Çocukluk yıllarımı hiç unutamam..
Acılarla, yokluklarla geçen yıllardı.
Bir dilim karpuz büyük meseleydi.
Annem ekmeğin üzerini ıslatır şeker ekelerdi de kardeşlerimle yerdik.
Ayakkabımın altı delik gezdiğim günleri hatırlarım..
Yeni bir çift ayakkabım olduğunda yaşadığım mutluluğu..
Lise yıllarıma geldiğimde de ayakkabı önemli bir mesele idi..
Özellikle birtakım spor marka ayakkabıları alıp da kumaş pantolonun altına uydurup
giydin mi, senden iyisi yoktu..
Seneler sonra aynı mesele cep telefonunda da yaşandı..
Cep telefonu olayı da nostalji rafındaki yerini aldıracak etkiler bıraktı üzerimde.
Telefonu aldık ve statü göstergesi yaptık, birkaç sene de görgüsüzlüğün, sonradan görmeliğin tavan yaptığı tiyatrocukları yaşattı.
Yeni bir teknolojik bulgu birçoğunu fotoğrafçı yaptı..
Daha sonra da kameraman..
Adeta aniden zenginliğin yaşandığı Kemal Sunal filmlerinden kareleri yaşadık.
***
Genele alacak olursam..
Savaş görmüş,acılar yaşamış yokluklar yaşamak zorunda kalmış bir toplumuz..
Bu yokluk psikolojisinin arkasından gelen, daha fazlasını isteme güdüsü, maddi olarak bizi ileriye taşıdıysa da insani değerler, bütünsellik ve mutluluk açısından o yılların daha da gerisine götürdü.
Sonuç olarak 1990’ların başından bu güne, gerek bozuk sistemden faydalanmasını bilen insanlar, gerekse tuttukları baldan parmaklarına bulaşanları yıkayıp temizlemek yerine yalayanların gözle görülür zenginliklerine şahit olduk..
Bu zenginliğin önemli bir bölümü de siyasal rantın kepçe ile doldurduğu küçücük Japon Sake bardacıkları idi.
Yani o çok mamayı hak etmemiş, aldığı verdiğinin çok üzerinde olan insanlardan söz ediyorum..
Mağusa’nın Salamis yolu dediğimiz yolunda ya da Lefkoşa’da Dere boyunda oturan bir
yabancı, bu memleketi Beverly Hills zannedebilir..
Doğaldır.
***
Oradan geçen otomobillere baktığı zaman, aman tanrım bunları kullanan önemli
insanlar olmalı düşüncesine kapılabilir..
Mesela ünlü bir doktor veya bir şirketin ceo’ su.
Uluslararası bir yazar,sanatçı ,artist olabilir diyebilir..
Ama öyle değil.
Bakıyorsunuz adam gece bekçisi, film artisti Tom Cruise ile aynı arabayı kullanıyor..
Ya da odacı..
Veya düz bir memur..
Otuz yaşında bir genç..
Peki ben odacıysam lüks otomobil kullanamaz mıyım?
Evet kullanabilirsin,ama bir zamanlar lastik ayakkabının,sonra cep telefonunun,şimdilerde arabanın statü göstergesi olmadığını bilerek.
Arabanın insana katacağı bir payenin, insani değerlerini yitirmiş mahlûklar dışında hiçbir yerde olmadığını bilerek kullanacaksın.
Aracın amaç olmaması gerektiğini bilerek.
Almanya’dan gelmiş Profesör arkadaşım bu memlekette gördüğüm araba modellerini bizde görmedim diyor.
Ben de gezdiğim Avrupa ülkelerinde görmediğimi söylüyorum..
Paris’te adam dedelerinden kalma on milyon Euro’luk malikanesinden, üç bin Euro’luk küçük otomobili ile çıkıyor..
***
Bütün bunlar yaşanırken diğer yandan Güvercinlikte köy kahvesinde oturan cebinde beş lirası olmayan arkadaşlarımı bilirim..
Kız isteyip alamayan..
Nişanlısından, karısından ayrılan.
Çok başarılı talebe iken, sokaklarda kebap dükkanlarının promosyon kağıtlarını dağıtarak iki yüz lira kazanacak diye çırpınan, pırıl pırıl insanları görürüm..
Ama zengin fakir elbette olacak diyenler çıkabilir.
Evet olacak.
Ama gelir dağılımı adaleti denen bir şey var dünyada.
Düzen denilen.
Bizler her şeye, gözümüze takılmış partimizin renginde camları olan gözlüklerle baktığımız sürece zor değişir bu memleketin yanlışları..
Aslında bu güne kadar, bu toplumun doğru düzgün bir mücadele verememesinin temel
nedeni de bu olmalı..
Biri yedi biri baktı.
Kimin ve neyin mücadelesi verilecek..
Gemiyi kurtarana kaptan ,bana dokunmayan yılana da bin yaşasın dedik..
Aslında durup iki saniye elimizi vicdanımıza koysak, bu iki cümlenin hakikatte ne kadar ahlaksızlık içeren cümleler olduğunu ve ben insanım diyen kimseye yakışmaması gerektiğini anlayacağız.
***
Ha tabii bunca bunalımı yaşamış, kılıktan kılığa sokulmuş bir toplumun bireylerinden neyin mücadelesini nasıl vermesini beklersin?
O da başka mesele..
Hızla gelişen teknoloji ile birlikte sanallaşıyor da insan..
Sanal sosyal alemler var artık.
Kimileri arkadaşına,kimileri sevgilisine bilgisayar ekranından ulaşıyor..
Orada da gerçek dünyadakine benzer abuk sabukluklar var.
Facebook’ta incik bilmem neye destek verenler grubuna katıldı.
Peki katıldı da ne oldu..
İki kuruş cebinden lüksünden fedakarlık mı etti, yoksa pofidik koltucuğundan kalkarak zamanından özveride mi bulundu?
Hayır, sadece bir tuşa tıklayarak onlarca yalan dolan maskesine bir tane daha ekledi.
İşte klavyenin bir tuşuna dokunarak tıkladı..
Ve öyleymiş gibi yaptı.
Hepsi o kadar..