Kimseyi kutlamıyorum!

Basın iş kolunda çalışan insanların sıkıntılarına ve buna bağlı olarak Basın İş Yasası’nın ilgili bakanlık tarafından gereğince uygulanmaması konularına değinen birçok yazı yazdım ve olumlu hiçbir tepki görmedim. O nedenle artık bu konuya değinmeme eğilimindeydim. Ancak önceki akşam çok istememe rağmen iş yerimde görevde oluşum nedeniyle katılamadığım “Basın Günü” etkinliğinde bu konu en yetkili ağızlar tarafından dile getirilince bir kez daha üzerinde durmak istedim.

Basın iş kolunda çalışan insanların sıkıntılarına ve buna bağlı olarak Basın İş Yasası’nın ilgili bakanlık tarafından gereğince uygulanmaması konularına değinen birçok yazı yazdım ve olumlu hiçbir tepki görmedim. O nedenle artık bu konuya değinmeme eğilimindeydim. Ancak önceki akşam çok istememe rağmen iş yerimde görevde oluşum nedeniyle katılamadığım “Basın Günü” etkinliğinde bu konu en yetkili ağızlar tarafından dile getirilince bir kez daha üzerinde durmak istedim.

Öncelikle, Kıbrıs Türk basın mensuplarının 11 Temmuz Basın Günü’nü kutlamadığımı belirterek söze başlamak istiyorum. Çünkü bunu hak etmiyoruz.

Nedenini merak edenlere, yakın geçmişte yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına bakmalarını öneririm. O ankette, siyasetçilerden sonra en güvenilmeyen meslek gurubu gazeteciler olarak saptanmıştı. Çok uzak değil, belki 15–20 yıl kadar önce insanlar bir konuda söylediğinin doğru olduğunu anlatmak için, “gazeteden okudum” derdi.

Ülkedeki siyasi kirlilik siyasetçiler yanında basın mensuplarına duyulan güveni de erozyona uğrattı. Basın çalışanlarının içine sürüklendiği bu kötü durumun sorumlusunun siyaset kurumu olduğunu biliyorum elbette. Fakat bu gerçek dahi basın mensuplarının sorumluluğunu azaltmıyor. Basın dünyasında çalışanlar, her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da en kültürlü kesimlerden biridir. Özellikle dünyasının yazar-çizer kesimi topluma kanaat önderliği de etmektedir. Başka bir deyişle dünya âleme akıl dağıtırlar. Ama ne yazık ki kendilerine bile faydaları dokunmuyor. Birlikte hareket edip kendi haklarını bile elde etme becerisini göstermiyor.

Bu yazı da asıl değinmek istediğim, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Basın Günü’nde yaptığı konuşmada söyledikleridir. Sayın Eroğlu, Basın dünyasıyla ilgili gerçekleri dile getirdi. Ama bunu yaptığı için ona da teşekkür etmiyorum. Çünkü bir Cumhurbaşkanı ülkesinde üç yılı aşkın bir süreden beridir yürürlükte olan bir yasanın tamamıyla uygulanmaya konması için illa da değişiklik yapılmasını önermez. O devlet adam gibi bir devletse meclisinden geçip Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan ve resmi gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren bir yasayı uygular. Eğer o yasada değiştirilmek istenen maddeler varsa onun yolu bellidir. Yeri de meclistir.

Son olarak şu hususa da değinmek isterim. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu o makama evinden geçmedi. Cumhurbaşkanı seçilmeden önce de Başbakan idi. Yani, Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren Basın İş Yasası’nı yürütmekle görevli bir numaralı makamın sahibiydi. Ama kendisinin de konuşmasında vurguladığı gibi bu yasa maalesef hala doğru dürüst uygulanmıyor. Bu yüzden de basın çalışanlarının bir gelecek garantisi yok. Sayın Eroğlu kendi deyişiyle “farklı” bir Cumhurbaşkanı olacaktı. Hani o fark nerede?

Basın mensuplarının önünde Basın İş Yasası’nın hayata geçirilmesi gerektiğini söylemek kolay. İyi dE bunu kim yapacak? Kime öneriyor? İcra organın başı kendisi değil mi?
Sayın Cumhurbaşkanı, o kokteylde bulunan Başbakan’a göndermede bulundu ve Basın İş Yasası’nda değişiklik yapıp hayata uygulamaya koyması çağrısında bulundu.
Benim de önerim Sayın Cumhurbaşkanı bu haftaki Bakanlara Kurulu’na Başkanlık etsin ve o önerdiklerinin yapılmasını sağlasın.

Kıbrıs Türk toplumunun son 35 yılına damgasını vuran bir siyaset adamının sanırım artık öneri yapmaktan öte bir şeyler yapması gerekiyor.

Bu haber 389 defa okunmuştur

:

:

:

: