Pedala basmak, konusuna göre mecazi veya gerçek anlamlarıyla farklı ifadelerde kullanılsa da, eylem olarak hissettirip içerdiği şey; yapmaktır.
Bugün ekonomi dilinde pedala basmak, yapılması gereken parasal işleri yapmak, yatırımlara devam etmek, çeşitli olumsuz etkenlerden korkmadan ticarete devam etmek anlamını içerir yaklaşık olarak.
Ekonomi dediğimiz şey aslında hayatımızın ta kendisi değil midir? Herkesin ağız birliği edip söylediği gibi her şey paranın (ekonominin) üzerinde dönmüyor mu?
Hayatımızın bu kadar ilk sırasında yer alan konu da, nasıl olurda pedala basmayı bir an olsun bile bırakmayı düşünebiliriz ki? Düşünemeyiz! Yine ekonomi dilinde derler ya! “Ticaret bisiklete binmek gibidir. Pedala basmayı bırakırsan düşersin”
Mademki bu konu bu kadar hayatımızın temelinde yer alıyor ve hep canlı tutulması gerekiyor, o zaman bunu nasıl yapacağız? Burada verilecek cevapta şunu yapın, bunu yapın gibi somut şeyler yok. Kimsenin bu konuda akıla ihtiyacı da yok. Herkes hesabını bilir, işini bilir. Ancak bazen dalgınlık, hata ya da elde olmayan sebeplerle bu konu kontrolden çıkabiliyor, yani pedala basmak bilinçli olarak bırakılmasa da bir sebepten dolayı aksayabiliyor.
İşte işin can alıcı noktası burada. Bu bilinçsiz oluşan duruma hiçbir şekilde izin vermemek gerekir. Eğer şahsi bir hatadan kaynaklanacak durumlarsa oluşma ihtimali olanlar, bunu her kişi yada her firma kesinlikle uyanık olarak engellemelidir. Her zaman öz gözlem ve durum değerlendirmesi çok önemlidir. Bunda taviz verilebilecek bir hal kesinlikle yoktur.
İşin bizden kaynaklanmayan, elimizde olmadığını düşündüğümüz dış etkenlere dayalı olumsuz kısmına gelince ise cevap ve uygulama aslında daha basit ve biraz da kendimize bağlı etkenlerle ilişkilidir. Dış etkenler, iç etkenlere göre daha geniş bir perspektiften bakıp görebildiğimiz durumlardır. Bu yüzden dışarıdan gelecek olumsuzlukları sezmek, görmek ve tedbir almak için daha iyi pozisyondayızdır. Burada da iç etkenlerde olduğu gibi ekonomik olumsuzluklara mahal verme hakkımız kesinlikle yoktur.
Kimse şunu demesin; hatayı da yaparım, cezasını da çekerim. Yok öyle bir hakkı kimsenin. Bunu bir defa, yakın çevremizde etkileneceklere karşı yapma hakkımız yoktur. İkincisi içine düşeceğimiz olumsuzluktan dolayı ne kadar küçük ölçekte olursa olsun piyasada oluşturacağımız olumsuz ekonomik etkiden etkileneceklere bu durumu yaşatma hakkımız yoktur.
Madem ki bir işin içindeyiz, bir yoldayız, piyasanın, ekonominin bir yerinde bulunuyoruz, o zaman üstlendiğimiz bir rolümüz, bir görevimiz var demektir. Piyasada yerine getirmemiz gereken yükümlülüklerimiz var demektir. Bu durumda bir an bile olsa işimizle ilgili yapmamız gerekenleri göz ardı edemeyiz.
Piyasa dediğimiz şey devamlılıkla, herkesin işini tam ve gerektiği gibi yapması ile ayakta duran, ancak hiçbir şekilde rolümüzü aksatma hakkımız olmayan bir sahnedir. Bu sahnede roller her zaman aynıdır. Her rolün oyuncusu vardır. Eğer bir oyuncu rolünü eksik yada kötü oynarsa, otomatik olarak sistem kendisini sahne dışında bırakır ve yerini yeni bir oyuncu alır. Bu sistem hiçbir zaman bozulmaz. Ancak oyuncu değişikliklerinden çoğunlukla olumsuz etkilenir. Oyundan çıkan oyuncular bazen yanında başkalarını da götürür. Piyasa bunu hiç sevmez.
Bu değişimlerle piyasa bozulmaz ama bizim oyunumuz yani işimiz bozulmuş olur. O zaman da kimler nasıl etkilenir yukarıda zaten kısaca bahsettik. Herkes aklını başına alıp düşünmeli ve piyasadaki rolü tam olarak neyi gerektiriyorsa bilmeli ve işini tam yapmalıdır.
Yoksa piyasa sahnesinden oyuncu olarak uzaklaşır, kıyıdan bir seyirci olarak baka kalır.
Oyunu izlemek için bilet alacak parası varsa eğer!