Adım adım Trodos, Omodos

Adım Adım Kıbrıs Grubu, Güney Kıbrıs’a ilk gezisini Trodos’a gerçekleştirdi.

Adım Adım Kıbrıs Grubu, Güney Kıbrıs’a ilk gezisini Trodos’a gerçekleştirdi. Kar yağdığı duyumunu alır almaz gerekli organizeler için kolları sıvadım. 31 Ocak Pazar, açık ve güneşli bir havadan kar görmek için Trodos’ a gitmek için hazırdık. Kermiya sınır kapısından bir otobüs ve bir minibüs, şarkılar türküler eşliğinde yolculuğumuza başladık. Yaklaşık 40 dakika sonra Kakopetriya köyünde, kahve ve ikinci kahvaltı için mola verdik. Günün ilk sürprizi, annemle birlikte yaptığımız pekmezli kekleri arkadaşlara dağıtmam, çayların ve kahvelerin yanında ara öğün niyetine süper olmuştu. Kakopetriya, kelime anlamı olarak kötü taş, kötü kaya anlamına geliyormuş. Yolcularımızdan sevgili Erdinç Selasiye’nin, Kakobetriya köyü ile ilgili anlattığı bir de hikâye var; güzelliği dillere destan, akın köylerde yaşayan bir kız bu köye gelin geliyormuş. Köy halkı gelin ile birlikte konvoy halinde köye gelirlerken dağdan bir kaya yuvarlanmış ve gelin konvoyunun üzerine düşmüş. Gelin kız ve birçok insan orada can vermişler. O gün bu gündür köyün adı Kakopetriya olmuş. Rivayet bir yana, köy yemyeşil, Trodos’tan gelen suların aktığı dereler ile insanın içine huzur dolduruyor.
Küçük bir köy gezintisinin ardından öğlen yemeği için Prodromo’nun yolunu tuttuk. Kıbrıs, adamız dört mevsimi bir günde yaşayabileceğimiz muhteşem bir yer. Kakobetriya köyünde güneşli bir havada gezdikten sonra, bir saat ileride sisli ve soğuk bir havanın bizi karşılaması, hepimize paltolarını giydirmiş atkı ve berelerini taktırmıştı. Otobüslerden inip, açık büfe yemekleri ile meşhur bir yer olan restoranımıza girdik. Açık büfede yok, yoktu! Yemek saatleri her zaman, gezilerimizin dönüm noktasıdır! Zamanında, temiz ve verilen siparişlerin doğru bir şekilde sunulması, gezimizin akışına yardımcı olur. Yemek masaları sohbetlerin yapılabildiği, bardakların tokuşturulduğu muhabbet ortamlarıdır. Aslında gezilerimizin amaçlarından birisi de budur.Sosyal ortamlar yaratmak ve unuttuğumuz değer yargılarımızı birazcık hatırlamak.....Neyse,yemek masasından kalkmak muhabbeti bırakmak çok kolay olmamıştı ama,bizler kar topu oynamak için yola çıkmıştık.Bir an önce kayak merkezine gitmeliydik.Yola çıkalı henüz kar görememiştik! Tırmandıkça havanın soğukluğu artmaya devam etti. Yol boyunca kar görebilmek için heyecanla pencerelerden dışarıya bakıyorduk. Evet, “kar göründü”.O ne heyecan, o ne mutluluk. Aramızda çocuklar da vardı ve ne zaman kartopu oynayacaklarını merak edip duruyorlardı.
Hafta sonu olduğundan üstelik de Pazar, trafik yoğundu. Kayak merkezine geldiğimizde, otobüsten heyecanla inmeye başladık. Sonunda muradımıza ermiştik, işte kar, işte bembeyaz muhteşem bir manzara! Hepimiz de çocuklar gibi şendik, neşeliydik. Kartopu oynayanlar, kaymaya çalışanlar, düşüp poposunu ıslatanlar. Bazı arkadaşlarımız kayak merkezindeki kafede sıcak çukulata, kahve içmeyi tercih ettiler. Bol bol fotoğraf çektirdik, şakalaştık. Günün son gezi durağı Omodos köyüne gitmek için karları bırakıp yine yollara düştük. Omodos bir eko köy, şirin, sıcak, el emeği göz nuru işlerin yapıldığı satıldığı, üzüm bağlarının, şarap imalatçılarının yaşadığı bir agro turizm yeri. Karlı havadan sonra, ılık bir kış günü akşamüzerinde Omodos köyünü dolaşmaya başladık. Köy yolları taş sokaklardan yapılmış. Köyün ortasındaki fırından mis gibi ekmek kokuları geliyor. Tok olsanız bile o kokuya dayanamazsınız. Hemen, ekmek, peksemet, çöreklerden alıp dolaşırken yemeğe başladık. Köyün dar sokaklarından birinde eski usulde şarap ve gumandarga yapan bir evin önünde şarapların tadına baktık. Köy girişinde aldığımız çerezlerle şarap mükemmel bir uyum sağlamıştı. Tadına doyamayanlar, şarap ve gumandargalardan alıp evlerinde devam etmek istediler.
Zaman ne çabuk geçiyordu, şarap tadımının ardından canımız yine Türk Kahvesi istemişti. Köyün meydanında kahvede toplandık. Kahveci ve Limasoldan gelen diğer misafirlerin ilgi odağı olmuştuk. Kamerayı ve mikrofonu görenler, nerden hangi televizyondan geldiğimizi sordular, onlarla koyu bir muhabbete girdik. Bizi Limasol’a davet ettiler, kısmet nasip, neden olmasın! Grubumuz, gidilmedik, görülmedik, gezilmedik, yer kalmasın diye yola çıkmadı mı?
Omodos’ta çok ilginç bir macun görmüştüm, mantar macunu. Ben ilk kez görüyordum ve hayret etmedim dersem yalan olur. Patlıcan, domates, bütün mandalina evet duydum, ama mantar macunu ilk kez! Limon kabuğundan da turunç macunu gibi macun yapıyorlar, daha lezzetli ve mis gibi limon kokuyor.
Gelenek haline getirdiğimiz toplu fotoğrafımızı çekmek için acele etmeliydik, güneş gitmek üzereydi.
Günboyu, bizi taşıyan otobüsümüzün önünde en kalabalık grup olarak toplandık, zor da olsa bir kareye sığabilmiştik...
Her güzel gün gibi, bu günün de sonuna gelmiştik. Biraz yorgun, ama mutlu, yeni dostluklar, arkadaşlıklar kurmanın keyfiyle Lefkoşa’nın yolunu tutuk.
Trodos gezimizi kaçıranlar, üzülmeyin 21 Şubat’ta tekrar gidiyoruz, yazılmak için acele ediniz.
İrtibat telefonu: leman kırcal:05338666094
Bu haber 257 defa okunmuştur

:

:

:

: