Ne yazsam, ne söylesem? Bir şikâyet havasıdır gidiyor. Başıboş bir orkestranın, her bir enstrümanının kafasına göre notalara basması gibi. Her kafadan bir ses çıkıyor.
Çıkmalı da. Ama çıkacak ses de öyle mırıldanma, dedikodu değil. Gür olmalı, yürekten olmalı. Sesin arkasından icraat da gelmeli. İcraat ki, alışık olmadığımız cepten ve zamandan fedakârlığı da göz ardı etmeyecek. Yani yürekten olacak.
Doğduğum günden bu yaşıma yaşadığım haksızlıkları, acıları geçiririm gözümün önünden.
Çocuklarımızın da bu acıları yaşamaması için kaygı duyarım. Sorunlarımızın çözümü geciktikçe tünel uzuyor ve ümit azalıyor. Bu aşamada ne yapılabilir, ne yapabilirim sorusu gündeme geliyor? Hükümet ya da politikacı değiştirmekten de sıkıldım. Zaten suçu tamamen politikacıya atanın da yüzünü karışlarım. Sonuçta biz ne isek politikacılarımız da odur.
Sonuçta uzaydan gelmiyor ya bu insanlar! Bizler onları omuzlarımıza alıyor, yüceltiyoruz.
Sonra da acımasızca eleştirilere maruz bırakıyoruz.
***
Dediğim gibi hükümet değiştirmekten sıkıldım. Hükümetler artık, başta olan gitsin kanaati yaygınlaştıktan sonra, karşısındakini onların yerlerine getirmek sureti ile değişiyor.
Genelde icranın ilk yılında sessizlik hâkim olurken, ikinci yılda hesaplar teker
teker sorulur. Kamuoyunda böylelikle bir kanaat oluşmaya başlar. Bu kanaat sokakta, köyde, kasabada söz konusu partinin mensuplarının da sessizliğe bürünmesine neden olur. Akabinde karşıt görüşlülerin sesleri yavaş yavaş yükselmeye başlar. En sonunda icranın başındakiler artan basınca ve muhalefete cevap veremeyecek pozisyona gelir ve istifa eder. CTP’nin gidişi bu şekilde oldu..
Ulusal Birlik Partisi de sıkıntılı günlerden geçiyor. Seçim bildirgesinde yazanlar, toplumun ihtiyaçları beklentileri çözüm bekliyor. Bugün yaşadıklarımız tamamen bu insanlardan kaynaklanıyor demek istemem. Ancak ben batırmadım, ben bu hale sokmadım zihniyetini de kabul etmem edemem. Bunların kanıksandığı toplumlarda kimse hesap sormaz ve hesap vermez. Sonunda yarın başka bir iktidar gelir ve o da şimdiki hükümeti suçlayarak ‘ne
yapalım onlar bu duruma getirdi’ der ve bu şekilde sürer gider.
***
Çevreden sanata, spordan, Kıbrıs meselesine kadar bu topraklarda yaşayan her bir
Kıbrıslı Türk’ün yapması gerekenler ve sorumlulukları vardır. Bu sorumluklar tavan noktasında ülkeyi yönetenlerin özverili çalışmaları ile çocuklarımız geleceğini değil, torunlarımızın geleceğini düşünmeleri ile olur.
Artık birbirimizi kırmayı, ötekileştirmeyi bir tarafa bırakalım. Kendi geleceğimize kendimiz sahip çıkalım. Bugünlerin aşılmasında küçük küçük de olsa her alanda üreteceğimiz
fikirlerimizi, düşüncelerimiz kamuoyu ile ülkeyi yönetenlerle paylaşalım. Yanlışlar olabilir, hatalar olabilir ancak iyi niyetle ortaya konulan tartışmalardan daha güzel ve doğru düşünceler, dinamikler çıkacağını unutmayalım…
Ülkemiz bugün hasta, insanımız yılgın, kırgın beklentisiz olabilir. Ama geçmişte çok acılar yaşamış Kıbrıs Türk’ü çok daha zor şartları atlatıp bugünlere gelmeyi başardı. Ekonomik, sosyal ve siyasal kaynaklı yaşanan bu toplumsal travmayı da elbirliği, gönül birliği ile hep beraber atlatacak ve güzel günlere kavuşacağız.