Eğitim ufkunda ne var kaptan?

Türkiye’de çok önemli ve çok güzel gelişmeler yaşanıyor üniversiteler ve oluşumları, yeni yapılanışlar anlamında.

Türkiye’de çok önemli ve çok güzel gelişmeler yaşanıyor üniversiteler ve oluşumları, yeni yapılanışlar anlamında. Türkiye, üniversite açılmasındaki temel kuralları değiştiriyor ve bu anlamla kısıtlayıcı prosedürleri kaldırarak halkına daha geniş yelpazede gelişim ve yüksek öğretim sunmanın yollarını açıyor. Buradan hareketle, zaman içinde Türkiye’nin ÖSS sınavını kaldıracağını, ya da çoktan seçmeli tek veya iki oturumlu sınavlardan vazgeçeceğini var sayabiliriz çünkü sistem bunu gerektirecek yapıyı da oluşturacaktır kendi içinde. Üniversiteye giriş sınavlarının kalkması ise öğrencilerin seçtikleri bölüme göre, giriş sınavı olarak klasik İngilizce ve/veya klasik alan sınavlarının geçerli olabileceğini düşündürmektedir. Gereksinim duyulan bölüme yönelik fakülte ve/veya yüksek okul açmak, ön koşul olan YÖK’ün getirdiği kurallar doğrultusunda özellikle Fen-Edebiyat Fakültesi Bölümlerinin zorunluluk olmadığı bir durumda, çok ve çeşitli alanlarda, mesela Pastacılık Yüksek Okulu kurulabilmesi gibi farklı bölümlerin güncellenmelerini yapısal anlamda beraberinde taşıyacaktır. Bu noktada, öğrencilerin, ilgi, algı, yetenek ve tercihlerine yön veren çalışmak ve yaşamlarını kazanmak için seçecekleri alanda isteklerindeki bireysel başvuruları önemli hale gelecektir. Bireysel başvurular oluşturmacı yapıya hizmet etmesi anlamında olumlu bir yapılanıştır ve liseden itibaren öğrencilerin kendilerini algılaması ve değerlendirmesiyle öğrencilerde meslek seçimine yönelik alt yapı yeterliliği sağlanabilir; ancak bireysel başvuruların Kuzey Kıbrıs’a yansıması bu bağlamda muhtemelen çok da olumlu olmayacaktır. Bir diğer önemli konu da Türkiye, gerek Türkiye’de gerekse Kuzey Kıbrıs’ta özel üniversitelerin açılabilmesinin de yolunu kendi yasa ve tüzüklerinde yaptıkları açılımlar gereği açmıştır. Bunun adadaki etkileri domino taşı gibi ilk andan itibaren TC ve KKTC uyruklu her öğrenciyi ciddi olarak etkileyecektir.

Üniversite adası olmasını istediğimiz ve tam olarak başarılamamış olunsa da bunun için uğraş verdiğimiz Kuzey Kıbrıs, Türkiye’deki bu gelişmelerden nasıl ve hangi doğrultularda etkilenecektir? Türkiye yönünden baktığımızda olumlu olarak desteklediğimiz bu ve benzer gelişmeleri zamanında ve doğru olarak okuyarak gelecek eğitim yapılarımızı hem koruma altına almamız, hem de ekonomik ve sosyal içerikte nasıl şekillendireceğimizi hızla belirlememiz gerekmektedir. Çünkü üniversiteler, hem itibar, hem eğitimsel gelişim hem de ekonomik olarak adamıza uzun zamandır hizmet eden en tutarlı ve en saygın Eğitim Kurumlarımızdır. Eğer koşulları lehimize çeviremezsek bunca emek, maksimum 10 yıl içinde yeterli sayıda öğrenci sayısına ulaşılamadığı gerekçesiyle heba olma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Kuzey Kıbrıs’ın genel bir durum değerlendirmesi ile ilk aşamada yapabilecekleri, alabileceği önlemler daha ayrıntılı çözüm ve çıkış yolları üretilene dek etkili olabilecektir. Öncelikli olarak gündemde olması gereken, KKTC’de var olan ve yeni açılacak üniversitelerde, yeni kurulacak bölümlerde kaliteli ve özellikli alanlara yönelmek gerekliliğidir. Seçerek ve nitelikli-nicelikli yapılar araştırılarak adaya getirilebilmelidir. Türkiye’den gelen okul açma taleplerinde de adada olmayan bölümlerin açılabilmesine yönlendirme yapılabilmelidir. Asya ve Afrika gibi özellikle 3. Dünya ülkelerinde, KKTC’deki üniversiteler eğitim, sosyal yapı, yurt, ev, spor, ulaşım, ders çalışma ortamları, burslar, yüksek lisans olanakları vb. olarak tanıtılmalı, öğrenciler bilgilendirilmeli, öğrencilere sistematik tanıtım seminerleri düzenlenmelidir. Yabancı dil eğitimi dünyanın her yerinde önemsenmektedir; küreselleşme ve AB çerçevesinde yabancı dil biliyor olmak gençlere yüksek öğretime devamda ve/veya çalışma ortamlarında olumlu bir ayrıcalık olarak etki etmektedir. Kuzey Kıbrıs üniversiteleri yabancı dille eğitime devam etmeli ve bu alanda her anlamda kaliteyi, seviyeyi artırmaya özen göstermelidir. Yüksek öğrenimde kaliteyi artırmanın temel çıkışı üniversitedeki öğretim görevlilerinin araştırmalarının, çalışmalarının desteklenmesiyle yakından ilgilidir. Üniversitelere, özerklik ve/veya yarı özerklik verilmesi özgür ortamların, özgün çalışmalarını ve özgün üretimleri sonuçlarını doğuracaktır ki bu da nitel ve nicel kalitenin artmasına yönelik önemli bir adımdır.
Nasıl ki ilkokullara, ortaokullara ve liselere öğretmen yetiştirmek ve bu öğretmenlerin elinde, fikrinde şekillenen öğrencilerin toplumun yapısını oluşturduğunun bilinciyle Öğretmen Akademisi konusunda duyarlıysak, aynı duyarlılığı Eğitim Fakültelerinde öğretmen yetiştiren sisteme ve kişilere karşı da içimizde taşıyor olmamız gerekmektedir. Çünkü bu önemli bir toplumsal sorumluluktur hepimiz için. Bu bağlamda, ülkenin en kısa zamanda eğitim seferberliğine gidilmesine gereksinim vardır. Yetişmiş öğretmenler için düzenli, işlevsel ve kaliteli; gereksinim saptamaları yapıldıktan sonra ve bu alanla ilgili geçerli ve güvenilir anket verilerini değerlendirmek suretiyle hizmet içi eğitimler sistemli olarak yapılmalıdır. Yeni Sistem Eğitim Alanlarının toplumun geneline tanıtılarak, müfredat kapsamında başlangıç ve gelişmiş aşamalar ile basamaklandırılarak uygulamaya geçilmesi şimdilerde daha da önemli hale gelmiştir.

Son yıllarda eğitim teknolojilerinde çok hızlı gelişmeler yaşanmıştır ve gelişim, değişim her gün yaşanan farklı yeniliklerle güncellenmektedir. Öğrencilerin özel yaşamlarında yoğun olarak kullandıkları ve öğrendikleri bu durum okullarda istenen düzeyde ve işlevde kendine yer bulamamıştır. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde, eğitim teknolojilerinde yaşanan gelişim ve kullanım alanlarındaki yoğunluk ve bilgi akışındaki baskın teknoloji kullanımı ile paralel seyredecek toplumsal değişim ve dönüşümler ile eğitim sistemleri de temelden sarsılacaktır ve olasıdır ki işlevsellikleri anlamında sorgulanacaklardır. Bu gelişmelerin, eleştirilse de bilinen ve şimdiki zamanda kullanılan eğitim sistemlerinde deprem etkisi yapacağını ön görmek aslında saptama yapmak anlamında düşünülmelidir. Eğitim paradigmalarında yaşanacağını var saydığımız bu deprem ile oluşturmacı eğitim yapılanışı dahi ötelenebilecektir. Çünkü bilinen ve kullanılan eğitim sistemlerinin zemini değişecektir. Geleneksel eğitim sistemlerine bakarak geleceğin eğitim sistemlerini kuramıyor olmak, uzun zamandır bu yapıdan şikâyetlerin artmış olmasına koşut, istenen, beklenen, tatmin edecek sonuçlar alınamamasının gerekçesi de tam bu değinilen konudur. Eski zeminde yeni yapılar yaratılamaz dolayısıyla eski usulden bakarak yeni çözüm yolları, farklı ve alternatif yol haritaları çizilemez. Çünkü eğitimin zemini süratle değişmektedir; eski yapılanışlar dönüşmekte ve bu tüm dünyayı etkileyecek biçimde geniş hareket alanında yaygınlaşmaktadır. İşte çözüm bu farklılık içinde düşünülüp değerlendirildiğinde somut ve anlamlı olarak kurgulanabilecektir.

Dünyada sistemler saat yönünde işlememektedir. Kaotik bir yapı vardır. Bu kaotik yapıya göre şekillenmek gerekmektedir; dünya ile eşleşme anlamında bu tutum önemlidir. Günümüzde doğrular artmıştır ve birden çok doğru yolu kullanarak birden çok olumlu sonuç elde edilebilmektedir. Sistemleri doğrusal çözmek olası değilse doğrusal olmayan çözüm yolları, çözüm süreçleri düşünülmelidir. Bu sıralananları gerçekleştirebilecek beyinlerin yeni sistemleri özümsemiş, yeni zeminlerde hareket alanına sahip, genç fikirlerden yola çıkması gereklidir. Sistem, bu insanları yetiştirerek yeni toplum yapılarını da belirleyecektir. Yeni sistem eğitim alanları tam bu anlamda işlevsel olarak misyonunu yerine getirecektir.
Bu haber 165 defa okunmuştur

:

:

:

: