Niye bu kadar alınganız ki?
Başbakan gitmiş Türkiye’ye bizi şikayet etmiş...
Türkiye’dekiler hakkımızda kötü düşünüyorlarmış...
Türkiye başbakanı, basın toplantısında bizim başbakanı kullanarak bazı sinyaller vermiş... Türkiye şöyle, başbakan böyle...
Peki ya biz nasılız?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nda yaşayan, çalışan, sivil toplum ile, her şeye rağmen direnmeye çalışan halk nasıl?
Direnişimizi ne kadar sebat ve istekle ortaya koyduk yıllardır? Durumun böyle olmaması, bağımlılığımızın bu noktaya kadar ilerlememesi için neler yaptık? Ve halen ne yapıyoruz?
***
Sadece karşı tarafı suçlamakla olmaz. Elbette Başbakan’ın Ankara’da dedikleri, yaptıkları sorgulanmalı. Elbette hatalar eleştirilmeli; dur deneceklere dur denmeli de... Ama kendimizde neye dur diyeceğimizi de gözden geçirmeliyiz.
Kıbrıslı Türklerin adadaki inisiyatiflerinin sorgulanmasının geçmişi ne düne dayanıyor ne de Başbakan Küçük’ün Ankara’daki temaslarına. Öncesinden sorgulamak lazım. Kimlerin hangi konulardaki zararı dokunmuş bu halka. Oturup bunları teker teker gözden geçirmek ve yapılan hataların düzeltilmesi için ne gerektiğini planlamak gerekiyor. Göreceksiniz tek tük dışında hepimizin çorbada tuzu var. Bu saatten sonra, ilişkiler bu denli karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal almışken üzerine yorumlar yapmak, eleştirmek ve sonra da ortaya hiçbir öneri koymamak yalnızca ortalığı karıştırıyor.
***
Kıbrıs sorunundaki karmaşa, adanın ortak kullanımı konusu, siyasal yapımız, devletimiz ve yaşamlarımızdaki her şey karmaşık bir dönemden geçiyor. Bu karmaşayı kim yarattı? Bu karmaşanın yaratılmasına kim izin verdi? Bu karmaşa, Türkiye ile ilişkilerimizdeki karmaşadan ne kadar farklı? İstihdamdan tutunuz sağlığa kadar, eğitimden turizme kadar gelinen noktalar hep aynı karmaşaya dayanmıyor mu?
***
Yıllardır küçük küçük çıkarlar için toplumsal çıkarlarımızı hiçe saydık. Yıllardır kolay aldandık, çabuk inandık. Hiç sorgulamadık. On yıl sonrasının hesabını hiç yapmadık. Çocuklarımız ne olacak sorusunun yanıtını hep onlara ev almakta, araba almakta onları diploma sahibi yapmakta aradık. Ancak onları bir memleket sahibi yapmak, bu memlekette barış içinde, sevgiyle nesiller boyu yaşayabilecekleri imkanların hangileri olduğunu hiç sorgulamadık. Yurtseverlik aşılamadık onlara. Memleketlerini tanıma arzusu bile koymadık içlerine. Yıllarca Türkiye tarihini milli tarih, Türkiye coğrafyasını milli coğrafya diye okuttuktan sonra, şimdi de Avrupa ve Avrupalılık üzerine birikimi hoş gördük. Ama avuç içi kadar adanın tarihi, coğrafi varlıklarını, ekonomik imkanlarını görmelerine imkan sağlamadık. Bir uyuşukluk içinde önümüzdekileri hep kaçırıp, gözümüz göremediğimiz ufuklara diktik. Uzaklarda aradık varolmayı.
Sonunda işte böyle birlik ve bütünlük duygusundan yoksun, ortak çıkarlarını korumaktan uzak, iç barışı zarar görmüş, kâh korkak, kâh nemelazımcı bir halk olduk çıktık ortaya. Şimdi artık herşeyden şikayet eden, içinde tuzumuz olan çorbayı bile beğenmeyen hatta o çorbanın tuzundan şikayet eden bir hal aldık.
Gelin iğneyi batıralım kendimize ve ne kadar acıdığına bakalım. Gelin kimseye itiraf etmeden elimizde imkan varken yapmadıklarımızı düşünelim. Gelin oy verirken, sokakta yürürken, haber dinlerken, çocuklarımızı yetiştirirken düşündüklerimize de bakalım.
***
Bizler günübirlik küçük çıkarlarımız için küçük düşündük. Bundan sonra düşünmeyelim!
Bizler kim olduğumuzu, nerede yaşadığımızı ve niçin yaşadığımızın yanıtlarını arayalım.Hatta bulalım!
Bizler akıntılara kapılmadan, bizim kapılmamız için yaratılmış akıntılara yenik düşmeden önce bir daha düşünelim. Pırıl pırıl görünen iki adım önümüzden sonraki suların kapkara ve fırtınalı olma ihtimalini unutmayalım!
Bizler önce Türkiye, Avrupa, Amerika demeden önce bir kez daha düşünelim. Önce onlar mı yoksa Kıbrıs mı?
Sonra da yönümüzü çizelim.
İşte o zaman artık ne suçlayacağımız bir başbakanımız, ne karalayabileceğimiz bir yönetim anlayışımız, ne de iç barışı tehdit eden böylesi konularımız ve olaylarımız olacak... Yeter ki kim olduğumuzu ve gelecekte neyi gerçekten istediğimizi bilelim ve hiç kimsenin kafamızı karıştırmasına izin vermeyelim.