
Ortalık toz duman ve gidişata bakılırsa daha da toz duman olacağına, bu sayede taşların yerli yerine oturacağına şüphe yok.
Çünkü ortada alışık olmadığımız bir durum var.
Çünkü Türkiye artık “Kıbrıs bizim için her şeydir, AB için onu feda
etmeyiz” diyor.
Çünkü Türkiye; bu trenin artık rayına oturmasını, 1878’den beri süregelen acının sona ermesine karar vermiştir.
Ve bu “Karar verdim” diyen anavatanımız şaka yapmıyor, çünkü bu işin şakası kalmamıştır.
Ya imansız dünya imana gelecek ve hak yerini, yani, Kıbrıs Türkü hak ettiği yeri bulacak, ya da nerede inceyse orada kopacaktır.
Çünkü; aklı başında hiç bir vicdan sahibi, “Anlaşalım” diyen tarafı daha fazla zulmedemezdi ve edemeyecek. Ecdadımızın “Ya devlet başa, ya
kuzgun leşe” dediği noktadayız.
Eğer dünya ve dünyayı adaletsiz yönetenler, ya da yönettiğini zannedenler sanıyorsa ki zulüm bâkidir, olmadığını ispatlama gününe geldik.
***
Bu kısacık (?) girişten sonra okuyucu ile anlaşma zamanı geldi sayılır.
Anavatanımızın Başbakanı Erdoğan; şimdilerde UBP’nin sadece 26 milletvekilinden biri olan Tahsin Ertuğruloğlu’ndan rica etmiş, o da davete icabetle 45 dakika görüşmüşlerdir.
Peki ne konuştular?
Tahmin ya da bildiklerini bana e-posta, telefon veya faksla anlatanların hem mesajlarını buradan yayımlayacak, hem de en yakın (Tahsin açıklamadan önce) tahminde bulunan bir kişiye ailece mükellef bir yemek ısmarlayacağım.
Hadi buyurun yemeğe şimdi! 

Duyan be buba? 
- Duyan be buba?
- Sen ağnat da duyarum guzum...
- Türk Milleti Kıbrıs’ta artık “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” noktasına gelmiş...
- Şuradan “Türk Milleti’ndenim” diyen herkese telefon et ve de ki; “Korkmak acizlere göredir, şimdi dik durma zamanıdır...”
İslam Konferansı Teşkilâtı’na da söyle, bu işin şakasının kalmadığını herkese etraflıca anlatsın. Bu büyük millet, en yoksul gününde bile Filistin’i satmamıştı!

Bunlara 300’er değnek de az gelir ama neyleyim ki ferman padişahın!
Anlı şanlı TV kanallarından birinde yayımlanan “Yeteneksizsiniz” programının adını çoktan “Maskara aranıyor” yapmıştım ama bu ikisi tüy dikti. 
İki fotoğrafa dikkatli bakan, (Benim gibi kazayla seyretme felâketine uğradıysa) guguk kuşu taklidi yapan 5 çocuk babasını, ya da, “İlle futbol oynayacam” diye rezil kepaze olan 43 yaşındaki 3 çocuk annesini hatırlayacaktır.
Bu durum bana padişahımız efendimizin fermanını hatırlatalı çok zaman oldu. Ancak; bu ikisi gerçekten “Bu ne ki?” dedirten cinsten.
Haberi okuduğumda gördüm ki; gıççaaz atlet falan değil. Bunu neden yaptığını bilen de yok (!!!!).
Diğeri ise, bir seferde 18 kılıcı yarıya kadar yutmuş ve görenleri korkutmaktan başka bir boka yaradığı yok. 
Bakın şimdi...
Padişahımız efendimiz vezirlerini çağırıp ferman buyurdu;
- Ahaliye haber salın, içlerinde ilmin, fennin gelişmesine katkı sağlayacak hüner sahibi olan gelsin. En hünerliye 300 altın vereceğim.
Haber kısa sürede tüm memlekete yayıldı yarışma günü geldiğinde ve yüzlerce metre kuyruk oluştu. Hünerini takdim eden herkes 300 altının rüyasını görürken, sıra sonuncuya gelmişti.
Görevlilere adeta buyurdu;
- Söylen bana 2 metreye 2 metre düz bir tahta getirsinler.
Tahta anında gelmişti.
- Söylen bana 100 tane çuvaldız getirsinler.
Çuvaldızlar da hazır edildi.
- Şimdi bana 10 arşın ip ve bir önge de mum getirin.
Onlar da kısa sürede temin edilmişti.
Padişahımız efendimiz meraktan kudurmak üzereydi ama yarışmacının umurunda bile değildi. Son olarak “Çuvaldızları aklınıza estiği gibi tahtaya saplayın...”
Baş görevlinin bir işaretiyle 3-5 kişi seğirtip çuvaldızları tahtaya sapladı. Yarışmacı tahtanın etrafında iki tur atıp çuvaldızları inceledi, bir yere
gelince durdu, ipin ucunu iyice mumladı, çocukların kâğıt tayyare uçururken tuttuğu gibi tuttu, iyice nişan aldı ve bir haydaladı ki ne haydalama.
İpin mumlu ucu önce en nişan aldığının deliğinden, sonra geriye kalan 99 çuvaldızın deliğinden geçerek, eğilmiş çuvaldızlara bakan baş görevlinin gözünde karar kılmıştı.
Padişahımız efendimiz de baş vezirini çağırıp ferman buyurdu;
- Yarışmayı bu kazandı... 300 altını verin ama 300 de değnek vurduktan sonra gönderin gitsin pezevengi.
Ferman yerine getirildi ama baş vezir sormazsa çatlayacaktı.
- Sözünüzde durup 300 altını vermenizi anladım padişahım. Ama bu 300 değneğe akıl erdiremedim.
Padişahımız cevap verirken kaşları iyice çatılmıştı;
- Madem bu kadar hünerlidir de... Aklını bu şeytanlığa çalıştıracağına hayırlı bir iş yapsa kıyamet mi kopardı?
***
İşte böyle... O kıytırık yarışmada rezil olanlar, ya da yukarıdaki ikisi akıllarını bu şeytanlıklara çalıştıracağına hayırlı bir iş yapsalar kıyamet mi kopardı?
SON SÖZ: Şimdi etrafınıza dikkatle bakın.
300 değneği hak edenlerin ne kadar fazla olduğunu görüp şaşıracaksınız!