti...
Aslında insan aklı bu konuda sonsuz senaryo üretebilir; ama ben pek fazla alternatife girmeden sadece bir soru soracağım: yarın herhangi bir bahane ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vatandaşlarını “seferberlik hazırlığı” veya “sivil savunma” gibi sebeplerle askere çağırsa, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi pasaportu taşıyan KKTC Bakan, Müsteşar, Sivil Savunma Yetkili ve Uzmanları ile vesaire önemli eşhas ne yapacaklardır?
Zülüm, işkence, katliam ve eziyet edenlerle edilenlerin daha hâlâ hayatta olduğu zamanımızda, kafalarındaki “KKTC Devlet” sırları ile Güney’deki “üstlerine” tekmil mi vereceklerdir? Yoksa “asker ve görev kaçağı” olarak Rum yönetimi tarafından uluslararası platformlarda aranmaya mı tâbi olacaklardır?