UBP’ye pes doğrusu!

19 Nisan 2009 seçimlerinden önce uzuuuunnnn bir süre, 18 ay boyunca, meclisi boykot ettiler UBP olarak. Maaşlarını almaya devam ettiler elbette meclisten! Meclise uğramadan maaşlarını aldılar, sokakta ise manipülatif haberlerle CTP-BG’yi halkın gözünde yıpratmaya çalıştılar gece gündüz, çeşitli vaadlerle kendi yanlarına çektikleri bir kısım...

19 Nisan 2009 seçimlerinden önce uzuuuunnnn bir süre, 18 ay boyunca, meclisi boykot ettiler UBP olarak. Maaşlarını almaya devam ettiler elbette meclisten! Meclise uğramadan maaşlarını aldılar, sokakta ise manipülatif haberlerle CTP-BG’yi halkın gözünde yıpratmaya çalıştılar gece gündüz, çeşitli vaadlerle kendi yanlarına çektikleri bir kısım medya organları ile saldırdılar CTP-BG’ye ve halka “güzel günler gelecek” yalanları, iş vaatleri, sendikalara maaş artışları, vergilerin düşürüleceği kandırmacalar ile şirin göründüler ve nihayetinde bir tek proje bile sunmadan halka, ancak reçete cebimizdedir diye diye tek başlarına hükümet oldular.

18 Nisan 2010 tarihinde yapılacak olan CB seçimlerine kadar şirinliklerini devam ettirmeliydiler vaatlerin vadesini uzatarak. Baskı ve korkutma da devreye girmeliydi ki insanlar işlerinden olacak korkusu ve işe girme umutları ile UBP ve Eroğlu’na desteğe devam etsinler, Eroğlu’nu saraya taşısınlar. Bu arada M. A. Talat’a ve çözüm sürecine saldırmalı, hamasi nutuklar atmalı, egemenlik elden gidiyor ağıtlarını yükseltmeliydiler. Yandaş medya kuruluşları ile de manipülasyona devam edilmeliydi dozaj giderek artırılarak. Ve “mutlu son” yaşandı Sayın Eroğlu için, saraya yerleşti. O gün bu gündür çözüm müzakerelerine çok da Talat’ın bıraktığı yerden değil de hiç öncelikli ele almaması gereken Mülkiyet ve Toprak konularından devam ediyor etmesine de, çözüm için 2010 sonu hedeflense de müzakerelerin çıkmaza gittiği endişesi var giderek artan bir şekilde.

Kıbrıs Türk Halkı reçeteyi beklerken uygulanması için, bu kez de Kasım’a kadar UBP’nin başına “emanetçi” bir şekilde getirilen Sayın Küçük, “Büyük” işler yapacak da aslında hem kendisinin hem de halkımızın başına örülen çorapları bir türlü fark edemiyor mu ne? 27 Haziran 2010 yerel seçimlerine giderken halkımız KTHY krizi ile sarsıldı, UBP’ye olan destek giderek irtifa kaybetti, emekli ikramiyelerinden ve maaşlardan vergiler gündeme geldi ve nihayetinde 27 Haziran seçimleri biter bitmez o halka anlatılan malum reçeteyi değil de iktidara gelmek ve CB olmak için bir yerlere verdikleri sözleri içeren reçeteyi uygulamaya başladılar bir bir! Hatta o kadar ileriye gitti ki bu uygulamalar, Sayın Küçük kendi maaşının yanında banka müdürlerinin maaşlarının da tartışılmasına göz yumarak mensubu olduğu partinin yalanlarına kanarak kendilerini iktidara taşıyan halkımızın onurunun medyanın da önünde küçük düşürülmesine ses çıkarmadı, halkımızın ahını aldı!

Şimdilerde kaotik bir ortam içerisine itilmeye ve tamamen edilgen bir duruma sokulmaya çalışılıyor halkımız. Yalanın bini bir para! Yalan-Politik UBP çarklarını döndürüyor umarsızca. Halka para yok diye diye maaşlarını aşağıya çekerken emeklilerin ve çalışanların, sel felaketlerinden toplanan paraları har vurup harman savururken, birtakım kutlamalar için milyonlar harcanmasına göz yumabiliyor ve yandaşlarının istihdamlarını her gün hayata geçirebiliyorlar. Meclisi ve muhalefeti ise taktıkları yok. Dostlar alışverişte görsün uğruyorlar meclise ancak muhalefetin sesini dinleyen ne bir UBP milletvekili ne bir bakan bulamazsınız mecliste muhalefet konuşurken. Bir taraftan da bazı siyasi partilerle görüşerek koalisyon havucu ile onların da desteğini almaya devam ediyorlar. Ne heyecanlı ama bir o kadar da heyelanlı memleket haline getirildik ama! 20 Temmuz’un kutlamalarının da yapıldığı bugün, yani 36 yılda geldiğimiz konak maalesef bu! Yazık ki ne yazık!

Yazımı bir kıssadan hisse hikâye ile bitirmek ve halkımızın çeşitli sendromlardan kurtulmasının zamanının çoktan geldiğinin altını çizmek istedim:

“Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı hayat dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. Buna “cam tavan sendromu” denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.”

Sevgi ve dostlukla kalınız…
Bu haber 302 defa okunmuştur

:

:

:

: