Dünyamızda ekonomik bir kriz var. Amerika’da başlayan ve ‘mortgage’ denen, ev kredilerinin ödenememesi neticesinde dünyayı da etkileyen ekonomik kriz başlangıcından söz etmiyorum. Kriz çoğalan insan nüfusu ve azalan kaynaklarla alakalıdır. Krizin baş gösterdiği yerlerde bir takım tedbirlerin alınması da doğaldır. Alınan tedbirlerle, özellikle ülkede daralan kaynaklarla yaşamın düzenlenmesini, yani insanların kendi yaşam kalitelerinin seviyesini belirli bir düzeyin altına düşürülmemesine dikkat edilir. Özellikle gelir dağılımı adaletinin göz önünde bulundurulması ve sosyal devlet anlayışı temelinde yurttaşa verilecek hizmetin aksamaması esastır. Devletin de yurttaş sorumluğu gibi görevleri vardır. Bu ödevler yalnızca ekonomik, siyasal da değildir, sosyal, sportif, kültürel, güvenlik gibi milletin, “millet olma” özelliğini pekiştirecek ve karakteristik yapısını perçinleyecek manevi ödevler de vardır.
Nasıl ki yurttaş ödev ve sorumlulukları, bir ülkede yaşamın kurallarının yazılı olduğu yasalar tarafından belirleniyorsa, yine o yasalar ve anayasa tarafından belirlenen ve belirlenmiş devletsel ödevler ve oradaki yurttaşlara verilmiş haklar ve taahhütler vardır. Bu taahhütlerin yerine getirilmesi de devletin sorumluluğundadır.
Dünyada devletler ‘insanlarının mutluluğu için’ uzun vadeli politikalar üreterek ekonomik, sosyal ve siyasal çalışmalar yaparlar. Bu çalışmalar bizdeki gibi miyop ve günübirlik değil, daha uzun vadeli ve geleceğin bilimsel varsayımlarla planlanması, öngörülmesi ile yapılır.
On sene sonra hangi sektörde ne kadar elemana ihtiyaç duyulacağından tutun da, insanların ne yiyeceğine kadar yaşamın her alanında planlar projeler yapılır. Ciddi çalışmalar içine girilir.
Daralan kaynaklar ve artan toplumsal sorunların söz konusu olduğu ortamlarda siyasi performansın olağan üstü ve yaratıcı olması kaçınılmazdır Siyasiler toplumların dününden, bugünü ve yarınından direk ve tamamen sorumlu olan kimselerdir. Hizmeti götürmede görevi suistimal, verimsizlik ya da toplumsal yaralara sebebiyet veren yanlış politikalara imza atmak ya da yanlışın önüne geçememek siyasinin sorumluluğundadır. Bütün bu çalışmalar toplumsal sorumluluk çerçevesinde yerine getirilirken, siyaset bir hizmet aracı olarak görülür ve herkesin misyonunun bir yerde dolabileceği gerçeği göz ardı edilmez. Toplum veya yurttaş sorumluluğunun veya duyarlılığının devamı ve hizmette devamlılık söz konusu ise de sivil toplumda veya birikimlerin kamuoyu ile paylaşılması noktasında bu hizmet devam ettirilebilir.
***
Toplumsal olarak insanların spor yapma, kitap okuma hatta sigara içme gibi kötü alışkanlıklara varıncaya kadar bir toplumun istatistiki verileri o memleketi yöneten insanların verimliliğinin ve başarılarının göstergeleridir. Bugün itibarı ile yaşamın her alanında bizleri öfkelendiren,’olmaz böyle şey’ dedirten unsurların bütünü ve elimde var olan ciddi istatistiki verilerin sonuçlarına baktığımda, bu millete hizmet verme noktasında olanların başarıya imza atamadıkları aşikardır.
Bırakın siyasi kaynaklı ekonomik olarak yaşanan birçok adaletsizlik ve açmazı, sosyal ve siyasal olarak insanımın geldiği noktadan ve çocuğumun geleceğinden çok ciddi biçimde rahatsızım. Özellikle ‘siyasal etiğin’ olmaması ve toplumsal ‘sosyal bilicin’ zayıf olması hataların tekerrürüne ve cezasız kalmasına sebebiyet vermektedir. En basitinden gelen geçen hükümetlerle denizde ensemizde gezine jet-ski’den tutun da sahillerin pisliğine, giderek güvensizleşen ve suç oranlarının arttığı coğrafyamızdan, sahipsiz ve geleceklerinden umutsuz,işsiz gençlerimize kadar hiçbir şey değişmeyecekse?
Sorunlar ve yaşanan acılar neticesinde hiç kimse sorumluluk hissetmeyecek ve
sorumlu tutulmayacaksa,hesap sorulmayacaksa,herhangi bir konuda ilerleme
sağlanması söz konusu değildir,olamaz.
***
Bugün bu yazıyı yazmaya başlamadan çok sevdiğim bir dostumun,sınıf arkadaşımın
ailesi ile birlikte yurt dışına temelli göç edeceği haberini üzülerek aldım.
Her an yığınla ekonomik,sosyal bunalım haberleri,intihar eden insanlar söz
konusudur..
Çevremde bu yazdıklarımdan rahatsız olduğunu dile getiren insanlar
görüyorum,konuşmalarına şahit oluyorum..
Ancak mevcut durağan ve edilgen yapımızla birşeylerin üstesinden gelmemizi hiç
kimseler beklemesin.
Sizin yada benim içine düştüğüm çaresizlikten bu memleketi terk etmemiz kimin
umurunda?
İyiye güzele doğru gidiş,bircik bircik bizlerin insani ve yurttaş sorumluğu ile
sorunlarımıza sahip çıkmamızdan ve elimizi taşın altına koymamızdan
başlayacaktır.
Yeni bir başlangıç umudu başkasında değil, kendinde bulan asil insanların
yüreklerinde filizlenecektir.
Bu bir ‘var olma mücadelesidir’ ve el ele tutuşmayı gerektirir.
Bunu kimse göz ardı etmesin!