Dünkü köşe yazımdan dolayı bana kızılacağını bildiğimi yazımın ta başında belirmiştim.
Özellikle de Şafak Nöbeti ile eleştirimi beğenmeyenler çıkacak sözde milliyetçiler olacağını da vurgulamıştım. Haklılığım kanıtlandı. Başta Aslan Mengüç Bey! Beni televizyon ekranlarında eleştirmiş. Bir meslektaş arayıp bildirdi. Başkaları da beğenmemiş ifadelerimi. Olabilir. Ama beni haklı çıkartan onlarca vatandaşımdan duyduklarım moralimi yükseltti. Ve konuyu deşmeye devam ediyorum.
Soruyorum Aslan Bey’e ve onun gibilere;
Benim kahraman fedakar kardeşlerim orada kan döküp can vererek şehit düşerken nerede idiler?
Festival havasında gerçekleştirilen Şakak Nöbeti orada şehitlik katına ulaşan kahramanlarımızın kemiklerini sızlatmadı mı? Onların kanları üzerinde siz nasıl çalıp çığırarak, eğlence düzenleyerek nöbet tuttuğunuzu ilan edebilirsiniz? Bu, ne biçim nöbet?
Öyle nöbete can kurban.
Ama vurgulamak isterim, 36 yıl önce ve daha da önceleri soğukta, sıcakta, yağmurda, fırtınada mevzilerimizde, korku ve heyecan ile nöbet tutanlara saygısızlık edilmedi mi?
Dün de yazdım. Her kim akıl ettiyse, neden düşmanla aramızda olan sınırlarda, Mehmetçiklerimizle, Güvenlik kuvvetleri mensuplarımızla, eski TMT’ciler ve Mücahitlerimizle sembolik nöbetler tutulmadı? Neden oralardaki gerçek nöbetçilerimizin yanlarında durarak birkaç saat olsun onların morallerini yükselterek onlara destek olunmadı?
Olmaz efendim.
Oralarda öyle müzikli eğlenceli, pof poflu, gösterişli nöbet olamaz, yaaa!!!
Yürek ister ve de isterdi geçmişte savaş hallerinde, dağlarımızda, ovalarımızda, sokak köşelerimizde, mevzilerde nöbet tutmak. Kaçı, nöbetten kurtulmak için bin bir mazeret getirmişti, çok iyi bilenlerdenim.
Şimdi, mesajlarla, cep telefonları ile, vasıtalar ayarlayarak insanları çıkartma noktasında toplamak, eğlenceye davet etmek ve bunun adına da Şafak nöbeti demek hangi aklı evvelin marifeti idi. Her kimin olursa olsun, yanlış yapıldı. Israr ediyorum. Çünkü dünyanın hiçbir yanında böylesine nöbet tutma yaşanmamıştır. Festival var denseydi! Bedava konser var denseydi
Temsili, sembolik karşılamaymış çıkartma birliklerimizi...
Yazıklar olsun.
O sıcak 20 Temmuz sabahı, canları avuçlarında, Yunan-Rum ateşi, bombardımanı altında, onlarca şehit veren birliklerimizi davullu zurnalı, müzikli, meşaleli karşılayan mıydı düşman kuvvetleri?
Yapmayınız beyler. Ayıptır. Şov için, şehit analarının yüreklerini sızlatmayınız.
Anacaksaydınız, çıkartma noktasına temsili heyetler gider, denize birer çelenk, buket atar ve şehitlerimizin ruhlarına birer Fatiha okurdu. Daha isabetli olmaz mıydı?
36 yıl sonra, nereden çıktı bu şafak nöbeti? Daha önceki yıllarda da düşünenler olmuştu, ancak, uygun görülmemişti böylesi anma ve nöbet tutma.
Aslan Mengüç ve onun gibiler, nerede, kaç gün, gün de demeyeceğim, kaç saat düşman silahları, bombardımanı karşısında nöbet tuttular? Tuttularsa, onları da, diğer gazilerimiz gibi saygı ile selamlayacağım, ama onları ciddi ve fedakarlık istenen yerlerde bulmanın imkansız olduğunu bildiğimden, sadece rezilce ve mesnetsizce yaptıkları saldırılardan dolayı kınamakla yetineceğim.
Kendilerine şunu da hatırlatmakta yarar görüyorum.
Bana saldırmak yerine, biraz ciddi olunuz, yağcılığı ve yağdanlığı bir kenara bırakınız, gazeteci gibi gazetecilik yapınız. Rum enformasyon yetkililerine bile yağ çekeyim diyerek yakınlarınızı ve gerçek gazetecileri jurnallamaya bile tenezzül eden sizleri, gün gelecek halkımız ve meslekte onurlu yıllar geçirenler lanetleyecek, aforoz edecektir.
Sizler, ancak, birbirlerinize, çıkarlarınız için destek verirsiniz ve karşılığında da ödüllendirilirsiniz.
Fazla lafa gerek yok.
Biz haddimizi biliriz, yazdıklarımızın ve savunduklarımızın arkasındayız. Sizler gibi, esen rüzgara göre yön değişmeyiz, bunca yıl değişmedik, bundan sonra da değişmeyeceğiz. Gözümüzü budaktan esirgemeyiz, esirgemeyeceğiz, doğru bildiklerimizi vatan ve millet için dile getireceğiz.
Gerçek gazetecilik, resepsiyonlarda, yemekli davetlerde, törenlerde boy göstermek, onun bunun gözüne girmek için takla atmak, yağcılık yapmak gerektirmez, bunu da biliniz.
Eğlenmeye, yiyip içmeye, gününüzü gün etmeye bakınız, ama kimseye dil uzatmayınız.