Tanrı İnsanların Dil ve Kültür Birliğini İstiyor mu?

Farklı dinî ve kültürel kaynaklarda dillerin ve kültürel farklılıkların doğuşu ile ilgili oldukça farklı hikâyeler bulunmaktadır.

Farklı dinî ve kültürel kaynaklarda dillerin ve kültürel farklılıkların doğuşu ile ilgili oldukça farklı hikâyeler bulunmaktadır. Bilindiği üzere geleneksel Hıristiyanlık, Yahudi kaynaklarındaki haberleri kendileri açısından dini birer kaynak olarak kabul eder. Bundan dolayıdır ki, Tevrat’ta anlatılan dillerin doğuşu ile ilgili hikâye, Hıristiyan dünyasında da yaygın bir şekilde kabul görmektedir.

“Babil Kulesi Hikâyesi” olarak bilinen bu hikâyeye göre, başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşup, aynı sözleri kullanırdı. Daha sonra bu insanlar Doğuya göçerlerken Şinar (Sümer) bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler ve birbirlerine: 'Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim' dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra ise: 'Kendimize bir kent kuralım ve göklere erişecek bir kule dikip ün salalım, böylece yeryüzüne dağılmayız' dediler. Bu esnada Rap insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi. Rab bu durumu görünce: 'Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar. Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar' dedi. Böylece Rap onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü Rap bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı. Farklı kültürlerde buna benzer birçok hikâye bulunmaktadır. Bu hikâyeyi tahlil etmemiz durumunda, tanrının insanların birliğini arzulamadığı; aksine bunu kendisi açısından sakıncalı gördüğü sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu tanrı tasavvuru, daha çok, kıskanç, hırslı ve insanlığın birliğine karşı olan bir kral tasavvuruna benzemektedir. Araştırmacılar, kutsal kitaplarda geçen “tanrı” kelimesinin her zaman “yaratıcı” anlamında kullanılmadığı, bazen de “yönetici” anlamında kullanıldığını gözden kaçırmamaları gerekir.

Mitoloji kaynaklarında da dillerin doğuşu ile ilgili çok daha zengin bir içerik bulunmaktadır. Bunun güzel örneklerinden birisi Hind mitolojisinde yer alan ve Brahma’nın gururlu ağacı cezalandırmasını konu edinen mittir. Bu mite göre yeryüzünün merkezinde şahane bir “Dünya ağacı” veya “Bilgi ağacı” yetişmişti ve gövdesi cennete kadar uzamıştı. Ağaç bir gün kalbinden: “Ben başımı cennette tutacağım ve dallarımı yeryüzünün her tarafına yayarak insanları bir arada gölgemde tutarak koruyacağım” diye geçirdi. Fakat Brahma, ağacı bu gururu sebebiyle cezalandırmak için ağacın dallarını keserek yeryüzüne düşmelerini sağladı ve dağılan bu dallar değişik inanç ve dillere dönüşerek insanların dağılmasına vesile oldu.

Tevrat’ta yer alan hikâye ile Hint mitolojisinde bulunan bu hikâyeyi karşılaştırdığımızda, tanrının insanlar arasındaki birlikteliği engellemek için dillerini ayırdığı ortak temasının var olduğunu görürüz. Kuran’da ise: “Dil ve renkleriniz farklılığı Allah’ın ayetlerindendir” ve “Biz sizi bir anne ve babadan yaratarak, birbirinizi tanımanız için farklı grup ve kabilelere ayırdık” denilerek, Allah’ın farklılıkları insanları bölmek için değil; aksine yaşamlarına kültürel bir zenginlik katmak için yarattığı belirtilir. Ancak Müslümanlar günümüz dünyasında, bu farklılıkları koruma ve birlikte yaşatma konusunda başarısız oldukları için, medeniyetler yarışında geride kaldılar.

Bu haber 16 defa okunmuştur

:

:

:

: