Gündem Dışı Hayatlar, yaptığı işlerle ön plana çıkan isimleri iş dışındaki yaşamlarıyla sizlerle buluşturuyor. Bu haftaki ünlümüz, başarılı seramik sanatçısı, mükemmel bir anne ve genç bir babaanne olan Sevcan Çerkez...
Gündem Dışı Hayatlar, yaptığı işlerle ön plana çıkan isimleri iş dışındaki yaşamlarıyla sizlerle buluşturuyor. Bu haftaki ünlümüz, başarılı seramik sanatçısı, mükemmel bir anne ve genç bir babaanne olan Sevcan Çerkez... Çerkez'in Güney Afrika macerasını, çalışmalarını ve hayatından kesitleri bulacağınız röportajını keyifle okuyacaksınız.
“Beni etkileyen olaylar daha çok benim de ruh halime göre değişmektedir. Mesela bugünlerde beni çok üzen olaylar olmasına rağmen sevgi dolu, mutlu ifadeli heykeller yaptım.”
“Doğrusunu söylemek gerekirse ödülü kazanmak benim için sürpriz oldu. İlk başta işin ciddiyetini ne yalan söyleyeyim kavrayamamıştım. Temmuz ayında ünlü bir dergi bu ödülü kazandığım için benimle röportaj yapmaya gelince o an ne kadar büyük bir ödül aldığımı anladım.”
“Her kadının bir mağduriyeti vardır aslında. Bunu dünyanın pek çok yerindeki kadında izledim. Bunu inkar etmenin ya da bunların verdiği izleri saklamaya çalışmanın bence pek bir anlamı yok.”
— Sabah kalktığınız andan itibaren neler yaparsınız, gününüzü nasıl geçiriyorsunuz? Sabah kalktıktan sonra ilk iş olarak kapıyı açıyorum ve köpeklerimi içeri alıyorum çünkü eşim gitmiş oluyor. Bu bizim buluşma vaktimiz oluyor. Her sabah mutlaka hafif bir kahvaltı yaparım ve bunu asla aksatmam. Daha sonra mis gibi bol köpüklü kahvem eşliğinde maillerimi ve paylaşım sitelerindeki yazılarımı kontrol ediyorum. Ondan sonra da iş başına yani heykellerimin başına geçiyorum. — Her gün mutlaka heykel yapıyor musunuz? Evet, her gün mutlaka heykellerimle uğraşıyorum. Uğraşmadığım gün vicdan azabı duyarım çünkü. —Yani yastığa başınızı heykel yapmadığınız bir gün koyunca rahatsızlık duyuyorsunuz… Aslında benim en çok çalıştığım zaman yastığa başımı koyduğum an oluyor çünkü o zaman projelerimi düşünmeye başlıyorum. Benim uyumam öyle oluyor. —Eee bu durumda eşiniz demiyor mu 'yat artık uyu be kadın' diye… (Gülüyor) Bazen öyle oluyor ama genelde pek kıpırdanmadan düşünürüm.
Rahatsız etmem uyurken eşimi…
— Neler geçiyor peki aklınızdan o anlarda? Ben bir heykele başlamadan önce çoğu zaman kafamdan ne yapacağımı zaten tasarlamış oluyorum. Gece de bunları tasarlıyorum. Akışına bıraktığım zamanlar da oluyor o zaman kendimi yüz ifadelerini yaparken buluyorum. — Bu kadar gerçekçi heykeller yapmanızda heykellerinizin yüz ifadelerindeki o yaşanmışlığı çok başarılı bir şekilde yansıtabilmeniz yatıyor. Bunu nasıl beceriyorsunuz? Hayır. Bu durum tamamen içgüdüsel bir olay. Çok uzun yıllardan beri ikiz kardeşimle hep yüz çalıştık. Çok fazla insan yüzü, mimik gördüm. O nedenle yaptığım her çalışmada da bunlar ön plana çıktı ama dediğim gibi bu tamamen içgüdüsel bir şeydi. — O gün canınızı sıkan bir durum oldu. Ülkede yaşanılan bir olay ya da sizi etkileyen bir olay. Bu zamanlardaki hisleriniz heykellerinize yansır mı? Beni etkileyen olaylar daha çok benim de ruh halime göre değişmektedir. Mesela bugünlerde beni çok üzen olaylar olmasına rağmen sevgi dolu, mutlu ifadeli heykeller yaptım. Yapacağım işin duygularına çabuk adapte olabiliyorum ama bunun dışında benim bazı özel duygularımı yansıtan ve bende gizli kalmış olan çalışmalarım da yok değil... —Biraz Güney Afrika maceralarınıza geçelim dilerseniz. İngiliz Cemiyeti'nin düzenlediği bir yarışmayı kazanarak buraya gitmiştiniz. O anki duygularınız nelerdi? Doğrusunu söylemek gerekirse ödülü kazanmak benim için sürpriz oldu. Yaptığım işlerimin fotoğraflarını yolladım yarışmaya. Bir süre sonra 'kazandınız' diyen bir mail geldi. İlk başta işin ciddiyetini ne yalan söyleyeyim kavrayamamıştım. Temmuz ayında ünlü bir dergi bu ödülü kazandığım için benimle röportaj yapmaya gelince o an ne kadar büyük bir ödül aldığımı anladım. Yoksa dediğim gibi bu kadar büyük bir başarı olduğunu düşünmemiştim.(gülüyor). —Peki, bundan sonra sıra size sunulan tercihler arasından birini seçmeye gelmişti ve siz tercihinizi Güney Afrika'dan yana kullandınız. Oraya ilk adım attığınız anda neler hissettiniz? Oraya ilk indiğim anda; 'Kızım Sevcan neler yapıyorsun' diye endişelenmedim değil çünkü daha önce de yalnız başıma gerçekleştirdiğim ziyaretlerim olmuştu ama bu kadar uzağa yani dünyanın bir ucuna ilk defa tek başıma gidiyordum ve biraz endişelendim ama bende acayip bir cesaret var. Oraya indiğim anda kendi ayaklarım üzerinde durmam gerektiğini öğrendim. İngilizcem de pek iyi değildi ancak beni karşılayacak birilerinin olduğunu biliyordum ve bu bana biraz daha fazla cesaret vermişti. Cape Town'a indiğim de çok modern bir Avrupa şehri ile karşılaştım. Pahalı villalar, araçlar vardı ancak Cape Town içerisinde dolaştığım zaman o görkemli binaların arasında barakaların, derme çatma evlerin olduğunu gördüm. O zaman bu ülkede iki zıt yaşam olduğunu anladım. Çok zenginler ve çok fakirler aynı yerde yaşamaktaydı. İlerleyen günlerde pek çok arkadaşım oldu. İçlerinde Cape Townlu olanlar da vardı ve onları dinlediğim zaman gözlemimin doğru olduğunu gördüm. Avrupa ülkesinden gelen beyazların orada bütün ekonomiyi, toprakları ellerine aldıklarını ve orada yaşayan yerlilerin de kendi ülkelerinde köle gibi yaşatılmaya çalışıldıklarını gördüm. Onların içlerine girdim. Yerlilerin olduğu o derme çatma mahallelere girmek oradaki insanlara çok korkunç geliyordu ama ben yine de kameramı alarak aralarına gittim ve bolca resimler çektim. Beni gayet güzel bir şekilde karşıladılar. Orada en çok hoşuma giden akşam olduğu zaman tüm yerlilerin yuvarlak halkalar şeklinde oturarak sohbet etmeleri, tiyatro yapmaları oldu. Pek çoğunun televizyonu olmadığı için o bizim çocukluğumuzdaki gibi ve şimdi özlediğimiz gibi geceleri oturup birbirleriyle sohbet ediyorlar. — Hiçbir zorlukla karşılaşmadınız mı? Karşılaşmaz olur muyum? Kalacağım yer ile ilgili olarak bana bir kamp yeri olduğunu söylemişlerdi ama gerçekte kalacağım yer aslında bir ambardı. Sanatçıların olduğu bir evin bahçesindeki ambara bir yatak koymuşlardı. Tabii onlar geceleri kapılarını kilitliyorlar çünkü çok fazla hırsızlık olan bir bölgeydi oysa benim kaldığım odada banyo ve tuvalet de yoktu. Geceleri çok zor anlar yaşadım. Ayrıca work shop olan yerde fırın olmadığını öğrendim ki fırın olmadan seramiklerimi pişiremezdim. Bin bir güçlükten sonra bana güç, bela bir fırın buldular. Fırından sonra Afrika'nın burnuna yakın olan bir kasabaya gittik. Tıpkı bizim Karpaz gibiydi. Bizim eşeklerimizin aksine orada deve kuşları ve maymunlar vardı. Beni orada büyük bir seramik fabrikasına götürdüler. Orada çok kötü anlar da çok güzel anlar da yaşadım. Gerilimin sıkça yükseldiği anlar oldu. Hatta Kıbrıs meselesi ile ilgili konuşan Avrupalılar da oldu ve ortam bayağı bir gerildi. Beni oraya getiren fabrika sahibi Chris de bu duruma çok bozuldu. Benim de İnsan Haklarına olan inancım orada büyük bir zarar gördü. Oradaki yerlilerle konuştum. Beni evlerine davet ettiler ancak diğer insanlar utandıkları için beni evlerine almadılar. Bir kampusta Afrikalı çocuklara ders verdim ve seramiğin her yönünü anlattım. Bu da benim için Afrika'da unutulmazlarım arasındaydı. — Afrika’dayken şu anda Kıbrıs'ta olmalıydım dediğiniz bir an oldu, torununuzun doğumu… Biraz da ondan bahsedelim… Kesinlikle doğru. Aslında torunumun doğumuna yetişecektim ancak aniden 'bebek doğuyor' diye bir haber geldi. Orada olmayı çok istemiştim ama olamadım. Sonra bir anda teknolojinin nimetleri aklımıza geldi ve web cam sayesinde torunumun doğumunu ve doğumundan sonraki ilk dakikalarını yaşayabildim. Gelinim doğuma girdiği zaman çok ağladım. Gerçekten çok tarifsiz bir duygudur bu annelikten de başka bir duygudur. — Şimdilerde nasıl gidiyor peki babaannelik? İnanılmaz bir sevgi var. Onu kucağıma aldığım zaman böyle bir şey nasıl olabilir diye düşünmeden kendimi alamıyorum.
—Oradayken Kıbrıs'a dair en çok neleri özlediniz peki? Öncelikle tabii ki ailemi, köpeklerimi ve hellimi çok özledim. Bulsaydım bir oturuşta tek başıma 1-2 kilo hellimi tüketirdim. — Peki, bundan sonrası için yapmayı düşündüğünüz projeleriniz neler? Şimdi bazı derslerim var. Bu yaz bol bol kurs vermeyi düşünüyorum. Yaz sonunda bazı projeler var ama henüz kesinleşmeden söyleme taraftarı değilim. Bunun yanı sıra başka ülkelerdeki sergilere katılacağım ama genellikle Kıbrıs dışına pek çıkmayacağım.
— Sanatçı kişiliğiyle Sevcan Çerkez'i dinledik peki bir ev hanımı olarak Sevcan Çerkez nasıl biridir? İyi bir ev hanımıyım aslında. Güzel yemekler yapıyorum. Yemeklerimi çocuklar çok seviyor. Ailem ve dostlarım da geliyor. Hemen hemen her gün misafirim oluyor ve birlikte de yemekler yapıyoruz. Evim, mutfağım rahat çalışmaya uygun. O nedenle evime gelenler de mutfakta bana yardım ediyorlar hatta bazen onlar yapıyor ben yiyorum ama çok sistemli bir ev hanımı değilim. —Kadın programları izliyor musunuz? Pek izleyemiyorum ancak evde izleyen biri varsa onunla beraber izliyorum. — Oradaki kadınların anlattıklarını ve mağduriyetlerini gördüğünüz zaman 'böyle olmayabilirsin' diye kızdığınız oluyor mu? Her kadının bir mağduriyeti vardır aslında. Bunu dünyanın pek çok yerindeki kadında izledim. Bunu inkar etmenin ya da bunların verdiği izleri saklamaya çalışmanın bence pek bir anlamı yok. Dünyanın pek çok yerindeki kadınlar maalesef üçüncü sınıf insan muamelesi görüyorlar ve eziliyorlar. —Son olarak kadınlara verebileceğiniz bir mesajınız var mı? Tabii ki var. Bir kere amaç çok önemlidir. Amaçsız bir insan yaşayamaz. Hollanda'da gördüğüm kadarıyla insanların ekonomik durumu çok iyiydi ama bir amaçları yoktu ve bu nedenle intihar oranının dünyada en yüksek olduğu şehirlerin başında geliyordu. Benim kadınlara tavsiyem bir amaçları olmasıdır. Bu sanatta olabilir başka bir şey de. Amaçsız insan içine kapanır ve mutsuz olur. Kendini tanıyamaz ve mutlu olamaz. Bu benim kadınlara tek ve en önemli tavsiyemdir.