Umutsuz olmayalım

Umut, umut etmek insanoğlunun yaşam kaynağıdır. Umudu olmayan, içinde umudu yeşermeyen bir insan yaşamak adına sadece nefes alıyor demektir.
Umut, umut etmek insanoğlunun yaşam kaynağıdır. Umudu olmayan, içinde umudu yeşermeyen bir insan yaşamak adına sadece nefes alıyor demektir. Bu gerçeği genele yaydığımız zaman, umudu olmayan geleceğe yönelik beklentisi olmayan toplumlar da sadece nefes alıyor, gerçekte yaşamıyor demektir. Ülkesine, ülkesinde yaşamaya dair umutlarını yitiren bir toplum olabilir mi? Ülkesinden göç etmeyi başka coğrafyalarda yaşam kavgası vermeyi düşünen bir gençlik, ülkesinden umudunu bu denli yitirmiş olabilir mi? Maalesef içinde bulunduğumuz süreçte ülkemizdeki genel tablo budur. Bu günkü şartlarda, ülkemizde umut sahibi olmak bile çok lüks.

Karamsar olmak istemem, umutsuz olmak da pek bana göre değil. Ama ülkemde yaşayan insanların mutsuz olması, umutsuz ve beklentisiz düşünceler seslendirilmesi, hata nerede? Sorusunu kendi kendime sormama sebep oluyor. Bir toplum veya bir insan neden umudunu yitirir. Elbete beklentileri boşa çıkarsa, elbette kandırılırsa. Kıbrıs Türk Toplumu, yarınlara umutla bakabiliyor mu? Bu soru, herkes tarafından ve bil hassa bu topluma umut aşılayanlarca cevaplanması gereken en hayati sorudur. Bu ülkede yaşayan, bu ülkede doğmuş, ayni mahallede büyümüş, ayni okullarda okumuş, ayni bölgede vatani görevini yapmış iki genç insanın, umutlarını karşılaştırdım kendimce. İkisi de iş hayatına, özel bir şirkette elektrik teknisyeni sıfatıyla çalışarak başlamış. Gençlerden biri hasbelkader bir tanıdık vasıtası ile devlet dairesine istihdam edilmiş. Her yönden eşit koşullara sahip iki genç arasındaki, ekonomik ayrıcalık zamanla belirginleşmeye başladı. Özel şirkette çalışan genç1200 TL, devlet memuru genç ise yaklaşık 3000 TL aylık maaş alıyor. Doğal olarak umutları eklentileri farklı. Biri küçük de olsa bir ev sahibi olmak istiyor. Fakat devlet çalışanı olmadığı için şartları zor. Devlet çalışanı genç ise küçük evinin yerine daha büyük bir ev almak istiyor. İmkân yönünden daha şanslı. Bu iki genç insan arasında tek bir fark var. Biri devlet çalışanı, diğeri özel sektör. Bu karşılaştırmayı yapmamdaki gayem sadece önemli bir noktaya dikkat çekmektir. Bu ülkede özel sektör çalışanlarının çalışma koşullarında bir ilerleme olmazsa, insanlar haklı olarak devlet çalışanı olma umudundan vazgeçmeyecektir.

Toplum olarak da umutsuz bir durumdayız. Kıbrıslı Türkler olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında umduğumuz yaşamı bulamadık. Bu noktada bir umutsuzluk yaşandı.
Kıbrıslı Türkler, 1974 sonrasında da umduğunu bulamadı. O dönmede beklenti, yeni ve tam bağımsız bir yapının adımlarını atmak ve böyle bir yapının parçası olmaktı.
Beklenen olmadı. KKTC kuruldu, fakat sadece Türkiye tarafından tanınan bir devlet oldu. Üçüncü dünya ülkeleri Kıbrıslı Türklerin Cumhuriyetini tanımadığı gibi bir varlık olarak da kabul etmedi. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan insanlar en büyük hayal kırıklığını ANNAN planı sürecinde yaşadı. Çözüme, kalıcı barışın sağlanacağına olan inanç günden güne azaldı. İnsanlar artık sadece günlük yaşamın derdinde. Bu noktada KTHY kapanması ve sonrasında yaşananlar da toplum olarak hepimizin umutlarını baltaladı. Bu toplumu yeniden bir şeylerin değişeceğine inandırmak lazım. Ama ne yazık ki bu amaçla atılan adımlar göremiyoruz. KTHY kapanıyor, hükümetten kimse çalışanların yanında değil. Ama ayni dönmede THY, KKTC’de ofis açıyor, devletin en üst kademesi tam kadro orda. Turizmciler kan ağlıyor. Ülkeye turist gelmiyor, gelenler geri gidemiyor, Turizm bakanımız ülkeye gelen turist sayısında %40 artış olacağını söylüyor. Umutsuzluğun kader olduğu bu coğrafyada, bu yaklaşımlarla bu halka umut veremezsiniz. İnandırıcılığı olmaz. Tüm olumsuzluklara inat, yeni başlayan her gün birçok umudun habercisidir. Ve bu gün yeni bir gündür, yarın ve yarınlar, yeni günler yeni umutlar demektir.

Bu haber 523 defa okunmuştur

:

:

:

: