Eğitim sistemi nereye koşuyor?

Bilginin durmaksızın çoğaldığı ve aynı hızla eskidiği çağımızda, öğrenmenin, daha yoğun olarak kitle iletişim araçları ve teknolojik araçlarla gerçekleşmesi gerektiğini yıllardır vurgulamaktayız.

Bilginin durmaksızın çoğaldığı ve aynı hızla eskidiği çağımızda, öğrenmenin, daha yoğun olarak kitle iletişim araçları ve teknolojik araçlarla gerçekleşmesi gerektiğini yıllardır vurgulamaktayız.

Bir başka gerçeklik de okulların, öğrencilerden ezberci bir eğitim anlayışı ile sürdürülen öğretim sonrası not ve sınıf geçme anlamındaki başarı beklentilerinin, öğrencilerin derslerden ve okuldan beklentileriyle örtüşmemesidir ki bu da bireylerin kendi seçtikleri alanlarda, kendi kendilerine bilgi edinme gerçeğini oluşturmaktadır. Sınıf ortamında edilgen, sessiz, katılımcı olmayan kimi öğrencilerin, kendi ilgi alanları söz konusu olduğunda lider, başkan, danışman gibi nitelikli özelliklere sahip, kendi ortamında saygı duyulan kişiler olduğu görülebilmektedir. Bu bağlamda, eğitimi günümüz koşullarına göre daha fazla vakit kaybetmeden güncellemek gerekmektedir.

Okulların bireyleri yaşama hazırlayamaması, yönlendirme sisteminin yalnızca dostlar alışverişte görsün mantığı ile şekillenmesi, her türlü eleştiriye ve alternatif önerilere karşın hala daha davranışcı eğitim anlayışında ısrar edilip oluşturmacı eğitim yaklaşımlarına geçilmemesi, öğretmen eğitiminde kalite yükseltilmesini sağlamayıp, ilaveten hizmet içi eğitim çalışmalarının –muş gibi! yapılır olması ve en önemlisi ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda insan yetiştirme hedefinden uzak durup bilimsel ilkeler de terkedilerek kendi eğitim sistemimizi gerçekleştirmek yerine dogma bir şekilde bir başka ülkenin eğitim programlarının ve sisteminin kullanılmaya çalışılması eğitim sistemini duvara toslatan bir kaotik durumu yaratmıştır yıllar içerisinde.
1980’li yılların ortalarında bir gecede karar verip akşamdan sabaha ilkokulları 6 yıldan 5 yıla düşüren zihniyet, müfredatları tamamen Türkiye’ye uydu yapan anlayış, Türkiye’deki okul türlerini hiçbir ihtiyaç analizi yaptırmadan bilfiil buraya da getiren popülist UBP’li siyasiler, kolejleri anadolu liseleri statüsüne çekip yaygınlaştıran ve tüm okulları tamamen ÖSYM’nin sınavlarına hazırlık yaptıran bilimsellikten uzak kurs mekanlarına döndüren bugün de iktidarda olan UBP’nin öngörüsüzlükleri eğitim sistemimizi bir sorma gir hanına dönüştürmüş ve insan yetiştiren kurumlarımız insan yetiştirmeme kurumları haline gelmiştir!

Yine aynı UBP yönetimleri yıllardır seçimler, oy ve iktidar olma uğruna sağlıksız bir vatandaşlık politikası uygulayarak hem ülkenin demografik yapısını değiştirmişler hem de okulları plan yapamayan düzensiz kurumlar haline dönüştürüp, kalabalık, düzensiz, denetimsiz ve öğretmensiz sınıflar yaratmışlardır.

Bugün ortaokula devam ettiği halde okuma yazma bilmeyen, liseye geldiği halde bir kompozisyon dahi yazamayan, aritmetikte 4 işlem becerilerini bilemeden üniversiteye dahi giden öğrenciler var ülkemizde ne yazık ki! Ne öğrenci merkezli eğitim, ne tam gün eğitim ne de mesleki teknik eğitim bir türlü uygulamaya geçemedi! Bunları uzatmak mümkün ama sanırım UBP için pek de anlamı yok! Onlar kendi gündemlerini uyguluyorlar gün be gün! Ülkeyi parsel parsel satan, toplumsal değişimi toplumu tümden değiştirmek olarak algılayıp hala daha demografik yapıyla pervasızca oynayan UBP yönetiminin belki de amacı buydu, demek de istemiyorum ama, galiba da haksız sayılmam dersem de!

1977’de liseden mezun olduğum yıl Kuzey Kıbrıs, yani KTFD okullarının ÜSS (Üniversite Seçme Sınavı) başarısı Türkiye’deki illerin tümünden de daha yüksekti. 80’li yılların ortalarına kadar en iyi 2-3 ilden biriydik sınavlarda. Yalnızca üniversite sınavlarında da değil, TÜBİTAK sınav ve projelerinde, sporda, sanatta, müzikte de başarıları ile biliniyordu ülkemizin öğrencileri o imkansızlıklar içerisinde… Bu başarılar giderek düştü UBP’nin eğitim anlayışları ve popülist uygulamaları ile üstte de bahsettiğim gibi…

Ve sene 2010.
Bu yıl yapılan LYS üniversite sınavlarında Şırnak’ın ardından sonuncu geldi KKTC okulları! Hiçbir mazaret bu başarısızlığı örtemez. Bu olsa olsa UBP’nin onyıllardır uyguladığı eğitim sisteminin ve dogmatik eğitim anlayışlarının bir sonucu ve başarısızlığıdır.

Aynı ekonomideki başarısızlıkları gibi…
Aynı turizmde “patlama” yaptıkları gibi…
Kamu sistemindeki, sosyal sigortalardaki tükenmişlik gibi…
Vatandaşlık ve göçmenlik politikalarının yarattığı sistemsizlik gibi…
Özellikle bir eğitimci olarak yüreğim sızladı üniversite sınavlarındaki bu inanılmaz başarısızlık nedeniyle…Artık daha ne beklenecek Sayın Bakan, Sevgili dostum Nazım, daha ne bekleyeceğiz eğitim politikalarını devlet politikası yapmak için? Devlet politikası diyorum da, elbette Kuzey Kıbrıs insanına uygun olan bir eğitim politikasından bahsediyorum, ülkemizin ihtiyaçlarına da cevap verebilecek düzeyde ve sosyal devlet anlayışı çerçevesinde bir eğitim politikasından…
Ve sormak istiyorum bir vatandaş olarak UBP İLE EĞİTİM NEREYE KOŞUYOR diye!

Bu haber 124 defa okunmuştur

:

:

:

: