Güvenlik dünyanın belki de en önemli ve pahalı konusudur. Güvenliğin olmadığı bir ortamda; sağlıktan, eğitimden, ulaşımdan, ticaretten, iletişimden ve her türlü sağlıklı ortamdan söz edilemez. Dolayısı ile güvenliğine önem vermeyen devletler yıkılmaya mahkûmdur.
Bir Polis mensubu hayatı boyunca sadece rutin ve basit işleri yapsa, yeri geldiğinde bir büyük olaya müdahale ederek bazı insanların hayatlarını kurtarmış olsa; ömrü boyunca aldığı maaşı fazlasıyla hak eder. Bu sebeple güvenlik dünyanın en pahalı mesleğidir.
Ülkemizde her türlü zor şart içerisinde özveri ile görev yapan Polis Teşkilatının çok büyük sorunları vardır. Sorunların var olduğu yetkili-yetkisiz herkes tarafından kabul edilmekte ve dile getirilmekte ise de maalesef sorunları çözme yolunda hiçbir adım atılmamaktadır.
Polis teşkilatında belki de en önemli sorun ast-üst ilişkilerinde yaşanmaktadır. Çünkü çalışma şart ve ortamlarının büyük bölümü amirlerce düzenlenmektedir. Dolayısı ile polis memurların sıkıntı duyduğu ve açmaza girdiği birçok konuda amirlerin payı vardır. (Burada belirtilen Amir'den kasıt meslek içerisindeki amir yardımcısından en üstteki Polis Genel Müdürüne kadar bütün rütbeleri ifade etmektedir.)
Bundan hareketle, bir memurun kültürü, eğitim durumu, sosyal yapısı, becerisi vb.'nin bir önemi yoktur. Anlayacağınız ister lisans mezunu (Üniversite) olsun isterse de doktora, üst tabaka tarafından önemsiz bir varlık gibi algılanır, bazen insan yerine bile konmaz. Polislik mesleği bu nedenle son yıllarda Teşkilat içerisinde tam anlamıyla bir amir mesleği haline getirilmiştir.
Amirler tarafından memurun çalışma saatleri içerisinde çoğunlukla ne iş yaptığının çok fazla önemi yoktur. Her ne olursa olsun evine geç giden memur çalışkan memur olarak algılanırken; Evine zamanında gitmek isteyen memur ise “ne kadar çalışkan olursa olsun” tembel-işten kaçan memur olarak görülür. Dolayısıyla çalışma saatleri amirin inisiyatifindedir ve bu kural hiçbir zaman değişmez.
Yukarıda anlatılan ve birçoğu da keyfilikler neticesi meydana gelen olumsuzluklara itiraz eden memura; amirlerce; saygısız, itaatsiz, tembel, uyumsuz vb. olarak bakılarak, sürekli ezilme ve rahatsız edilme politikası uygulanır. İtirazını artıranın zaten bu meslekte yaşama hakkı yoktur. Disiplin tüzüğü çoğunlukla amirler lehine hükümleri içerir bir tarzda düzenlendiğinden, bir kılıfına uydurularak harcamanın yollarına bakılır. Amirlerin elinde tehdit malzemesi olarak kullanabilecekleri o kadar çok materyal vardır ki, Disiplin tüzüğü, sicil notu, keyfi göreve gönderme ve yer değiştirme bunlara örnek verilebilir. O yüzden, ailesini ve ekmeğini düşünen bir memurun itiraz şansı hemen hemen hiç yoktur ve meslek içerisinde oluşturulan Amir sultasına boyun eğmek zorundadır.
Polisler 51/1984 sayılı Polis Örgütü Kuruluş, Görev ve Yetkileri Yasası kapsamında kamu görevi yapan memurlardır. Maaş ve birçok özlük hakları bu kanuna göre şekillenir. Ancak çalışma şartları bu kanun kapsamındaki diğer kamu görevlileriyle kıyaslanamayacak derecede farklıdır. Diğer kamu görevlileri düzenlenen belli mesai saatleri içerisinde ortalama günde en fazla (8) saat görev yaparken, polislerin çalışma saatleri çoğunlukla bu sürenin dört katına çıkar. Diğer kamu görevlileri hafta sonu, dini ve resmi bayramlar-Yılbaşı ve diğer özel günlerde istirahat ederken, Polis teşkilatı bu günlerde; aksine güvenliği sağlamak için daha fazla çalışır. Dolayısıyla sosyal faaliyetler ve aile ilişkileri sürekli sekteye uğrar. Her memur kendisine tanınan Resmi Tatil hakkından yararlanırken; Polisler bu resmi tatillerde tatil yapmak isterse kendi senelik izinlerini harcayarak tatil yaparlar (O da tabi ki eğer üst makamlarca uygun görülürse).
Normalde gelir getiren yerler olmaları ve diğer nedenlerle özel güvenlik görevlilerince ifa edilmesi gereken bir çok görev de polislere yüklenmiştir
Diğer kamu görevlileri haklarını aramak ve seslerini duyurmak maksadıyla sendikal faaliyette bulunabilmelerine karşın (ki bu durum Devletçe de teşvik edilmektedir), emniyet mensupları bunun hayalini bile kuramazlar. Bırakın Sendikayı Mevcut Polis Derneği dahi haksızlıkları dile getirecek durumda bile değildir. Örneğin Milli Eğitim de görevli personel Milli Eğitim Bakanını bile sendikaları vasıtasıyla eleştirme özgürlüğüne sahiptir. Ancak Emniyet teşkilatına mensup bir memur en yakın amirini bile eleştiremez.
Diğer kamu görevlileri kendi il ve ilçesinde görev yapma şansına sahiptir. Polisler ise bu yeni nakil tüzüğü ile hiçbir zaman kendi il ve ilçelerinde görev yapamazlar. Yakınlarının hastalık veya diğer sıkıntılarında dahi gidip-gelemez, ilgilenemezler.
Gelişmiş ülkelerin hiçbirinde bir Polise, normal görevinin yanında sağlık görevlisinin, taksi şoförünün, postacının veya itfaiyecinin yapması gereken işi yaptıramazsınız. Ancak ülkemizde polis, çoğu zaman bu saydığımız meslek mensuplarının görevlerini de yapar. Nasıl mı? Trafik kazası olur yaralılara çoğu zaman ilk müdahale eden polistir. Alkollü veya yardıma ihtiyacı olanların evine bırakılması görevini yaparak taksici olur, İtfaiye ile birlikte Yangına müdahale eder, tebliği gerektiren evrakları adreslere götürerek Postacılık yapar vs. vs. böylece zaten zor olan Polislik mesleği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de kat be kat daha zordur.
Yine gelişmiş ülkelerde suç ve suçluya ulaşılmada halkın duyarlılığı nedeniyle ihbar mekanizması %80'lere ulaşmaktayken, bizde tam tersi %30'ları ancak bulur. Bu nedenle ülkemizde suç ve suçluya yine Kıbrıs Türk Polisinin kişisel gayretleri ve özverisi ile ulaşılır. Bu zor ve olumsuz şartlara rağmen suç ve suçluya ulaşma başarısı çoğu gelişmiş ülkelerin çok çok önündedir.
Buna rağmen ne halk ne de yöneticilerinin nazarında çoğunlukla saygı ve takdir görmez. Hele karşısındakinin makamı, konumu veya maddi durumu iyi bir kimse ise “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” türünde sözlere bile muhatap olur. Haklı bile olsa çoğu zaman karşısındakinin konumu itibariyle haksız duruma düşer ve aşağılanır.
Saydığımız sebeplerle stresin çok yoğun olarak yaşandığı bir ortamda Polisin de çok normal davranışlar sergilemesi beklenemez. İş yükü ve stresin etkisiyle çoğu zaman vatandaş ile gereksiz tartışmalara girilir ve zaten kötü olan Polis imajını ne yapılırsa yapılsın bir türlü düzeltilemez. Bu durum da bir kısır döngü içerisinde döner durur.
Polis Teşkilatının sorunlarını bildiklerini iddia eden siyasilerin büyük çoğunluğu muhalefette oldukları sürede sırf oy kaygısı uğruna Polise sahip çıkıyormuş gibi görünmekte, iktidara geldiklerinde ise görmezden gelmektedirler.
Görev yapan personelin yaşadığı stres nedeniyle psikolojik tedavi alması durumunda karşılaştığı; görev yapmasını engelleyen düzenlemelerin kaldırılması ve psikolojik desteğin önünün açılarak yaygınlaştırılması gereklidir.
Murat Atay