Lefkoşa’nın boğucu sıcağından kaçalım ve ‘Bakir’ dediğimiz Karpaz’a doğru bir uzanalım dedik. Karpaz’ın Altın Kum olarak nitelendirilen sahil şeridinin hemen yanı başında, insanın her türlü gereksinimi düşünülerek imal edilen ‘Tekos’a ait tahtadan mamül evlerde 3 gün siyaset, spor ve dırdırdan uzak kafa dinledik.
Kesemize uygun, Cep telefonlarının çekmediği, arandığınız zaman ‘Kapsama alanı’ dışında dediği yerde, bir süre siyasetin ‘Kapsama alanından’ uzak durduk. 3 gün sonra Lefkoşa’ya döndüğümüze döneceğimze bin pişman olduk. Yumurtanın asvaltta 5 dakika içerisinde piştiği Lefkoşa’da, siyasetin yine ‘Kapsama alanına’ dahil olduk.
Hiçbirşeyin değişmeyeceğını bilmemize karşın, Karpaz’dan dönünce birşeylerin değişebileceği umudunu on milyonuncu kez yeniden yaşadık. Türkiye seyahatinden dönen sevgili dostum Serdar Denktaş’ın bıraktığı yerden tahrip gücü yüksek C 4 bombalarını fırlatmaya devam ettiğini gözlemledik. Hoş birkaç tur attığımız Lefkoşa’da Serdar’ın patlattığı C 4 bombalarına karşın, zaman zaman gönül okşayarak yaptığı eleştirileri çok takdir edenleri de gözlemledim. Serdar da olmasa diyerek başladıkları cümlelerin sonunu övgü dolu sözlerle bitirmeleri, sanki Serdar’ın hanesine ağır ağır birşeylerin yazılmakta olduğu hissini bende bıraktı..
Angolemli’nin yemin ederek Meclis mesaisine başlaması, Mecliste, Bermuda Şeytan Üçgeninin oluştuğu kanaatini doğurdu bende. İktidar el aman çektiren Çakıcı ile Mustafa Emiroğlu’ndan sonra, Angolemli’nin bu ikiliye dahil olması, sanki dağların yeniden ‘Mehmetali’ diye çağırmasına neden olacak.
Gelinen noktada ben, Ahmet Barçın, Ahmet Gulle ile Ali Gulle’nin de Mecliste olmasını yeğlerdim. Sözünü esirgemeyen Ahmet Barçın ile Ali Gulle’nin yanısıra efendiliği ve ağırbaşlılığı ile takdir toplayan Ahmet Gulle’nin yeniden Meclise girmemesi bence halk adına yazık oldu.
Kasım’dan sonra koalisyon olacak söylentilerini şöyle bir irdeleyelim dedim. Serdar Denktaş’ın “koalisyona girerim amma”, demesinin ardından, dikkat ‘Koalis’ dendikten ve yon harfleri tamamlanmayan koalisyon sözcüğünün tamamlanmasını beklemeyen Avcı’nın ‘Hazır Kıta’ bekliyorum demesi tebessümlere neden oluyor. İki müdürlük veya bir Müsteşarlık verilmesi karşılığında bile Turgay Avcı’nın koalisyon ortağı olmaya hazır olması, acaba bu yönde Türkiye’den talimat mı aldı kuşkusunun doğmasına yol açıyor. Kasım sonrasında koalisyon olur mu derseniz, Kasım ayı içerisinde yapılması düşünülen UBP kurultayının gerçekleşmesi bile tehlikede derim. Bence Kasım ayı içerisinde yapılması düşünülen Kurultay, Şubat, Mart en kötü ihtimalle Nisan ayı içerisine aktarılabilir.
Neden böyle düşündüm diye soranlar çıkabilir. Ona da bir açıklık getirelim. Bir defa koalisyon oluşturulacaksa, bakanlıkların paylaşımının kokusu ağır ağır yayılır. Örneğin ÖRP ile koalisyon kurulacaksa, Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Turgay Avcı’nın bu bakanlığa talip olması düşünülebilir. Turizm veya Ekonomi’nin bir tanesi Mustafa Gökmen’in gönlünde yatan arslan olabilir. Hoş Ekonomi Bakanlığını çok iyi idare etmekte olan bir Sunat Atun’dan bu bakanlığın alınması düşünülmese bile isteyenin bir yüzü kara vermeyen zenci misalinden hareketle bu bakanlıkta UBP’den istenebilir..
Ancak yapılmakta olan atamalara bakılırsa, Dışişleri Bakanlığı UBP tarafından elden çıkartılmayacak. 20 Temmuz tarihinde görev süresi yaş haddi nedeni ile dolacak olan Namık Korhan’ın yerine Altuğ Plümer’in atanması sanırım bunun bir göstergesidir. 23 Temmuz 1950 Baf-Kasaba doğumlu Ankara Büyükelçisi Namık Korhan’ın yerine Ankara Büyükelçisi olarak atanmış olan Plümer, atanma belgesini sanırım henüz almadı ama belge Dışişlerinde beklemekte.
ÖRP’nin iki müdürlük veya bir müsteşarlığa fitim yollu açıklamasına karşın UBP’nin ona kapıyı bile ‘Gındırmaması’ DP ile flört edecek hissiyatını doğurmasına karşın, burada da Türkiye faktörünün unutulmaması gerektiği kanaatindeyim. Böyle bir koalisyona AKP hükümeti onay verir mi? Her gün AKP hükümetini eleştiren ve yaptığı eleştiriler ile puan toplayan Denktaş’a ‘Okey’ verilmez sanırım.
UBP – TDP Koalisyonu olur mu derseniz. Bence o da olmaz. Çakıcı’nın zehir zemberek söylemleri, AKP’ye yönelik tavrına AKP hükümeti onay vermez.
Ankara’ya elçi olarak tayin edilen Plümer’in seçimi UBP’nin Dışişlerini vermeyeceğini gösterir. Dışişlerini elinde tutmak isteyen UBP’nin, CTP ile bir koalisyon ortaklığı gerçekleşir mi bilinmez. Bu koalisyon ortaklığı zor bir ihtimal. Ama son günlerde bazı arkadaşların kurulması zor gibi görünen bu koalisyondan övgü ile bahsetmesi, sanki alt yapının oluşturulmaya çalışılıyormuş gibi bir görüntünün yanısımasına da neden olmakta. UBP – CTP koalisyonu için Türkiye düğmeye basarsa, bence engeller yıkılır ve koalisyon kurulur.
“Olmaz, mümkün değil” diyenlere de bir hatırlatma yapayım. Önceleri çözümün bir numaralı ismi olarak gösterilen ve bu konuda benim de idolüm olan Mehmetali Talat’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra taban tabana değişmesi. Televizyonda yaptığı konuşmalarda, yüzünün kapatılması sonrasında, ‘Denktaş’ın konuştuğu yakıştırmalarının yapılması büyük bir değişimin örneklenmesi değil miydi? İnönü Meydanı’na 80 binleri toplayan yüksekten uçan kartal nitelemesi yapılan CTP’ye, hükümete gelince tüyleri yolunmuş ‘Serçe’ benzetmesi yapılması, siyasette gerçekleşen değişimin uç noktalarından biri değil miydi? Olmazsa olmazlar arasında gösterilen Talat’ın, Denktaş’laşması, Kartal’ın da Serçe’ye dönüşmesi bu ülkede gerçekleşirse bu memlekette UBP – CTP koalisyonu da neden kurulmasın ki?