Birinci Dünya Paylaşım Savaşı sonrası dünya yeniden paylaştırılıp şekillenirken, bu kez de 1929 yılında yaşanan dünya ekonomik krizi her ülkede etkisini ağır bir şekilde gösteriyordu. Akabinde 1939–1945 yılları arasında İkinci Dünya Paylaşım Savaşı sahnelendi. Türkiye İkinci Paylaşım Savaşına katılmamış olmasına rağmen ekonomik krizin ve savaş nedeniyle savunmaya ayrılmak zorunda kalınan kaynakların tükenmesi ile ekonomik yıkımı en derinden yaşamaktaydı.
Dönemin TC Başbakanı Sayın Şükrü Saraçoğlu, o günün koşullarında 315 milyon lira olan devlet borçlarını (belki bugünün 315 milyarı gibi düşünülebilir) ödeyebilmek için 12 Eylül 1942 tarihinde tüm defterdarlıklara bir genelge göndererek ülkedeki tüm zenginlerin mal varlıklarının tespitini istedi. Aslında zenginler 4 farklı grupta toplanmıştı: 1. Müslümanlar, 2. Gayrimüslimler, yani azınlıklar (Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler), 3. Dönmeler (sonradan Müslüman olmuş vatandaşlar ve 4. Yabancılar. 11 Kasım 1942’de geçen Varlık Vergisi Yasasına göre 15 gün içerisinde ödenmesi gereken vergi miktarı Müslümanlar için mal varlıkları ve paralarının %12,5’i, Gayrimüslimlerin yani azınlıkların %50’ si, Dönmelerin %25’ i ve Yabancıların ise %12’siydi. Uygulamada ise tüm yetkiler oluşturulan komisyonların inisiyatifine bırakılmıştı. Varlık Vergisi Yasası çıktığı dönemde vergi mükelleflerinin %87’si gayrimüslim azınlıklardan oluşuyordu ve dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu yasayla açıkça belirtilmeyen, gizli amaçlarını CHP grubunda yaptığı konuşmada şöyle savunuyordu:
'Bu kanun bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan başta gayrimüslimleri ve tüm yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz.'
Komisyonlar adil çalışmıyor ve gayrimüslimlerin büyük bir çoğunluğuna ödeyebileceklerinin kat kat üzerinde bir vergi mahsup ediliyordu. Neredeyse gayrimüslimlerin tamamına yakını kendilerine tahakkuk edilen vergilerini ödeyebilmek için ellerinde tuttukları mal varlıklarını en az 3–4 kat altından Müslümanlara satmak durumunda kaldılar ve iflas ettiler. Vergilerini ödeyemeyen gayrimüslimler Erzurum ve ilçelerine sürgüne gönderildiler. Sürgünde olan vergi mükelleflerinin ev ve işyerleri icra yolu ile yok pahasına satıldı. Varlıkları borçlarını ödemeye yetmeyen 6 bin civarında vergi mükellefi ise borçlarını sürgünde çalışarak ödemek durumunda bırakıldılar.
Bu dönemde Gayrimenkul fiyatları oldukça düştü ve bir taraftan iflaslar yaşanırken bir diğer taraftan da Müslüman Türk Sermaye sınıfı yaratılmaya başlandı azınlıkların mal varlıkları üzerinden. Bu uygulama vatandaşlar arasında büyük bir kimlik bunalımının yaşanmasına yol açtı. 1943 Haziran ayına kadar 315 milyon lira olan devlet borcunun yaklaşık %80’i bu yollarla toplanmış ve Varlık Vergisi uygulaması tedricen kaldırılarak 15 Mart 1944’te de 315 milyonun fazlası ile toplanması hasebiyle bir yasa ile tamamen uygulamadan kalktı.
Varlık Vergisi kalktı ancak artık azınlıkların yaşamları hiç de eskisi gibi olamadı Türkiye’de. Ülke ile azınlıkların bütünleşebilmesi engellenmiş ve azınlıklara göç yolları açılmıştı. Bu tarihlerden sonradır ki Türkiye’de Milli Sermaye denilen olgunun önü açılmış, Koç’ların, Sabancı’ların ve benzerlerinin isimleri ve varlıkları gündeme gelmeye başlamıştı. Yalnızca 300bin civarında Türkiyeli Yahudi’nin 1950’ye kadar İsrail’e göç ettiği bilinmektedir. Bir o kadar da Ermeni Başta Amerika ve Fransa’ya giderken daha da fazla sayıda Rumun Yunanistan’a göç etmek durumunda kaldığı da bilinmektedir.
Bunların ardından bir de İstanbul’da yaşanan 6-7 Eylül 1955’teki olaylar, yağmalama ve saldırılar karşısında İstanbul’dan ellerinde yalnızca bir bavul ve 20 dolar ile göç etmek zorunda bırakılan başta Rum ve Ermeniler İstanbul’un ve Türkiye’nin kültür mozaiği yapısının son kalanlarının da ortadan kaldırılması ile son buldu…
Bugün dahi Varlık Vergisi ile 6–7 Eylül olayları gerek mantıken gerek vicdanen gerekse de insanlık adına tartışılmakta ve getirileri ile götürülerinin muhasebesi yapılmaya çalışılmaktadır.
Çarşamba günü özellikle Kıbrıs’ta 1950’li ve 60’lı yıllarda Kıbrıslı Türklerin ekonomik maaşı, Türkiye’ye ürettiklerimizin satılması ve özellikle 1963 sonrası Türkiye’den Kıbrıs’a yapılan maaş yardımları ile ilgili biraz da sözlü tarih anlamında çeşitli konularda paylaşımlarda bulunmaya devam edeceğiz. Üstte varlık vergisi olaylarını sizlerle paylaşmak istememin bir nedeni de son yıllarda çözümsüzlük, issizlik, üretimsizlik ve bütçe açıklarından dolayı içerisine düşürüldüğümüz bu sürecin sonlandırılmasının önemine bir başka konu ve pencereden bakılabilme olasılığını sizlerle paylaşmaktı…
Sevgi ve dostlukla kalınız…