‘PARTİLER HER ŞEYDEN ÖNCE BİR OKUL OLMALI’

Hasan Hastürer’in Ada TV ekranlarında gündemdeki konu başlıklarını yorumladığı ‘Hasan Hastürer ile Bugün ve Son nokta’ programının konuğu bir dönem Meclis Başkanlığı yapmış Halit Acarkan oldu.

Hasan Hastürer’in Ada TV ekranlarında gündemdeki konu başlıklarını yorumladığı ‘Hasan Hastürer ile Bugün ve Son nokta’ programının konuğu bir dönem Meclis Başkanlığı yapmış Halit Acarkan oldu. Ülke siyasetinde son dönemde bir yorgunluk yaşanıp yaşanmadığına dair Hasan Hastürer’in sorularını yanıtlayan Acarkan, toplumun büyük bir kesiminde ve siyasette bir yavaşlama yaşandığını gözlemlediğini söyledi.

‘SİYASİ PARTİLER HERŞEYDEN ÖNCE OKUL OLMALI’

-Kıbrıs Türkü’nde bir siyaset yorgunluğu var mı bunu hissediyor musunuz?

“Şu an içinde bulunduğumuz durumda toplumun büyük kesiminde siyasette bir yavaşlama olduğu halkımızın siyasilere karşı duyduğu güvenin azalmakta olduğunu ben de görmekteyim. Bu niye böyle oluyor bir türlü anlam vermek istemiyorum ama siyasi partilerin her şeyden önce okul olması gerektiğine inanırım. Her seçim dönemi bütün siyasi partilerimiz aday arayışına girer. En önde gelen husus toplum içinde ne dereceye kadar arandığı ve ne kadar oy getireceği üzerinde yoğunlaşır. Onun için şu anda meclisteki doktor sayısı diğer meslek guruplarına göre oldukça fazla. Gerek Lefkoşa, Girne, Mağusa hastanesinde çalışan ve her gün onlarca insanlarla muhatap olan yardımcı olan hekimler çok insan tarafından tanınması dolayısıyla seçimlerde her zaman avantajlı olmuşlardır. Bizim insanımız o kadar vefakardır ki ‘Bu doktor beni iyi etti, benim üç çocuğumun doğumunu bu doktor yaptı, ilaçlarımı bu doktor verdi’ diyerek doktorlarımıza karşı büyük minnet içerisindedir halkımız.

-Doktorlar Hipokrat yeminiyle yaptıkları bir görevin istismarını mı yaşatıyorlar topluma?

“Öyle bir iddiada bulunmak istemiyorum. Doktorlarımızdan son derce memnunum. Çok eskiyi de biliyorum. 64 yılında Kıbrıs olayları başladığında Limasol’da Türk hastanesi kuruluşunda görev almış arkadaşınızım. Limasol’da Türk doktorumuz vardı, Halim Kocağolu bir de Cemal Özden. İki doktor arkadaşımız, daha sonra da Ayten hanım katıldı, başhemşire Cemaliye hanımın hakkını da söylemek lazım büyük imkansızlıklar içinde Limasol Türk Hastanesi’ni kurduk ve 74 yılına kadar büyük hizmetler verdi. Bir seferinde mevzide kaza ile vurulan mücahit çocuğumuz vardı 18-20 yaşlarında… Doktor Halim onu ameliyata aldı hayatını kurtardı. Ben de çocuğun babasıyla dışarıdaydım o adamın çektiği üzüntüyü hiç unutmayacağım. Ama Doktor Halim’in usta elleri çocuğu hayata döndürdü. Bunlar unutmamamıza imkan olmayan olaylardır.”

‘HUKUK KOMİTESİ BAŞKANI KESİNLİKLE HUKUKÇU OLMALI’

-Çok iyi bir hekim çok iyi bir mühendis birinin siyasette de ille de başarılı olacağı genel kural mı?

“ Genel bir kural değil bu. Milletvekiliolduğum dönemde de Sayın Hakkı Atun, Derviş Eroğlu’na da bu mecliste her meslek gurubundan insanlar olması gerektiğini söylemişti. Çünkü hukukçu sayısı gittikçe azalmaktadır. Hukuk komitesi başkanının kesinlikle hukukçu olması lazım. Bütün bunlar bizim eksikliklerimiz. Temsilcilerin mecliste yer alması lazım. Çocuklarımızı genç yaşta partiye alıp da eğitmek hem Kıbrıs meselesini çok iyi bilmeleri hem de ileride yapmaları gereken topluma milletvekili olarak nasıl hizmet etmelerini öğretmeleri bakımından partilerimize büyük görev düşer.

‘PARTİ BAŞKANININ SİZİ ADAY YAPMAMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYASINIZ’

-Demokrasiye, partilerimize bütün olarak saygıda kusur etmemeye çalışıyorum. Ancak partileri bir okul olarak işaret ettiniz, geçtiğimiz günlerde Şeyh Nazım’ı ziyaret ettiğimde partiler birazcık da tarikata benziyor. Parti liderleri şeyh, partiye katılanların da mürit olması isteniyor sanki de böylece kendi içinde demokrasi çarkı sağlıklı dönmeyen bir yapı yaşıyoruz bu da demokrasimizin önün tıkıyor. Şimdi siyasetimiz bir arayış içerisinde?

“Partilerde dünyanın neresine bakarsanız bakın liderin önemi son derece açık olmalı. Demokratik bir lider insanları toplumunu seven etrafındaki arkadaşlarının fikirlerine değer veren liderler her zaman zirveye çıkmıştır. Meclis başkanlığı dönemimde arkadaşlık yaptığımız İngiliz milletvekillerinden bir şey öğrendim. Parti disiplinine bağlı olmakla beraber körü körüne bir bağlılık yoktur. Her milletvekili kendi inancı doğrultusunda partinin politikasına ters düşse bile onu cesurca savunabilecek durumdadır. Maalesef bizdeki öyle değil. Bizim milletvekillerimiz parti disiplini altında başkan ne derse elini kaldırmak durumunda kalıyor. Niçin, her milletvekilinin bir dönem sonra acaba yine seçilebilirmiyim endişesi vardır. Parti başkanı sizi beğenmiyorsa kendine rakip görebiliyorsa sizi ikinci seçimlerde yeniden aday yapamam tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirsiniz.”

-Limasollu olmanın nasıl bir şey olduğunu sormak isterim?

“ Limasollu olmak bir ayrıcalıktır. Limasol Rumlara göre hem çok azınlıkta idik ama İngiliz üslerinin yüksek rütbeli subaylarından erlere kadar zamanla çok yakın ilişkiler içinde olduk. Limasol Türk Belediye Başkanı olduğum dönemde İngiliz üsleri başkomutanı beni Limasol Türk belediye başkanı olarak evimde ziyaretime gelmiştir. Limasol Limanı’na İngiliz harp gemisi gelmişti o da Limasol Türk Belediye Başkanı olarak karaya çıkarak beni ziyaret etmişti. Yeme içme kültürünün yerleşmesinde Limasol Türklerinin büyük rolü olduğuna inanırım. Bunun da öncülüğünü lokantacılığın öncülüğünü Niyazi ile Arif dayının yaptığına inanırım.”

‘LİMASOL ÜÇ LİDER YETİŞTİRDİ’

Lefkoşa ile Limasol arasında bir rekabet oldu her zaman değil mi?

“Futbol sahasında çok oldu. Limasol’da teşkilatın başında Ziya Bey vardı bütün hayatı boyunca disipline ve ciddi çalışmaya çok önem veren biriydi. Limasol üç lider yetiştirdi, Ahmet Mithat Berberoğlu, Ramadan Cemil ve Ziya Rızkı... Üç lider Limasol Türk toplumuna büyük ölçüde yön vermiş arkadaşımızdır.

-Bu liderler ülke genelinde toplumsal lider noktasına gelemedi…

“Ziya Beyin büyük özelliğini anlatmak isterim. 74 olaylarında İngiliz üsler bölgesine sığınan Türklerin Ziya Bey’in sayesinde birlik ve beraberlik içinde kalmasını bilmiş, adanın taksim edilmesinde Ziya Bey çok büyük rolü olduğu inancındayım. Toplu olarak Kuzeye geçmesini sağladı. Makarios sürgünden döndükten sonra bu insanların geri köyünüze dönün demesine rağmen insanımız papaza inanmadı.”

‘POLİTİKADA NEREDE VE NE ZAMAN DURACAĞINI BİLMEK ÇOK ÖNEMLİ’

-Siyasete ilgiyi ne zaman gösterdiniz?

“ 1962’da Limasol Türk Belediye Başkanı oldum. 74’de Ziya Bey Çağatay Ekrem, Avcıoğlu bir grup oluşturdukpolitikaya girdik. Dördümüz de kazandık üç dönem milletvekilliği yaptım. Girne’ye geldiğim zaman Limasol milletvekili olarak geldim. 76’da bıraktım, 90’da tekrar döndüm 98’de de gönül huzuru içinde politikayı bıraktım.”

-Keşke devam etseydim diye hiç içinizden geçti mi?

“Hayır, politikacının ne zaman ve nerede duracağı çok önemli ben onu başardığıma inanıyorum. Günlük olayların içinde yaşıyoruz, basını takip ediyorum zaman zaman eski arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Her geçen gün sayımız azalmakta.”

‘RAUF DENKTAŞ BİR DAVA ADAMIYDI’

-Rauf Denktaş’a ciddi inanmışlığınız vardı, size göre farklı kılan neydi?

“Denktaş beyin en büyük özelliği büyük bir dava adamı oluşudur. İnandı ve sonuna kadar inançlarından zerre kadar ödün vermedi. Acaba son arzusu ne idi her zaman sormaktayım. Herhalde KKTC’yi Türkiye’ye bağlamak gibi bir hedefi vardı gibi düşünüyorum. Rahmetli Bülent Ecevit, Kıbrıs’ta bulunacak bir çözümün ben Yunanistan’la Kıbrıs’ta komşu olmak istemiyorum sözünü de hatırlatmak isterim. O günün şartları öyleydi. Güney Kıbrıs AB’ye tam üye olduğunda Yunan Başbakanının sözünü unutmayalım, ‘Enosis gerçekleşmiştir’. Bu sözü kulağımıza küpe yapalım. Şimdi bunu biz AB çatısı altında Yunanistan’la Kıbrıs ‘birleştirdik demek istedi. AB çatısı altında biz Kıbrıs’ta birleştik anlamındadır.

‘TÜRKİYE NE KADAR GÜÇLÜ OLURSA BİZ DE O KADAR OLURUZ’

-Kısa orta ve uzun vadede Kıbrıs Türkünü neler bekliyor?

Her zaman inandığım bir düşüncem, Kıbrıs Türkü 74’den sonra hayal dahi edemeyeceği imkanlara kavuşmuştur. %5 gibi küçük bir azınlığı mağdur olmuş olabilir güneyde bıraktığı mala karşılık bu tarafta karşılığını alamamış olabilir. Gelecek konusunda, sadece gençlik konusunda endişelerim var. Ekonomik imkânlarımız son derece kısıtlı memleketimizde hala daha elektrik, su sorununu çözemedik. Türkiye’nin büyük iş adamları Kıbrıs’a gelip yatırım yapın dediğimizde bize ‘siz daha ulaşımı çözemediniz, elektrik sorununu çözemediniz, yatırım yaparsak rantabl olmaz’ dediler. Sabancı ne dedi, Mağusa’da bir yurt yaptı, sanayiye üretime yönelik bir yatırım yapıldığını görmüyorum. Bu şartlar devam ettiği müddetçe Türkiye’deki yatırımcıların yatırım yapacağını zannetmiyorum. İşsizlik en genel problemimiz olduğunu düşünüyorum. 30 binin üzerinde sosyal sigorta emeklisi var ve bütçemizin %80-90’ı emekli maaşlarına gidiyor.”

-Gelecek için umutlu musunuz?

“Hiçbir zaman ümidimi kaybetmedim. Anavatanımız çok iyi yoldadır Türkiye ne kadar güçlü olursa bizim de o kadar güçlü olacağımıza inanıyorum.”

Kıbrıs Türkü’nün siyasal yaşamında politikanın kilometre taşlarını ele alıp değerlendirecek olsak ve bu amaçla geriye doğru bir yolculuk yapsak ilk önemli kilometre taşlarını nerede buluruz sorusunun yanıtı çok net değildir. Yalnız şurası açıktır ki Kıbrıslı Rumlarla mukayese edersek Kıbrıs Rum toplumunda siyaset Kıbrıs Türk toplumuna göre daha kurumsal bir fark edilişi vardır. Kıbrıs Türkü refleks içinde olmuştur. Bu tıbben izahı da mümkündür mutlaka. Ancak şurası bir gerçek ki Kıbrıs Türkü sayısal azlığına rağmen adada Türkiye’ye yakınlığı nedeniyle gizli kalmış çok açığa çıkmayan ama şuur altında var olan bir özgüven duymuştur. İngiliz sömürge dönemi içerisinde Kıbrıs Türkünün uyanışında bir rötar vardır. Bu rötar nedeniyle de Kıbrıs Türkünün siyasal önder sahiplenmesi gecikmiştir. Denemeler olmuştur bu denemelerin içerisinde İngiliz’in koloni anlayışının etkileri vardır ve Kıbrıs Türkünün siyaset yapması bu bağlamda çok özgür ve kişilikli olma bakımından da bazı sıkıntılar yaşamıştır. Kıbrıs türkünün dini temelde bir alt yapıya sahip olmasını telkin etmiştir İngiliz sömürge dönemi hatta İslam Lisesi olmuştur. Ama sanıyorum İngiliz sömürge yönetimi meclisinde de bulunan Hıristiyan ve Müslümanların çok kolay çatışmamasının da etkisiyle ulusalcılığı telkin etmiştir. Şahsi kanaatim veya okuduklarımın bende yarattığı bir dürtü olarak bunu söylüyorum. Kıbrıs Türk toplumunda ulusal hareketin yükselişiyle beraber siyasal önderler de fark edilmeye başladı. Necati Özkan, bu bağlamda öne çıkan CTP paralelinde bir siyasi kimliktir. Dr. Fazıl küçük İsviçre’detıp tahsilini gördükten sonra adaya gelmiştir. Hem halkçı bir doktor hem de siyasal bir önder olmuştur ve Rauf Denktaş, 1924 yılında Baf’ın küçük bir köyünde başlayan yaşam yolculuğunda daha gencecik bir hukuk tahsili yapan öğrenciyken Dr. Fazıl Küçük’ün gazetesinde ulusal mücadeleyle ilgili Kıbrıs Türkü’nün uyanışıyla ilgili yazılar yazmıştır. TMT’nin yapısı içinde önde gelen isimleri 60 Kıbrıs cumhuriyetinde ya temsilciler ya da cemaat meclisinde görev almış. 74 sonrası Kıbrıs Türkü bir devlet yapısı demokratik parlamenter sistem içerisinde bir yapı tercih etti. Siyaset başladı, CTP 70 yılında Dernekler Kanunu’na göre kurulmuştu. Daha sonra UBP 75 yılında kurulan parti ancak unutmayalım ki UBP özelikle TMT hatta 50’li yıllardan günümüze gelen mücadelenin uzantısıydı ve partiler kuruldu ve siyasetçiler de öne çıktı farklı bir heyecan yaşadı Kıbrıs Türkü. Siyasi hareketlilik içerisinde pek çok isim siyasete girdi çıktı hiç kuşkusuz bir kısmı iz bıraktı. Siyaset genel anlamda bir eleştiri yorgunluk yaşıyor. Acaba Kıbrıs Türkü bir bütün olarak mı siyasal yorgunluk yaşıyor bu bağlamda Halit Acarkan’ın konuğu olmak istedik. Meclis Başkanlığı’na kadar yükselmiş mesleği tıp ve doktor…
Bu haber 143 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER