Anasayfa Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle   |   Bize Ulaşın   |   Künye                  

Anasayfa Haber Politika Ekonomi Dünya Spor Magazin Yazarlar Arşiv Reklam Seri İlan E-Gazete
Arama  
YAZARLAR
Murat Bodur

Ülkenin en faal ve başarılı muhtarı

   
Ban Hikayeni anlat köşemizde bu haftaki konuğumuz Kalavaç Muhtarı Sayın Ömer Meraklı. Onun hayat hikâyesine bir göz atıp sizlerle paylaşacağız...

Murat BODUR: Ömer Meraklı 1955 yılında Kalavaç’ta dünya’ya geldi. Doğumu oldukça maceralı olan Ömer’in Türk olduğunu bilmeyen Rum hemşireler Rum hastanesini ziyarete gelen Makarios’a vaftiz için götürmek isterler!

Ömer MERAKLI: Adil ve Tomris Meraklı çiftinin 9 çocuğundan biri olarak 1955 yılında Kalavaç’ta doğdum. Annem bana hamileyken 1955’tir ve EOKA’nın kurulduğu yıla rastlıyor. Annem o gün sancılanarak Lefkoşa Devlet Hastanesine kaldırılıyor. Yolda örf-i idare ilan edilir ve Annemin gitmiş olduğu otobüs örf-i idarenin içinde kalır. barut kokuları, toz duman, bombalar içinde İngiliz’in ambulansına konur. Rum Devlet Hastanesine gider ve orada doğum gerçekleşir. Ben dünyaya gelirim. Ardından İngiliz sömürge idaresi Makarios’u Şeysel Adaları’na sürgüne yollamak ister. Başpapaz Makarios sürgüne gitmeden önce Rum Devlet Hastanesi’ne ziyaret gerçekleştirir. Orada da tek doğum yapan annem… Ancak hemşireler annemin Türk olduğunu bilmiyor. Hemşireler beni aldıkları gibi Makarios’un odasına götürmek isterler, vaftiz için. Annem bakar beni götürüyorlar durun, benim çocuğum Türk’tür, Müslüman’dır, nereye götürüyorsunuz der. Daha ben iki günlüğüm hemşireler şaşırır, sen nasıl olur da bu hastanede kalırsın diye anneme çıkışırlar. Ertesi gün Annemi ve beni kapının önüne koyarlar. Annemde çaresiz bir şekilde beni alıp köye döner. Tabii Kalavaç’a döndükten sonra olaylar durmaz devam eder. Yıllar geçer okul çağına geldiğim yıllarda bizim köyün otobüsü Lefkoşa’ya giderken yolu kesen EOKA’cılar otobüsü yaylım ateşine tutarlar ve çok sayıda kişi yaralanır. Otobüs delik deşik bir şekilde köye döndüğünde biz daha küçük çocuk otobüste açılan deliklere parmağımızı sokardık. O zaman tabii buna bir anlam veremezdik. 1960 yılına geldiğimizde ben ilkokula başladım. 3. sınıfa geldiğim zaman 21 Aralık 1963’te olaylar patladı. Bizim öğretmenimiz ise Turunçlu köyünden İsmail Arif idi. Hadiseler başlayınca Kalavaç’a gelemedi. Babam o dönem Alevkayası Orman istasyonunda çalışıyordu. O da işine gidemedi.
M. BODUR: O yıl çok soğuk geçiyordu, bir de kıtlık başlamıştı. Tomris Hanım çocuklarının karnını doyurmak için bulamaç yapardı. Ancak zaman zamanda güzel gelişmeler olurdu. Nitekim bir gün okul gezisine katılmak için bölgenin dışına çıkıp Larnaka’ya gideceklerdi. Ancak bu yolculuğun sonu çok kanlı olacaktı.
Ö. MERAKLI: Çok iyi hatırlarım 1963 yılı çok soğuktu dışarı çıkılmazdı ve kıtlık dönemiydi. Aç kaldığımız günleri hatırlarım. Annem zorda kaldığımız zamanlarda bize bulamaç yapardı. Ben bugün oldu tadını hala unutmadım bulamacın. O dönemleri yaşadık biz. İlkokulu bitirdikten sonra hemen yakınımızda bulunan Gönendere Ortaokul’una yazıldım. Burada okurken Allah rahmet eylesin okul müdürümüz Numan Ali Levent bir gün bize çocuklar hazır olun Larnaka’ya geziye gideceğiz dedi. Biz sevindik çünkü hayatımızda ilk defa bölgeden dışarı çıkıyoruz. İlk defa deniz göreceğiz. Çok sevindik. Bir gün sabahtan 7 otobüsle yola çıktık. Şarkılar türküler söyleyerekten yolda gidiyorduk. 7 otobüs konvoy halinde ilerlerken Dörtyol’a vardığımızda karşıdan çakıl yüklü bir Rum kamyonu geldi ve konvoyun içine girdi. Otobüslerden bir tanesi gözümün önünde şaha kalktı. Bizler çığlık içinde bağırıyorduk. Konvoy durdu. Otobüslerden aşağıya indik. Ben koştum şaha kalkan otobüsün içine girdim. Gördüklerim karşısında dondum kaldım. 4 arkadaşımızın kafaları kopmuş cansız bir şekilde yatıyorlar. Tabii ki şoka uğradım. Bütün gün konuştuğum gezdiğim arkadaşlarını o şekilde görmek beni şoka uğratmıştı. Ardından öğretmenlerimiz geldi bizleri aşağıya indirdi. 1-2 saat sonra öğrendik ki 4 arkadaşımız ölmüş!1967 yılında yaşadığımız bu olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen ben o acıyı hala unutamıyorum. Ortaokul son sınıfı 1968 yılında Lefkoşa’da Sedat Simavi’de “eskiden yapı derdik” okudum. Onun içinde bir bölüm vardı. Bayraktar B isminde. O zamanın Müdürü ise Salih Avcı hocam idi. Bugün için hocamla hala görüşürüm. Salih hocam bana orda sahip çıktı. Ben okulu bitirdim. Oradan Haydar Paşa Ticaret Lisesi’ne gittim. Ancak okulda okuyan yalnızca 64 kişiydik. Bizim sınıf ise 14 kişiydi. 3 yıl burada okuduktan sonra başarıyla mezun oldum.
M. BODUR: Ömer ailesine yardımcı olmak için yaz tatillerinde çalışırdı. 15 Temmuz Darbesinde Lefkoşa’da sıkışır, yollar kapandığı içinde köye dönemez. 3 gün hisar altında yatar, kimseye görünmez ardından yollar açılır Kalavaç’a döner. Ordanda mevzinin içine dalar, olacakları bekler.
Ö. MERAKLI: Tabii biz bu arada gönüllü mücahit olduk. Ancak Rum tarafında da çalışmamız lazım. Bir sabah ansızın 15 Temmuz günüydü Rum tarafında Pallaz Sineması vardı. Onun tamirini yapardık. Ansızın bir çatırtı koptu. Silahlar atılmaya başladı. Dışarı çıktığımızda hemen beş metre ötemizde sakallı sakallı adamlar ellerinde silahlar… Ne oluyor dedik. İşte Makarios’a darbe yaptık dediler. Yanımdaki Rum ortalık karıştı hemen buradan kaç dedi. Ben 3-5 gün Lefkoşa’da hisarın altında yattım. Çünkü yollar kapalıydı. Ardından yollar açıldı. Ben köye döndüm ve köyü korumak için mevziye girdim. 20 Temmuz sabahı ilk bombayı bizim başımıza bıraktı Türk jetleri. Alevkayası yayladağ eteklerine saat 5 daha yeni aydınlanır hava, radyoda açtık hiçbir haber yok. Sonradan öğrendik harekatın başladığını. Harekat başladıktan yarım saat sonra paraşütleri gördük. Hamitköy ovasına iniyorlardı. Öğlen oldu çavuşla ben mevzinin içinde otururken ansızın bir arkadaş geldi el bombası dağıtmaya başladı. Çavuş da dedi ki; bu el bombalarını gelişi güzel dağıtma bilen var bilmeyen var, bicezi ansızın birinin elinde patlamasın... Aradan beş dakika geçmeden bir patlama oldu. Çavuşda dedi ki gördün mü, bak ben demiştim birinin elinde patladı işte. Ancak biraz sonra bir bomba bir bomba daha arka arkaya patladı. Biz o zaman anladık basıldık. Hemen ay şeklindeki mevzilerde yerimizi aldık. Akşama kadar Rum’la çatıştık ve köye girmelerine izin vermedik. Fakat daha sonra gelen emirle Serdarlı’ya çekilme talimatı verildi. Çünkü sancaktarlık ordaydı. 14 Ağustos’a kadar bu bölgede kaldık.

M. BODUR: Barış Harekatı bir taraftan devam ederken Lozan da da görüşmeler tıkanma noktasına gelince, 2. harekat kaçınılmaz olur. Dört koldan taaruza geçen Mehmetçik bölgelerini başarı ile savunan mücahitle beraber Rum ve Yunanları püskürtürler. Ömer’e de Tirmen sırtlarında bölgeyi savunma görevi verilmişti. O gece mevzide beklemekteydi Ömer. Ta ki, komutanı yanına gelene kadar.
Ö. MERAKLI: Bir akşam mevzide iki arkadaş oturuyor, gözcülük yapıyorduk. Ana mevziden takriben 1 km uzaktaydık. Komutan ansızın yanımıza geldi. Aşağıda Tirmen Bölgesinde gürültüler geliyor, ikinizin gidip kontrol etmenizi emrediyorum dedi. Dedik olur mu komutanım aşağısı Rum kaynıyor, siz bize sızma yapın diyorsunuz nasıl gideceğiz? Gideceksiniz ben anlamam Sancaktarın emri var... Biz birbirimize baktık yapacak bir şey yok gideceğiz. Karanlığın içinde patikalardan biz yola koyulduk. Resmen sızma yapıyoruz. Gençliğin verdiği cesaretle elimizde Osmanlı’dan kalma mavzere sürdük kurşunu ormanın içinde ilerleriz. Biz yaklaştıkça gürültü artmaya başladı. Bölgeye vardığımızda ne görelim Rum salmış traktörü harman çıkarır. O gürültüden bizim yaklaştığımızı duymadan işini yapar. Baktık korkacak bir şey yok yalnızca Rum harman çıkarır, tam geriye döndük gidelim diye ağaçların arasından bir karartı gördük. Hemen sindik. Karartı yavaş yavaş yaklaştı. Elimiz silahlarda kaldırdık ağaçların arkasından bir EŞEK çıktı. Bir müddet bu şekilde kaldık. Sonra kendimizi toparlayıp aya kalktık. Eşeğin yanına gittik. Sırtında bir dağarcık bir testi de su. Biz ormanın içinde aç susuz saatlerce yürüdük. Döndük birbirimize baktık. Ben dağarcığı arkadaş da suyu alıp kaçtık. Mevziye geldiğimizde yorgunluktan ölüyorduk artık. Açtık dağarcığı, bir kocaman ekmek, bir de hellim, biz bunu bir güzel yedik. Suyu da içtik. Ardından Komutan görmesin diye dağarcığı ve testiyi sakladık. Sabah oldu komutan geldi, ne yaptınız akşam; gittik komutanım dedik. Körettiniz; kimi kandırıyorsunuz gidemediniz oraya dedi. Olur mu komutanım gittik oraya ispat mı isten... Ne ispatı! Çıkardık sakladığımız yerden dağarcığı ve testiyi verdik kendine. İşte ispat komutanım. Bunlar ne! Akşam sızma yaptık ya, o gürültünün sebebi bir Rum harman çıkarırdı, bunlar da o Rum’un dağarcığı ve su testisi. Komutan şoka uğradı. Dedi aşkolsun size sonra komutan bildirdi Sancaktarlığa korkulacak bir şey yok diye. Ardından Komutan bize bir gün izin verdi.13 Ağustos gecesine geldiğimizde ben mevzide nöbetteyken ansızın bir baykuş geldi benim silahın namlusuna kondu. Kış mış dedik baykuşu kovaladık. Döndüm komutana baykuşu anlattım. O da dedi gözünüzü dört açın, bir şey olacak. 2 saat sonrada 2.harekat başladı Türk askeri bölgeyi Rum’dan temizledi. Bizler 14 Agustos’tan sonra köyümüze dönebildik. İşte doğduk büyüdük 20 yaşına geldik hep savaş, savaş, savaş bu günlere geldik.
M. BODUR: Harekat başarı ile tamamlanır. Aartık sıkıntılı günler geride kalmış aydınlık günler Kıbrıs Türk halkının üstüne doğmuştu. Hayat devam ederken el birliği ile yaralar kısa sürede sarılmaya çalışılır. Ömer de yarım kalan eğitimine devam etmek için okulun yolunu tutar.

Ö. MERAKLI: 1974’ten sonra Ticaret Lise’sini bitirdim. O zaman lise eski Victorya Kız Lisesi vardı. Selen Oto Parkı’nın içinde. Orada tahsilimizi bitirdik. İsimlerini anmadan geçemeyeceğim çok değerli hocalarımız vardı; Ahmet Evrensel, Eşber Serakıncı, Orhan Yücel hoca gibi… Bu hocalarımız bizlere çok şey öğretti. Hepsini saygıyla anıyorum. Lise’yi bitirdikten sonra yüksek tahsil için Türkiye’ye gitmem gerekirken ben Girne’deki OTEM’e gittim. Hocam Orhan Yücel’in tavsiyesiyle ve oradan mezun oldum. Ardından bazı otellerde çalıştım. Bbu çalışmalarım esnasında bir çok devlet büyüğü ve sanatçılarla karşılaştım. Bunlardan bazıları rahmetli Bülent Ecevit, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit idi. Bu sebepten dolayı bu iş çok hoşuma gitmişti. Zaten yapım gereği masa başı iş bana göre değildi. Bir süre buralarda çalıştıktan sonra bir abimin tavsiyesi ile Vakıflar İdaresinde kantin açtım. Hanımımla beraber burayı tam 20 yıl çalıştırdım ve hayatımı kazandım. Çocuklarımın ve kendimin istikbalini hazırladım. Bu yıllarda ben yine boş durmadım. Birçok sivil toplum örgütünde görev aldım. Bunlardan Avcılık Atıcılık Federasyonu’nun Yürütme Kurulunda yer aldım. Daha sonra Esnaf Zanatkarlar Odası’nda Mali Sekreterlik yaptım. Bir dönemde Türk-Sen’de sendikacılık yaptım ve ardından Asgari Ücret Saptama Komisyonunda görev yaptım.
M. BODUR: Ömer Meraklı yerinde duramayan kıpır kıpır bir kişilik kendini doğaya, üretmeye, çalışmaya, yaratmaya adamış bizim içimizden çıkan ve 2005 yılında Kalavaç Muhtarı olan başarılı bir insan.
Ö. MERAKLI: 2005 yılında emekli olduktan sonra ne yapayım diye düşünürken ansızın muhtar olmaya karar verdim. Kalavaç muhratlığına adaylığımı koydum ve kazandım. Gönüllü olarak bu işe başladık. Kardeşim Mustafa Kemal Meraklı en büyük yardımcılarımdan biri oldu yapacağım projeler için. Çünkü bana hep bir iş yapacaksak projelerle yapalım derdi. Neydi bu projeler bizim Köyümüz ezelden buyana susuz ancak dört bir tarafında su yani pınarlarla dolu. Sular boşa akar ancak köyde su yok. Buna bir çare bulmak için kolları sıvadık. Bir proje hazırladık, ilgili mercilere bu projeyi sunduk. Çok geçmeden köyümüze bir miktar para çıktı BM’den. Para çıkınca biz hemen Kaymakamlığa müracaat edip projeyi onlara sunduk. Devlet izin versin ki çalışmalara hemen başlayalım diye. Ancak bize inanmadılar. “AB durdu şimdi size paramı verdi. AB sizin köyle neden ilgilensin ki” deyip güldüler. Ya dedim ben size resmi olarak bu belgeyi vereyim siz ne yaparsanız yapın dedim çıktım.
M. BODUR: Ömer Meraklı muhtar olduktan sonra yapılacak çok işi olduğunu anladı. Gitmediği makam, çalmadığı kapı kalmadı. Cesaretle projelerini sundu yardım istedi bunlardan bir tanesi ise dönemin Kolordu Komutanı’ydı. Cesaretle komutanın karşısına geçti derdini ve Kalavaç’a getireceği hizmetlerden söz etti. Komutanın cevabı ise oldukça anlamlıydı.
Ö. MERAKLI: Şimdi su askeri bölgede oradaki komutanla üst düzeyde bir görüşme ister bu iş. Bunu da Başbakanlık yapması gerek. Biz beklerik, beklerik ne gelen var nede giden. Meğer kaymakamlık bizi dikkate almıyor müracaatı yollamıyor. Ne yapacağız, iş başa düştü. Zamanın Kolordu Komutanına gittik. Dedik durum bundan ibaret. Komutan ben geleyim bölgeyi yerinde göreyim dedi. Sonuçta Komutan geldi gezdi, gördü ve bak muhtar sana güveniyorum, sen bu işi başarırsın dedi ve gitti. Biz izni aldık. Hemen işe başladık. Kısa sürede bu işi bitirip köyümüze suyu getirdik. Ancak su köye geldi, bu durumdan ne kaymakamlığın ne de Başbakanlığın haberi var. Açılış yapacağız tüm devlet erkanını çağırdık bir de azar yedik. Sen nasıl kendi kafandan iş yapan diye. Biz de izah ettik neden böyle olduğunu ama bize ulaşmadı bu evraklar dediler. Bu beni ilgilendirmez. Bu evraklar sizlere ulaşmadıysa devletin çalışmadığını gösterir dedim. Bizler üstün bir çaba harcayarak suyumuzu köye getirdik. Devlet erkanının katılımıyla da açılışımızı gerçekleştirdik.
M. BODUR: Ah ah diyeceğim ancak elime bir şey geçmeyecek bazen düşünüyorum da çalışan adamı çalışmaz duruma getirebiliyoruz. Devletin hantal yapısı iş bilmez insanların iş olsun diye buralarda olması zaman zaman tıkanıklıklara sebeb olsa da sağ duyulu insanların sayesinde bunu da üstesinden gelebiliyoruz. Örnek isterseniz de Ömer Meraklı sizi Kalavaç’ta bekliyor olacak.
Ö. MERAKLI: Son Değirmenlik Belediyesi’ne bağlandıktan sonra çok güzel işler yapmaya devam ettik. Son olarak köyün tüm yollarını asfalt yaptık. Köyün otantik yapısını koruyarak restorasyon çalışmaları devam ediyor. Son dönemlerde 20’ye yakın inşaat başladı köyden göç durdu. Ancak daha yapılacak çok işimiz var. Mmesela ağıllar mandıralar var. Onlar su ister, elektrik ister. Onları hayata geçireceğiz. Kalavaç köyü çıkmaz bir sokakta. Alevkayası yürüyüş parkurunu hayata geçirdik. 30’dan fazla bilim adamını köyümüzde ağırladık. Birçok endemik bitkiler incelendi. Bunları kitap haline getirdik. Yer altı mağaraları araştırıldı ve incelendi. Bunları yaparken de kendi insanımızın ekmeğini köyünde kazanması. Biz bu projeleri gerçekleştirdikten sonra köyümüze yoğun bir ziyaret akışı gerçekleşti. Bu ziyaretlerin ardından bizler de köyümüzü tanıtıcı broşürler bastırdık. Son olarak şunları söylemem gerekirse bizim kendi değerlerimiz kendi örf adetlerimiz engindir ki hiçbir zaman hafife alınacak durumda değildir. O zaman ne yapacağız, değerlerimize sahip çıkacağız. Birbirimize kenetleneceğiz. Barışa hizmet etmeliyiz. Bu toplumun en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi bu ülkede kalıcı bir anlaşma olmasıdır. Burada Kıbrıs Türk halkının kaderi tayin edilmelidir artık. Bu nasıl olur; ya KKTC ye sahip çıkarız yaşatırız, kendi paramız olur, kendi benliğimiz olur, topraklarımızda kendi kendimizi yönetiriz; ya da Türkiye’nin desteği ile bir yerlere varırız. Türkiye’siz anavatansız bu işler olmaz. Bu son zamanlardaki değişim kötü mü oldu derseniz karşıdaki Rum’u tanıdığımız müddetçe barış yapmak için Kıbrıs Türk’ü her zaman hazırdır yeter ki karşıdaki de istesin.
M. BODUR: Ömer Meraklı bana göre ülkemizin en aktif muhtarı. Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır deyip yola devam eden bu başarılı hiperaktif insan duracağa benzemiyor. Zaten durmasını da istemeyiz. Bu gibi insanları ülke olarak ödüllendirmemiz lazım ki, daha fazla Ömer Meraklı’lar yetiştirebilelim.
Alkışı en sessiz karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.
  Haber tarihi 16.05.2010                  Bu haber 1195 defa okunmuştur





Bugün Yazan Yazarlar

Serbest Kürsü
Bu düğüm yargıda çözülür
Abdullah Azizoğlu
Özel dersleri göstermelik yasaklarla engelleyemezsiniz, 4. Murat’a kulak verin!
Nazım Beratlı
Sıcak yazdan sonra
Mehmet Çağlar
UBP’den ne bekleniyor ki?
Erçin Şahmaran
Bayramlık
Mehmet Kara
Ramazan gider, kazandırdığı ibadet alışkanlığı devam eder!
Okan Veli Şafaklı
Halkımız üçüncü alternatife neden şans tanısın!....

Diğer Yazarlar

Ayşemden Akın
‘Tembelsiniz’ mi dediniz?
Mihrişah Safa
Bayram haftası
Selda Bektaş
Telefonum aramıyor; dinliyor
Özcan Özcanhan
Hem birleşik hem bölünmüş
Taner Ulutaş
Türkiyeli-Kıbrıslı davası tehlikeli virajda
Nazar Erişkin
Büyük resmi görmek ve komplo teorileri
İpek Halim
Bayram öncesi yine aklıma kına geldi...
Erkan Eğmez
Liderler New York yolcusu
Ayşe Tural
Deli Dumrullar kaldı mı?
Ramazan Gündoğdu
Çocuklarınızı seviyor musunuz?
Çiğdem Dürüst
Türkiye’deki Referandum’un Kıbrıs’taki gölgeleri
Anıl Kaya
Yaraların sarılması toplumsal sorumluluktur
Fahriye Özay
Evrendeki en büyük güç insan gücü
Ümit Bahşi
Güney’e servet veriyoruz
Tansel Fikri
KKTC’de iktidar olmanın gerekleri 2
Mehmet Hacıarif
Hacı mehmet buba ve eşi
Fatih Bayraktar
Sessiz sevgi
Ziya Nasıfoğlu
Humus Çorbası’ndan çıkartılacak ders
Çağatay Yalçındağ
Şehir şehir Almanya
Abdullah Azizoğlu
Ve ‘Yorumların Dili’
Mustafa Köker
Arafta kalan Blair
Yusuf Gönenoğlu
Bu adam biliyor!
Kerem Hasan
Doğrudan Ticaret Tüzüğü
Murat Bodur
Ülkenin en faal ve başarılı muhtarı
Musa Savaş
İnternetin en riskli olduğu ülke!
Salih Doğrusöz
Fuar heyecanı...
Sibel Bektaş
Teknoloji kurbanı!


ANKET

2. Küçük Hükümeti kimlerle kurulsun?
ÖRP ile koalisyon (% 47)
TDP ile koalisyon (% 29)
DP ile koalisyon (% 6)
CTP-BG ile koalisyon (% 7)
Bağımsızlar ile (% 12)
Diğer Anketler