KKTC’nin çalışma grupları ve komitelerde görev alan üyeleri tek kelimle etmiyor.
Talat-Hristofyas zirvesinden sonra Kıbrıs sorunu konusunda büyük bir hareketlenme var. Komiteler, çalışma grupları buluşuyor. Toplantılar yapılıyor ama Ada’nın Kuzey kesimi olan bitenden habersiz. Her şey sıkı bir süzgeçten geçen Rum basın özetlerinden okunuyor. Son dönemlerde resmi ajansa yapılan baskılardan dolayı bir süzgeçten daha geçerek üstelik.
Haber yok, bilgi yok Rum gazetelerinin propaganda süzgecinden geçerek, Kuzey’de sansürlenen haberler var sadece. Bu bilgi kırıntılarıyla oyalanıp duruyoruz.
“Siz rahat olun, biz sizin için en iyisini yapıyoruz” demekle olmuyor. Kıbrıs Türk halkı mecburen üç maymunu oynuyor. Duyamıyor, göremiyor, konuşamıyor.
Tüm bunlar gazetecilerin sevdiği durumlar değil. Bir şey sızdırılacaksa hemen en yakın bulunan kişi/kişiler çağrılıp bir haber yaptırılıyor. Bir köşe yazısı yazdırılıyor.
Sözde “black out” var ama yine de her gün, her gazetede bir takım yazılar çıkıyor. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu bilinmiyor. Tam bir enformasyon kirliliği içerisinde, gözümüz kapalı yol alıyoruz.
Madem ki görüşmeler, buluşmalar basına kapalı Rum basını bu kadar bilgiye nasıl ulaşıyor. Adamlar özel senarist tutup, “şu bunu söylediyse, öteki de bunu söyledi” diye hikaye mi uyduruyor. Peki bu hikayelere isimler nasıl giriyor? Örneğin Yakovu’nun geçen günlerde ilk haftaya yönelik komite ve çalışma grupları değerlendirmesini Rum basın özetlerinde okuduk, hem de hemen hemen tüm Rumca gazeteler aynı ifadeleri kullanmış. Demek ki Yakovu bu konuda yazılı veya sözlü bir açıklama yaptı.
Biz ise Sayın Özdil Nami’nin gelişmelerle ilgili olarak gazetecilere vereceği brifingin hayalini kuruyoruz.
Ülke basınına biçilen rol, “Bizim vereceğimiz bilgi kırıntılarıyla idare edin. İşaretimizle sesinizi yükseltin, işaretimizle susun” olmamalı. Gazeteciler, köşe yazarları dedikoduyla haber, yorum yapmaya itilmemeli.
Yıl 2004. 1974’e ait İngiliz gizli belgeleri üzerindeki 30 yıllık gizlilik yasağı kalktı. O dönem görev yaptığım Londra Gazete’den bir arkadaşla bu belgeler üzerinde çalışıp, kamuoyunun ilk kez duyacağı gizli bilgilerden onlarca haber derleyip yayınladık. Londra’daki Rum radyosu bizim haberleri “kaynak” da göstererek kullanırken, bunların Güney Kıbrıs’taki gazetelere de ulaşmasını sağladı. TAK Ajansı Rum gazetelerinin gizli belgelerle ilgili haberlerini Türkçe’ye çevirip servis yaptı. Ancak, Kuzey’deki gazeteler tüm bilgileri Güney basınına dayandırdı. Haberleri bizden alıp, işlerine gelen kısımları yine bize sattılar. Bu arada bu işleri yapması gereken dışişlerimiz derin bir uykudaydı. Sorduğumuz zaman çalışmamız var ama basına gizli” cevabını aldık. Elin kamuoyuna açıkladığı gizli belgeler, bizde yeniden gizli belgeye dönüştürüldü.
İşte şimdiki durumumuz da bu. Habere ulaşmak için her türlü olanağımız varken, Güney’in resmi propaganda süzgecinden geçen haberlerle yetinmek zorunda kalıyoruz. Adına da “politika” diyoruz.
Tüm bunları yazarken, basının en önemli örgütlerinden Basın’Sen’in Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile geçtiğimiz günlerde yaptığı toplantı kulağıma geldi. Ancak, bu toplantı basına kapalı imiş. Yanlış okumadınız, gazetecilerin bir örgütünün Başbakan ile toplantısı basına kapalı yapılmış. Basının sendikasının Başbakan ile görüşme yapması çok doğal da bunun basına kapalı yapılması traji-komik bile değil.
Ağlanacak halimize gülüyoruz. Bilgi yokluğundan doğan enformasyon kirliliğinin tehlikeli sonuçlar doğurduğu hep söylenir. Ama dinleyen yok.
Örneğin, “İyi haber alan diplomatik kaynaklara göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümünde anlaşıp, gizli bir anlaşma imzaladı. Komite görüşmeleri sadece zaman kazanma amaçlı. Güzelyurt altı ay içinde boşaltılacak. Maraş verilecek, Türk Alayı hariç tüm KTBK mensupları Türkiye’ye dönecek” desem, yalanlayan olacak mı? Olacaksa, yalanlayana inanan olacak mı?
İddia ederim ki böyle bir haber yapsam, bir hafta sonra “ben dahil” herkes kendisini bu gelişmeyi tartışırken bulur.
Yine de halk olarak üç maymunu oynamaya devam edelim. Büyüklerimizin bir bildiği var elbet.