Eğitim ve adaletin ‘içepatlama’sı…

İlk değerlendirmem eğitim ile ilgili. Bugün tarihin mihenk taşları olarak öğrendiğimiz günlerinden biri.

 İlk değerlendirmem eğitim ile ilgili. Bugün tarihin mihenk taşları olarak öğrendiğimiz günlerinden biri. Kutlamalara deyecek bir şeyim yok. Ancak tarihin, akıllarda bu tür sabit günlerle kalacak yöntemlerle öğretiliyor olması sakıncalı. Ara detaylar konusunda kimsenin haberi yok. Bizim de etkisi altında olduğumuz Türk eğitim sistemi, belirli “ilk” tarihleri orijin kabul ederek öğretip, bir bakıma altı boş bilgilerle yetişmemizi sağladı, sağlıyor. Öğretimde bu tür kolaya kaçarak “sözde” pratik öğretme diye, detaylanmadan ve süreçleri nosyon olarak kabul etmeden verilen bilgiler, temel eksikliklere, dönemleri anlarken yanılsamalara ve kopukluklara neden oluyor. Bunun sonu ise metalepsise kadar dayanır.

Kaldı ki Türkiye müfredatının kullanıldığı ve araya Kıbrıs temelli az sayıda dersin girdiği sistemin eleştirilmesi, bu ülkenin kendi müfredatı, kendi eğitim sistemi olması için gayret edilmesi ve fikir üretilmesi gerekiyor.

 

Öğretmenlerimiz ve sendikaları ise, öznelerinin öğrenci olduğunu unutarak, kendilerini özne yapan eylemlerle temel eğitim alanlarının bile dışına taşarak üniversitelerin de içerisinde yer almaya başladılar.

Bu; farklı ve birbirine temas halinde ama ayrı olmalarını sağlayan toplumsal alanların sınırlarının kalkması ve birbirlerine geçmesi halidir. Bu; siyasetin, ideolojik düşüncenin, sivil toplum hareketi olarak sendikacılığın ve eğitimin birbirlerinin alanlarına girmeleri ve bu alanların birbirleri ile olan sınırlarının ortadan kalkması anlamına geliyor. Tanımlandığında tam da “içepatlama” ifadesi ile örtüşür durumda olduğunu söyleyebilirim.

 

*   *   *

 

İkinci değerlendirmem adalet ile ilgili. Hemen her konuda halk adalet sistemine güvenerek kendini huzurlu hisseder. “Yapanın yaptığı, yanına kâr kalmamalıdır” temelli düşünce aslında, doğru ile yanlışı, haklı ile haksızı ayırmanın argümanı ise de, öte yandan toplumsal huzurun da bekçisidir.

Adalet sistemine getireceğim eleştiriden önce dünyanın birçok yerindeki adalet sistemlerinin az çok benzer sıkıntılar yaşadığını ve yaşattığını söylemem gerekiyor.

Son güncel “yeni fiyatlandırma” konusundaki eleştirim elbette rakamların avukatlar arasında da infial yaratan, başvurular konusundaki yüksek ücretlendirme ile ilgili. Bu rakamların yeniden ve daha genel bir pragmatik düşünce ile değerlendirilmesi kaçınılmaz.

Yazımın temeli doğrudan bir adalet eleştirisi değil. “İçepatlama” olgusunu değerlendirmek aslında. Bu nedenle uzun uzun adalet sorunlarını satırlarıma taşımayacağım. Ancak, yasa yapıcının, yaptığı yasaların da etkisi ile müvekkillerin (biz bu kitleye halk diyelim) avukatların, savcıların, yargıçların ve sistem olarak adalet sisteminin tamamının “zaman” esiri olan sıkıntıları var. Bu adalete güveni sarstığı gibi, adaleti kötülerin iyilere karşı kullanmalarına da neden oluyor.

Bir davanın yıllarca sürecek olması, haksız olan için mahkemeye gidilmesi tercihi yaratıyor. Oysa tam tersinin olması gerekmiyor mu?

 

Özellikle yeni başvuru ücretleri zammı; farklı ve birbirine temas halinde ama ayrı olmalarını sağlayan toplumsal alanların sınırlarının kalkması ve birbirlerine geçmesi halidir. Bu; finans gücünün (burada satın alma gücü olarak kullanmamız ve bunun da, dava açacak bireyler ve/veya avukatlar olarak anlamlandırmamızda fayda var), sırf yargının yavaşlığını lehine kullanmak üzere dava yolunu tercih eden kamu ve özel kurumlarla bireylerin ve doğrudan adalet arayan dara düşmüş, hukuka ihtiyacı olanların birbirlerinin alanlarına girmeleri ve bu alanların birbirleri ile olan sınırlarının ortadan kalkmaları anlamına geliyor.

Yukarıdaki eğitim konusunda olduğu gibi, bu konu da tanımlandığında “içepatlama” ifadesi ile örtüşüyor. 

 

Her iki değerlendirmemde de sonuca başarılı olarak ve kazan-kazan esaslı ilerlenmesi, iki sihirli bakış açısı ile düşünmekten geçiyor. Tüm tarafların rasyonel ve pragmatik düşünmelerinden…

Bu haber 15 defa okunmuştur

:

:

:

: