Bu hafta Almanya’nın komşu ülkelerine yaptığımız gezilerimize devam ediyoruz ve İtalya’ya gitmeye karar veriyoruz.En yakın ve popüler destinasyon olarak Venedik de karar kılıyoruz ve 100 Euro ya bir Golf kiralayıp yola çıkıyoruz. Daha önce internetten yaptığımız araştırmalarda Venedik deki otel fiyatlarının çok pahalı olması nedeniyle Padova da kalmaya karar veriyoruz ve ilk durağımız olan Padova ya (Münih-Padova 512 km) 5 saatlik bir yolculuk sonunda ulaşıyoruz.Venedik’e 20 km uzaklıktaki bu tarihi Kentin hemen girişindeki Crown Plaza otel’e yerleştikten sonra karnımızı doyurmak için restoran aramaya çıkıyoruz.Eşim ve Oğlum Pizzanın anavatanına geldiğimizi düşündükleri için pizza yiyelim diyorlar . En ünlü ve lezzetli Pizza Restoranını sora sora buluyoruz.Masamıza oturduktan sonra tek kelime İngilizce konuşmayan Garsonlar ile sonunda anlaşarak siparişimizi veriyoruz.Uzun bir beklemenin ardından önümüze gelen pizzaları görünce herkes birbirine bakmaya başlıyor. Bir parça pizzayı tattığımız da şaşkınlığımız daha da artıyor.İnanın Kıbrıs da İtalya dan daha lezzetli,daha malzemesi bol ve büyük pizza yapılıyor.İtalya da böyle bir durumla karşılaşacağımızı hiç düşünmemiştik. Pizzalarımızın yarısını tabak da bırakarak ardından 3 kişi 80 Euro hesap ödeyerek restoran dan ayrılıyoruz. Gece sokaklarında insan bulunmayan Padova da, acaba bir bar buluruz da bir şeyler içebilir miyiz diye aranırken kendimizi otelde buluyoruz.Aynı hataya tekrar düşmemek için; ertesi akşam ‘en iyi yemek otel yemeğidir ‘mantığıyla otelde yemeğe karar verip yatıyoruz.
Sabah kahvaltısının ardından Venedik’e doğru aracımızı yönlendiriyoruz.Öncelikle sizlere Venedik hakkında kısa bilgiler verelim;Şehir iki bölümden oluşuyor.Kara bölümü ve deniz bölümü.Kara bölümünde normal bir şehir hayatı devam ediyor,sanayi ve fabrikalar bu bölümde yer alıyor.Deniz bölümü ise yüzlerce adanın birbirlerine köprülerle bağlanmasıyla oluşmuş,daha çok turistlerin kaldığı ve gezdiği bir bölüm.Ayrıca burada,eski Venedik’in merkezi olan kısımda, tarih boyunca yaşamış soylu ailelerin torunları ikamet ediyor.Şehrin bu bölümünde hayatın çok pahalı olduğu söyleniyor.Otomobillerin girişinin yasak olduğu Venedik de bütün ulaşım deniz araçları ile yapılıyor.Bunlardan en fazla kullanılanı gondollar.Eski zamanın standart taşımacılık aracı olan gondollarla yarım saatlik bir tur yapmak isterseniz 80 Euro ödemeniz gerekiyor.Su içinde bulunan bütün binalar kazıkların üstüne inşa edilmiş durumda ,eğer bir binaya bakım yapılacaksa o binanın bulunduğu kanal iki tarafından kapatılıp içindeki su boşaltılıyor ve öyle bakım yapılıyor.Sokakların dar oluşunun nedeni ev yapacak yeterli alanın olmamasından kaynaklanıyor.Her metrekarenin çok büyük bir değeri olduğu için sokaklar ve kanallar mümkün olduğunca dar düşünülmüş. İki kolunuzu açtığınız kadarki genişlikte bir sürü sokak var.Şehrin,turistlerin yoğun olduğu bölümlerinde İtalyanlardan çok Uzakdoğulu ve yabancı insanların yaşadığını görüyorsunuz.İtalyan restoranlarını bile Çinliler işletiyor.Bütün sistem turistlerden para kazanma üstüne kurulmuş.Yarım litre su için 4 Euro ödemeniz gerekiyor.Hiçbir yerde Venedik’in turizm reklamını görmediğiniz bu şehir kendi kendinin reklamını yapar durumda.
Evet bu kısa bilgileri verdikten sonra turumuza devam edelim.Şehrin girişinde bulunan katlı otoparka günlük 30 Euro ödeyerek aracımızı bırakıyoruz.Bu otoparka bir saat bile araç bırakmak isteseniz tek tarife var ,bir günlük ücreti ödemek zorundasınız.Otopark ile San Marco Meydanı arasındaki mesafenin çok uzak olması nedeniyle Vaporetto ( küçük gezi tekneleri) ile gidelim diyoruz ve Grande Canal (Büyük Kanal) üzerinde yaklaşık 30 dakikalık bir gezi sonrasında San Marco Meydanın da iniyoruz.Bu meydan Venedik’e gidenlerin muhakkak uğradıkları ve kartpostallarda birçok resmi olan görülmesi gereken bir yer.Meydana baktığımızda sağ tarafta San Marco Bazilikasını,Düka (Doge) Sarayını,sol tarafta ise Campanile’yi (Çan Kulesi) görüyoruz. Meydan etrafında koridor şeklinde lüks mağazalar ve tarihi cafeler mevcut.Meydan sanki büyük bir salon şeklini, etrafındaki dükkanlar ise koridordaki odaları andırıyor.Meydan da bulunan güvercinler buranın simgesi haline gelmiş.Binlerce insanın dolaştığı meydan etrafında bulunan cafeler de çok lezzetli tatlıları ve dondurmaları tatmanızı tavsiye ederim.Buradan dar sokakları yürüyerek ünlü Rialto Köprüsüne geliyoruz.Büyük Kanal üzerinde bulunan bu köprüde herkes fotoğraf çektirmek için resmen sıra bekliyor.Mahşer yeri gibi olan köprü üstünden etrafı izlemek bile imkansız. Bu kalabalığın içinden sıyrılıp tekrar Venedik’in dar sokaklarında ilerliyoruz.Biraz hediyelik eşya dükkanlarından alışveriş yapıp turumuzu sonlandırıyoruz.Son söz olarak hayatta muhakkak görülmesi geren bir yer Venedik,ancak bir defa gitmeniz yeterli ikinci defa gitmenize hiç gerek yok.
Haftaya:Sekizinci tur;Almanya