Pazar’lık söyleşi…

Sevgili okurlarım bugün Pazar, dinlence günü birçok insan için, kimileri çalışmak durumunda olsa da bu kavurucu temmuz sıcağında…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili okurlarım bugün Pazar, dinlence günü birçok insan için, kimileri çalışmak durumunda olsa da bu kavurucu temmuz sıcağında…

Geçtiğimiz haftanın yoğun gündeminden yorgun düşmedik de diyemeyeceğim hani…
UBP’nin halka dayatma şeklinde bir bir meclise taşeron gibi! Getirdiği yasa tasarıları inanılmaz bir şekilde meclisten geçirilmeye devam ediyor muhalefetin görüşleri dikkate dahi alınmadan…

Halka verilen sözler de ne oluyor ki? UBP başka yerlere verdiği sözleri yerine getiriyor anlaşılan, bedel ödüyor! Ama aslında bu bedeli halk ödüyor, UBP’yi seçenler de ödüyor, seçmeyenler de…

Meclis çalışmaları bile göstermelik bir hale getirildi maalesef UBP tarafından…Komiteler öylesine toplattırılıyor sırf oylama yaptırtıp oy çokluğu ile meclis genel kuruluna yasa tasarıları acilen gönderilsin diye…

Daha geçtiğimiz Cuma günü toplanan Ekonomi, bütçe ve Plan Komitesi, vergi yasası ile ilgili ticaret ve sanayi odalarının ve esnaf zanaatkarlar birliğinin görüşlerinin de dinlenilmesini talep eden CTP-BG milletvekillerinin bu önerileri dikkate dahi alınmamış ve yasa tasarısı hiç de doyurucu olmayan görüşmelerle UBP’nin oy çokluğu ile kabul edilip Pazartesi alelacele görüşülmek üzere genel kurula havale edilmiştir…Bu nasıl bir demokrasidir allah aşkına?!

Evet bugün Pazar…

Ve ben ne zaman bugün Pazar desem aklıma Nazım Hikmet Ran’ın “Bugün Pazar” şiiri geliyor mahpushanedeyken yazmış olduğu…Gelin bir kez daha birlikte okuyalım bu dizeleri:

BUGÜN PAZAR

“Bugün Pazar
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
Bu kadar mavi
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak
Kımıldamadan durdum
Sonra saygıyla toprağa oturdum
Dayadım sırtımı duvara
Bu anda ne düşmek dalgalara
Bu anda ne hürrüyet, ne karım
Toprak güneş ve ben…
Bahtiyarım…

NHR”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Söz Nazım Hikmet’ten açılmışken onun “Akrep gibisin…” adlı şiirini de paylaşalım bu sıcak temmuzun pazarında, ve düşünelim biraz da geçmişimizin hatalarını ve geleceğimizi nasıl şekillendirmemiz gerektiğini çocuklarımız ve torunlarımız adına, ne dersiniz?:

AKREP GİBİSİN KARDEŞİM

“Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

NAZIM HİKMET RAN”

Evet sevgili okurlarım, yıllar yılı bizi yönetenlerin bizleri getirdikleri durağa bakar mısınız şu son dönemlerde yaşananları da yorumlayarak…

Geçmişte toprağına bağlı olan ve ürettikleri ile gurur duyan insanlarımız bugün tembellikle suçlanıyorlar birileri tarafından hatta gammazlanıyorlar bile kendilerini bu hale getirenlerin düşüncesizce tavırlarıyla…Gençlerimiz atalarının topraklarında geleceklerini kuracak olanaklardan bir bir kopartılıyorlar… KKTC vatandaşları tümüyle yabancılaştırılmaya çalışıyorlar terlerini akıttıkları topraklara… Ülkenin gerçek anlamda geleceği çözümle birlikte olgunlaşabileceği bilindiği halde bu konuda göstermelik görüşmeler yürütülmeye devam ediliyor… Ve bu halk kendi öz kurumları bir bir ellerinden alınarak peşkeş çekilirken tamamen ülkelerinden koparılmaya çalışılıyorlar…Ancak bilinmelidir ki yüzyıllardır bu topraklardan sökülüp atılamayan insanlarımız bundan sonra da öyle kolay kolay mücadeleyi bırakacak değillerdir…
Bugün Pazar diye başlarken niyetim kıssadan hisse birkaç hikaye daha paylaşmaktı sizlerle genelde her Pazar yaptığım gibi ama bugün buna az yerim kaldı UBP’nin yalan-politik tavırlarını sizlere aktarınca.

Gelin bir Afrika atasözü ile devam edelim söyleşimize:
“''Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.”

KKTC’de, doğduğu yer neresi olursa olsun, bu ülkede vatandaş olup emeği ile geleceğini kurmaya çalışan ve bu topraklarda yaşam mücadelesi veren her insan, ister KKTC’de doğsun isterse Anadolu’da, eğer hep birlikte insan onuru ile mücadelemize devam etmezsek, yaşamımızı birilerine ipotek etmeden barış içerisinde yaşamak için birlikte, bizleri giderek köleleştirme mantığına sahip olanlara karşı birleştirmezsek gücümüzü onlar bildiklerini yapmaya devam edeceklerdir. Biz “kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz” diyerek bu mücadeleyi sürdüreceğiz kesinlikle…

Bugünkü son kıssadan hisse hikaye olarak ise sizlere kavak ağacının kabak ile yaşadığı ilginç hikayeyi aktarmak istiyorum sevgili okurlarım:

Kavak Ağacı ile Kabak

 

 

 

 

 

 

 

 

“Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.

Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş.

Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da

aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.”

Bu kıssadan hisse hikayeden çıkarılacak olan ders “ Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.” Şeklinde olabilir. Bilmem sizler ne ders çıkarırsınız ve özellikle Kıbrıs Türk Halkının aslında kavak ağacı durumundan kavak ağacına sarılan kabağın durumuna düşürülmesi biçiminde de bir yorum yapmaya ne dersiniz? Kıssadan hisse işte, yeter ki düşünelim ve mücadelemize demokratik yollarla ve demokrasiyi, demokratik sosyal devlet anlayışını ve çözümü elde edene kadar da devam edelim sevgili okurlarım…
İyi pazarlar dilerim,

Sevgiyle ve dostlukla kalınız…

Bu haber 80 defa okunmuştur

:

:

:

: