Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat star kıbrıs yazarı Mete Tümerkan’ın BRT’de hazırlayıp sunduğu AKİS programına ne zaman katılsa çok ilginç açıklamalarda bulunuyor.
Hatırlanacağı üzere Kıbrıs Türk toplumunun marazi olduğuyla ilgili “talihsiz” açıklamayı da burada yapmıştı sayın Başkan…
Son katıldığı programda da ilginç açıklamalar yaptı ama benim en çok ilgimi çeken demografik yapıyla ilgili söylemleriydi.
Sayın Talat, demografik yapının bozulmadığını söyledi. Resmi kayıtlara bakıldığında haklıydı sayın Başkan ancak ardından şu cümleler döküldü ağzından:
“Burada kayıtlı ve izinli çalışan işçi ve ailelerinin vatandaş yapılması durumunda nüfus 500 bini bulabilir”
Sayın Talat konuşurken kelimeleri iyi seçen bir liderdir. Ne diyor: “Kayıtlı ve izinli” Peki kayıtsız ve izinsiz çalışan ve sayılarını tahmin etmekten herkesin ürktüğü bir gerçekliği de bu rakama eklersek ortaya nasıl bir tablo çıkar acaba?
Eğitim, sağlık gibi konularda hesaplamalar ülkedeki, yurttaş sayısına göre yapılıyor ancak gelin görün ki gerçek rakam 500 bin. Bunu da teyit eden Cumhurbaşkanımız.
Evet! Demografik yapı şu an itibariyle resmi kayıtlarda değişmiş değil belki ama devletin yurttaşına vereceği her türlü hizmet bu nüfus nedeniyle sekteye uğruyor.
Cumhurbaşkanımız verdiği bu rakamla Devlet Planlama Örgütü’nün gerçekleştirdiği sayımın sonuçlarının da pek doğru olmadığını gözler önüne seriyor.
Ve bu resmen görünmeyen ancak herkes tarafından bilinen nüfus yoğunluğu bırakın siyasi yelpazede oluşturduğu baş ağrısını, günlük işleri de berbat ediyor.
Sağlıkta hiçbir planlama yapılamıyor, eğitime yetişilemiyor. Gerek hekimler, gerekse eğitimciler isyanda.
Bu yoğunluğa yetişemiyor hiç birisi. Ve tabii maddi olarak da sıkıntı yaratıyor bu realite. Çünkü kayıtlı işçiden daha fazla kayıtsızlar var adada. Ve bu hizmetleri onlar da alıyor kuşkusuz.
Devletin öncelikli olarak yurttaşına vermesi gereken eğitim ve sağlık hizmetlerini Türkiye’den gelen işçilere ve ailelerine sunması yerli halkın da ihtiyaçlarını özel sektörden karşılamasına neden oluyor.
Ve bu durum hem sağlıkta hem de eğitimde yeni milyonerler türemesine sebep oluyor. Peki halk neden vergi ödüyor? Hizmetini alamadığı işler için neden maaşlardan kesinti yapılıyor?
İşte KKTC gerçeği: 500 bin nüfus ve ancak bu taşıma nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir devlet...
Yurttaş da kendince çözüm yolu buluyor tabii. Madem ki devlet yurttaşına vermesi gereken hizmeti taşıma nüfusa sunuyor, yurttaş da Güney Kıbrıs’ın kapısını çalmak zorunda kalıyor. Memnun olmasa da bunu yapıyor. Eğitim ve sağlık hizmetini Güney’den alan bir kitle alış verişini neden aradan yapmasın ki, üstelik daha ucuz fiyatlarla…
Yani daldan dala atlayacağımıza işin gerçekliğini ortaya koyalım: Ne yapsak nafile, ya bu Kıbrıs sorunu kökten çözülür, ya da zamanla Kıbrıs Türk halkı eriyip biter…
* KKTC’den Hacca gitmek isteyenler için ayrılan kontenjan doldu. 75 Hacı adayı açıkta kaldı.
* Okula gitmek isteyen kız çocuğunun başı bağlı olması nedeniyle kaydı yapılmadı. Velisinin cevabı şu oldu: “O zaman okumasın”
Bu Bakan’la ancak
böyle “reform” olur!
Son zamanlarda bir komedi yaşanıyor yine güzelim adamızda… Geçen hafta da konu ettiğimiz sağlık sistemindeki düzenlemeden bahsediyorum. Konu o kadar traji komik ki iki hafta değil haftalarca yazı yazılabilir üzerine…
Yazılı basın bu konunun takipçisi olmadı pek. star kıbrıs’a özel demeç veren Serbest Çalışan Hekimler Birliği Başkanı Kazım Akfert’le başlayan tartışma, görsel basında ilerleyerek devam ediyor. Hatırlanacağı gibi “reform” gibi sunulan yasanın iç yüzünü Dr. Akfert meydana çıkarmış ve bunun bir reform olmadığını gözler önüne sermişti. Peşi sıra Tıp-İş gazetelere verdiği ilanlarla yasayla ilgili eleştirilerde bulundu.
Kıbrıs Radyo&TV’de yayınlanan Aysu Basri Akter’in programı hafta başından bu yana konuyu her yönüyle ele aldı. Sendikacılar, temsilciler, hekimler, eski bakanlar vs… Herkes fikrini söyledi, herkes eleştirdi. Pek bir takdir edeni de duymadık. Çünkü hazırlanan yasa bırakın “Reform” olmayı yasa dışılığı yasallaştıran bir mekanizmayı içeriyordu. Hep bunlar tartışıldı, konuşuldu…
Ve Sağlık Bakanı Sayın Eşref Vaiz hala suskun! Yasayı gizlice ve “kendinden” olanlarla hazırlayıp, Sağlık sektörüyle ilgili bir çok sivil toplum örgütünü dışlayan Sayın Bakanımızın açıklamaları merakla bekleniyor.
Aysu Basri Akter’den edindiğim bilgiye göre Eşref Vaiz bugün eleştirilere yanıt verecek program vasıtası ile… Merakla bekliyoruz, bakalım ne diyecek?
Yalnız konu bu kadar hararetli bir şekilde tartışılırken, sayın bakanın cevap vermesi için bu kadar beklemesi ve suskun kalması da anlaşılır gibi değil.
Bu güne kadar sadece “top Bakanlar Kurulu’nda” demekle yetinen sayın Eşref Vaiz’in istediği de oldu. Bakanlar kurulu yasayı Meclis’e gönderdi.
Peki bundan sonra ne olacak? İçerisinde Devlette çalışan hekimlerin mesaisini sadece 2 saat uzatmaktan başka bir “reform” olmayan yasa Meclis’ten geçip uygulamaya mı girecek?
Peki sistemin direkt içerisinde olan ancak kendilerine hiçbir şey sorulmayan diğer ilgili kesimlerin görüşleri ne olacak?
Sağlık Bakanı Sayın Eşref Vaiz, sağlık sektörünün sadece devlette çalışan insanlardan mı kurulu olduğunu sanıyor? Yoksa serbest çalışan hekimler, hemşireler sağlık sisteminin dışında mı hizmet veriyor?
Bu sorular tabii ki yanıt bekliyor, bekleyip göreceğiz.
“Vefa” denilen…
Eski Sağlık Bakanlarından Hüseyin Celal çok doluydu, içindeki isyanı kelimelere döktü önceki gün… Mağusa’ya kazandırılan yeni devlet hastanesinin her türlü projesini kendi yapmış, finansmanını kendi bulmuş… Onun emeğiyle hazırlanmış her şey… Ancak uygulamaya koyacağı dönem görevden alınmış sayın Celal.
İşin bir de ilginç boyutu var. Hüseyin Celal Bakan iken, şimdiki Sağlık Bakanı Eşref Vaiz de Başbakanlık’ta müsteşardı. Mağusa hastanesiyle ilgili proje uzunca bir zaman Vaiz’in masasında beklemiş. Hüseyin Celal da baktı ki olmuyor, kendi alıp hazırlamış her şeyi… Ancak Celal görevden alınıp yerine Vaiz getirilince hazır projeyi uygulamaya koymak Vaiz’e kalmış…
Tümö bunları isyan edercesine Hüseyin Celal anlatıyor… Ve ekliyor: “Ne projenin temel atma törenine çağırıldım ne de projeyle ilgili hiçbir adımda fikirlerim soruldu, açılışa da Başbakan’ın telkini üzerine davet aldım, kırgınım…”
Şu “vefa” denen şey ne kadar önemli değil mi?
Öneri
Kasisler üzerine…
Yollara konan kasislerle ilgili eleştiriler yapılmaya başlandı. “Hiçbir standardı yok, kimisi çok yüksek vs…” Ben de katkı koymak istedim bu tartışmaya. Lefkoşa Belediyesi kasislerin yol güvenliğini artırdığı için konduğunu açıkladı ve ben de buna katılıyorum ama kasisler özellikle geceleri büyük sıkıntı veriyor. Yolda kasis olduğuyla ilgili önceden hiç bir uyarı yok. Bazılarının üzerinde aydınlatıcı boyalar var ama onları da sürücü son dakika görüyor. Zaten bir çoğunda bu boyalar bile yok! Yani orada kasis olduğunu bilmeyen bir sürücü için yol güvenliğini artırmaktan ziyade kazaya davetiye çıkarıyor bazı kasisler.
Yani önceden ileride kasis olduğunu bildiren bir levha ya da yol içerisinde aydınlatıcı boyalar yapılırsa iste o zaman kasisler gerçekten yol güvenliği sağlamış olur.
Hüzün
Bir haftada 14 gol
Hem Çetinkayalı hem de Beşiktaşlı olan varsa eğer bu yazı onlar için, yani benim gibiler için. Fenerbahçe’den 2 gol yiyip üç puanı bırakan Şükrü Saraçoğlu’nda bırakan Beşiktaş’a bir gün sonra Tatlısu’dan 4 gol yiyerek Başkente dönen Çetinkaya eklenince hafta sonu keyfim iyice kaçtı. Tam haftanın akışına kendimi kaptırdım ki; Şampiyonlar Ligi tarihine geçecek bir skorla (yazmaya elim varmıyor ama 8-0) Liverpool’dan dönen Beşiktaş ruh halimi berbat etti.
Dile kolay takımların bir haftada tam 14 gol yediler.
Nihayet bu lanetli hafta geride kaldı ama Çetinkaya ve Beşiktaş’ın bu haftaki maçlarını merakla beklemeye başladım. Umarım yine bir hüsrana uğramayız.