Söze, çadır tiyatrosu sahiplerinden ve gelmiş geçmiş tiyatrocularımızdan özür dileyerek başlamak istiyorum. Çünkü hepsi birer sanat emekçisidir.
Ama bir oyun sahneleniyor ki bizim memlekette; hepsinin pabucu dama atılmıştır, arasın dursunlar.
Bakın şimdi; Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Aybar konuşuyor; “Devlet kurumları özelleştirme adı altında TC’leştiriliyor. TC Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in sözleri iki bankamızı ba-tırmaya yöneliktir. KKTC’deki kamu bankalarının zayıfladığı yönündeki söylemi ‘Vakıflar Bankası ile Kooperatif Merkez Bankası’na para yatırmayın, mevduatınızı çekin’ anlamına gitmiştir...”
Bu vatandaşı tanımam, o yüzden de; “Banka-finans sektöründe hangi Oscar ya da Nobelleri aldığını açık etmediği için çok üzüldüm (!). Zaten bu yüzden de, söylediklerini herkes fıkra niyetine okuyup gülümsemiştir ama durduk yerde bu iki bankayı hedef göstermesi şart değildi.
Üstelik Bu kadar vehimle yaşanmaz, hastalık belirtisidir. Bari; Türkiye’de bankaların yüzde 8
faizle kredi verirken bizimkilerin yüzde 35 aldığını söylemeseydi!
Sevgili okuyucu...
Sık sık “Güleriz ağlanacak ahvâlimize” derken inanın mutlu değilim; ama durum apaçık ortada.
Kimsenin avukatı da değilim. Çiçek’in böyle bir şeye ihtiyaç duyması için de ortada bir sebep yok.
Ama bu lâfları söyleyebilen ‘zihniyet;’ arkasından “TC yardım heyeti 3 bin üreticiye 2,5, 3 TC’li tüccara 14 milyon verdi” diye aklı sıra şikâyet ediyorsa, ortada acayip bir durum var demektir.
Çünkü bu garip zihniyet; kelimenin tam mânâsı ile acayip bir durum arz ediyor.
Öteki de bu sözleri gazetesine manşet edip, “Adaletin bu mu Türkiye” diye soruyor.
Para ‘TC’nin...’ Hesabını da kendisi yapar, hem kendisinin hem de bizdeki ihtiyaca göre kullanır.
Ama konumuz o da değil...
Peki ya üreticiye 2,5 değil de 22,5 milyon vermiş olsa, toptan TC’leşmezmiydik (!) arkadaş?
Bu nasıl perhizdir?
Bu ne berbat bir lahana turşusudur?
SON SÖZ: Bu sorunu cevabı yok.
Çünkü ortada ne kuş ne deve, acayip bir şey vardır! 
TEKLİF KUTUSU 
CHP Grup Başkanvekili Anadol, “Biz milletvekiliyiz, Erdoğan'ın marabası, pavyon fedaisi,
gece kuşu değiliz. Sen demokratik bir ülkenin başbakanı mısın yoksa piramitlerde işçi çalıştıran firavun musun?” demiş ya…
Biz de cümbür-cemaat “Hoooop aile var” diye çıppana çalalım.
Neçün da den…
Kafayı bulduysa susmayı denesin arkadaş; çoluk çocuğa kötü örnek oluyor!


Tercüme Köşesi
- Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Aybar “Devlet kurumları özel-leştirme adı altında TC’leş-tiriliyor. TC Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in sözleri iki bankamızı ba-tırmaya yöneliktir. KKTC’deki kamu bankalarının zayıfladığı yönündeki söylemi ‘Vakıflar Bankası ile Kooperatif Mer-kez Bankası’na para yatırmayın, mevduatınızı çekin’ anlamına gitmiştir...” dedi...
- Yok yok...
Birileri araştırsın bakalım başkanın bu bankalardaki hesap kitap durumu nedir!
Duyan be buba? 
- Duyan be buba?
- Sen ağnat da duyarım guzum.
- Rum ekonomisi AB tarafından dün resmi olarak denetim altına alındı. Bununla ilgili karar Brüksel’de, ECOFİN tarafından alındı. Avrupa Komisyonu da Rum hükümetinden 13 Ocak 2011 tarihine kadar yeni tasarruf tedbirleri almasını istedi.
- Sen de şuradan Urumcuklara telefon et ve de ki; “Ayaklansanıza yahu, bizim sendika (!) ve STÖ’lerimizden hiç mi bir şey öğrenmediniz?
TEBESSÜM
Büyüklere ayıp olmasın
Mart ayı gelmiştir, kediler her akşam süslenip, püslenip, mis gibi kokularını sürünüp dışarı çıkıyorlar. Aralarında bir de küçük erkek var.
Bir gün “Ben de gelecem” dedi ve büyük kediler akıl verdi. “Sittir git be… Sen git de prilli oyna…”
Bir gün, beş gün... Bizimki iyice meraklanmıştı. Bir akşam yine denedi şansını:
- Ya ne olur beni de götürün nereye gidiyorsanız?
Kedilerin en babacanı acıyıp durumu anlattı;
- Mart ayı bizim ayımız.evlâdım, çiftleşmeye gidiyoruz. Sen daha küçüksün ama boş ver, hadi sen de gel de öğren, ilerde lazım olacak.
Aylardan mart dedik ya, hava da soğuk mu soğuk ama damda bekleyiş başlamıştı. Babacan kedi de ufaklığı eğitmeye devam ediyordu; “Bu iş zordur evlat. Bazen burada saatlerce bekler de eve eli boş döneriz.
Aradan gerçekten saatler geçti ama ne gelen, ne giden vardı. Bizim gariban iyice üşümüştü. Dama dizilmiş dişi kedi bekleyen büyüklerine şaşıp kalmıştı…
İçinden “Çiftleşmeleri amma da uzun sürdü. Üşümez mi bunlar” dedi.
Sonunda babacan kediye yanaştığında dişleri birbirine vurmaya başlamıştı. Patisi-yle hafifçe dürterek, “Amca be,” dedi. “Ben beş dakka daha çiftleştikten sonra gidecem, büyüklerime ayıp olmaz değil mi?”
