Yanlış hesap Bağdat’tan döner...

Şu aralar alabildiğine çalkantılı bir dönem yaşıyoruz. Kıbrıs Hava Yollarında yaşananlar, grevler, maaş kesintileri, emeklilere zaten verilmeyen artışlara inat, üstüne üstlük kesintiler...
Şu aralar alabildiğine çalkantılı bir dönem yaşıyoruz. Kıbrıs Hava Yollarında yaşananlar, grevler, maaş kesintileri, emeklilere zaten verilmeyen artışlara inat, üstüne üstlük kesintiler... Bakan açıklamaları, başbakanın hükümetin kararlarını haklı gösterme çabaları... Kısacası her kafadan bir ses çıkıyor. İnsana “Hey! Ne oluyoruz?...” sorusunu sıkça sorduran karman çorman bir gidiş... Sendika başkanları açıklamalarda bulunuyor. Halk olanları anlamaya, kavramaya çalışıyor. Toplumsallığın bireysellikle yer değiştirdiği zamanların yeni yeni farkına varışını yaşıyoruz sanki... Uykudan uyanır gibiyiz... Tam değil ama, ayağımız nihayet suya eriyor... Dönen dolapları anlamaya başlıyoruz.

Bütün bu sıkıntıların arasında, dün bütün radyo, tv. ve basın, DAÜ Rektörü, sevgili arkadaşım, dostum Ufuk TANERİ’nin uğradığı haksızlığın düzeltilişine geniş yer verdi. Önce insan olarak, sonra kadın olarak çok mutlu olduğumu itiraf etmeliyim. Adalet yerini buldu nihayet...

Sayın Taneri’nin haklılığından yana kuşkum yoktu zaten ama çekilen sıkıntıların, bekleyişlerin ve kimi insanlardan haksızmış muamelesi görmenin, “acaba”larla boğuşmanın bedelini, O’na kimse ödeyemez kanımca... Manevi olumsuzluklar bizi daha derinden yaralar. Ama yine biliyorum ve inanıyorum ki o: Güçlü bir kadın, son derece aydın, Atatürkçü bir bilimkadını olarak da, haklı olmanın gururu ve adalete olan inancı ile bunları kolayca atlatmıştır. Aslında her olay bize yanlışlarımızı, hatalarımızı gösterir. Gösterir de kaçımız bundan gerekli dersleri çıkarır? İşte bu tartışılır. Yaşamdaki her olay bizi eğitir. Durmadan öğreniriz. Hayat denen üniversite acımasızdır da... Beklemediğiniz, haketmediğiniz olaylar sizi derinden yaralar. İzleri kolay kolay silinmez. Elbette güçlü olanlar bu savaşı kazanır...

Anlamadığım nokta, bu kararın birden fazla kişi tarafından onaylanmasıdır. Hiçbiri de farketmemiş olamaz değil mi? Yoksa milletimizin hasletlerinden (!) biri olan “Ben yaparım, olur...” diye mi düşünüldü. Ama bakın adaletin keskin kılıcı yahut terazisi, olayı nasıl da çözdü. Aslında biz, adalete her zaman güveniriz. Çünkü “Adalet mülkün temelidir.” der, Atatürk.

Gönül isterdi ki, bunlar hiç yaşanmasın. Biz küçücük bir toplumuz ve kıyısından köşesinden birbirimize akrabayız ya da çok yakınız. Aslında yaşananlar, rektörü görevden alanlara karşı güvensizlik duygularını da beraberinde getirdi. Onlardan herhangi birinin bundan sonra vereceği her karar, “acaba...”larla karşılanacaktır. Güven duygusunun kalmadığı yerde işlerlilik de işlevsellik de biter.

Karamsar tabloların arasından bir güzellik çıkması da umutların kaybolmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Yağmurlar, fırtınalar da bir gün diner ve güneş kara bulutların arasından pırıl pırıl ışıklarıyla gökyüzünü de yeryüzünü de en önemlisi yüreğimizi de aydınlatır... UMUTlarınız hiç eksilmesin efendim...

Bu haber 548 defa okunmuştur

:

:

:

: