Kamudaki verimsizlik kamu görevlilerinden kaynaklanan bir sorun değil!
Kamudaki verimsizliğe en son neden olan kişiler kamu görevlileridir.
Kamu görevlilerinin uğradığı mobbing, bu ülkede başka hiçbir kesim arasında bu derece yüksek bir oranla anılamaz!
Kamu görevlilerinin kurbanlık koyun gibi görülmesi ve her defasında haklarının ve maaşlarının budanması, kamuda iyileşmeye değil, kamuda ezikliğe ve hizmet kalitesinin daha da düşmesine neden olur!
Kamu görevlileri yasasını değiştirirken, kamu görevlilerinin verimsizliğine vurgu yapılmasından bıktım.
Her önüne gelen yasaya iki çentik atarak “Bundan sonra yok öyle verimsiz çalışmak.” “Bundan sonra ak koyun kara koyun ayrılmalı.” dedikçe öfkeleniyorum. Hem sadece ben değil kamu da çalışan binlerce kişi de öfkeleniyor.
Tamam, anlıyorum, hastalık izinlerinde eğer herhangi bir sübjektif ölçü varsa düzenlensin.
Üçlü kararname kapsamı daraltılsın.
Hizmet sınıfları basitleştirilerek, insan kaynağının etkin ve verimli kullanımı için daireler arasındaki geçiş kolaylaştırılsın.
Süistimal olduğuna inanılan noktalarda kamu görevlilerinin de görüşleri alınarak uygun bir düzenlemeye gidilsin.
Ama kamu görevlileri verimsizdir denmesin!
Çünkü kamu görevlileri bu hakları ne kendileri belirlediler, ne de durumlarından çok memnun oldukları söylenebilir. Özellikle nüfustaki kontrolsüzlükten birinci dereceden her koşulda zarar gören onlardır. Devlet hizmeti yetersiz kalıyor ve devlet vergi toplayamıyor diye maaşı kesilen, yeni atama yapılmadığı için kamuda kelle sayısına düşen iş oranı artırılan, çalışma saatleri ile oyuncak gibi oynanan kim sanıyorsunuz?
***
Kamuda çalışan ile çalışmayan artık ayırt edilecek, çalışan ödüllendirilecekmiş. Kamunun hesap verilebilirliği artacak insan kaynakları daha etkin kullanılacakmış.
Bunu söyleyen ve bu yasayı yapanlara sormak istiyorum: Örneğin Sosyal Sigortalar Dairesindeki personelin yaptığı işi neye göre ölçeceksiniz?
Günde kaç kişiye hizmet vereceği belli olmayan, yetersiz fiziki koşullarda yapabileceğinin en iyisini çıkarmaya çalışan, buna karşın her gün şikayetçi olunan bir dairedeki personeli önce mutlu etmek yerine verimini ölçmeye çalışmak ne kadar etik olacak? Kadroları ve derecelerinin ne olduğuna bakılmaksızın, geçici ve kadrolu personelin her görevde çalıştırılması verimlilik açısından nasıl değerlendirilecek?
Aynı şeyi İçişleri Bakanlığı muhaceretinde ön bürolarda çalışanlar için de sormak yersiz olmaz sanırım. Vergi dairesi çalışanlarının, tapu ve telefon dairesindekilerin de haklarını yememek lazım…
Bu tür insana hizmeti birebir vermekte olan daireler ve o dairelerin ön bürolarında zaman zaman çalışanların sabır sınırlarının son raddesine dayandığını görmeyen idari sistemlerin, bu kişilere verimsiz damgası vurması hiçtendir.
Şeffaflık, ödül ve ceza getireceğim diye, doğru düzgün teknolojinin, hijyenin, güvenliğin ve huzurun olmadığı bir şekilde çalıştırılan kamu personelinden ne alacaklarını ve ödül ile cezayı neye göre pekiştireceklerini ben çok merak ediyorum.
Bu ödül ve ceza, eline cetveli alan bir öğretmenin “Aç avcunu çocuğum!” diyen bir zihniyetten başka bir şey olamaz.
Kamu Hizmeti Komisyonu’nun yıllardan beridir götürdüğü sisteminin son 5-6 yıldan beridir düzene oturtulduğu ve şaibelere yer vermeyen sınav sistemleri uygulamakta olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bilimsel kurallara ve insan haklarına saygılı bir şekilde düzenlenen sınavlarda, hem sendikal gözlemin bulunması hem de ilgili kamu kurum ya da kuruluşu tarafından yetkili birinin özelikle sözlü sınav süresinde hazır bulunması şeffaflığın da bilimselliğin de açık bir göstergesi olmasına karşın bugünkü sistemin bundan duyduğu memnuniyetsizlik akıllara durgunluk verecek cinstendir.
Sayın Başbakanının adem-i merkeziyetçi sınav adı altında açıkladığı ve değiştirilmesinden söz ettiği sistem zaten halen devam etmekte olan sistemdir. Kamu görevine ilk gelecek kişinin ortak gireceği sınavlar dışında mesleki seviyesinin de ölçülmesi, terfiler esnasında da başvurduğu kademenin gerektirdiği bilgi ve seviyenin tespitini mümkün kılan bir sistem zaten bugün kullanılmaktadır.
Otomatik bir terfi sistemi olduğundan bahseden başbakanın, bu durumun liyakati tamamen ortadan kaldırdığına vurgu yaptığını da düşünecek olursak, bu sistemin kamu görevlileri arasında sanal terfi sistemi olarak adlandırıldığını ve bunun liyakat, yani layık olmakla alakası olmadığını; tam tersine sanal bir şekilde terfi alanlar ile gerçek anlamda asil kadro atamalarının yetersiz ve hatıra dayalı bir şekilde yapılmasından dolayı haksızlıklara dayalı bir tatminsizliği oluşturduğunu bilmeli, gözlemlemeli, verileri toplamalı ve buna göre sistemi eleştirmelidir.
Eleştirmeden dinleyin!
Suçlamadan düzenleyin!
Verim için uzaktan gazel okumayın, kamu görevlileri ve sendikalar ile uzlaşım içinde düzenlemeye güvenin!