Hristofias, Eroğlu, Downer Pile’de yeyip içmişler. Gazetelerde boy boy fotoğrafları, gülücük dağıtıyorlar. Gayet mutlular.... Ne güzel ve de hoş değil mi?
Yıllarca Klerides ve Denktaş da yeyip içtiler, şakalaştılar, pazarlıklar yaptılar, sözde müzakerelere katıldılar ve Kıbrıs sorununa çözüm aradılar.
Herkesin ve benim bildiğim ,birlikte yeyip içenler, eylenenler umumiyetle ahbaplar ve dostlardır.
Fakat, Denktaşla Klerides baş düşmandılar. Biri EOKA kurmaylarından, Esperides kod isimli . Öteki TMT kurucularından.
Ondan sonrakiler de, yani lider geçinenler, dava adamı olduklarını iddia edenler de yeyip içtiler....
Müzakereler yolu ile Kıbrısta barış, çözüm ve bir anlaşma için uğraşmışlar.
Ben tam tersini anladım.
Hiçbirisi, ama hiç biri halklarının barış, dostluk, kardeşlik, birlikte yaşamaları için enerji sarfetmediler. Ömürlerini rahat koltuklarda, lider pozisyonlarında geçirdiler.
Ve bütün süre zarfında , halklarına sizler de yeyiniz içiniz, birlikte eyleniniz, dostca yaşayınız demediler. Aksine, kin, nefret ve düşmanlığı, fanatizimi körüklediler.
Olacak iş mi? Baş düşmanlar, baş savaşcılar yeyip içecek, sıradan insanlar ve halk birbirinden uzak tutulacak.
Bırakınız artık bu halklar da kendi aralarında müzakere yapsınlar, yeyip içsinler. Yarım asırdan fazladır, kavga, düşmanlık, ayrımcılık, ırkcılık körükleyen liderlerin gölgelerinde hep azap çektiler.
Şimdi de Hristofyas, Eroğlu, Anastasiades, siyasi parti liderleri bir araya gelip yeyip içiyorlar. Masada dostluktan, barıştan, çözümden dem vuruyorlar ama iş ciddiyete bindi mi
“Kıbrıslı Rumlar ve Türkler bir arada yaşayamazlar” martavalları okurlar.
Dünya da enayidir güya da olup bitenleri görmezler.
Bırakınız beyler insanları yeyip içsin, eylensin, sevsin, sevişsin. İnsan ömrü nedir ki. 50-60 yıl, hiç bilemedin ortalama 70 yıl.
Bütün ömürleri boyunca bu insanları nasıl karşılıklı düşman siperlerine gönderebilirsiniz, gönderdiniz? Yeter artık. Bırakınız da geriye kalan beş on yıllık ömürlerini, sizler gibi, yeyip içerek, eylenerek mutlu olarak geçirsinler. Hem kavga ve düşmanlıklardan çok daha iyi değil mi yeyip içerek, eylenerek, severek, sevişerek yaşamak?
ENOSİS miş, TAKSİM miş, her kimler icat ettilerse insanları satranç taşı gibi kullandılar. Ölenler öldü, kalanlar kaldı.
Lider geçinenler hep kazandı, kaybedenler de hep sıradan, uysal, masum, saf insanlar oldu. Yetmedi mi?
Milyonlarca Yahudiyi, Fransızı, Polonyalıyı öldürtenler, kendi insanlarını kurban eden Almanlar, Ruslar, İngilizler ve diğerleri barışıp yeyip içtiklerine barış ve huzur içinde yaşayabildiklerine göre , bu küçücük coğrafya parçası üzerinde yaşamakta olan insanlar da barışıp dostca, huzur içinde yaşayamazlar mı?
Özcanhan saçmaladı diyenleri görür gibiyim. Özcanhan ne saçmaladı ne de aklını yitirdi. Bilakis, tam tersi, aklını şimdi buldu ve çalıştırmaya başladı.
Suni gerginliklere, milli dava denenlere, fanatizime, ırkcılığa nasıl da yönlendirildiğimizi yeniden keşfetti. Kaybedilen onca yıla ve boşu boşuna harap edilen , tüketilen bir ömüre acıdı.
Büyük liderlerimiz, politikacılarımız, önder geçinen ustalarımız her zaman bal tuttu, bal yaladı, düşman diye bizlere takdim ettikleri ile yedi içti, muhabbet yaptı, koltuklarında konumlarını sürdürdü. Hep kazanır tarafta oldu. Onların peşinden yürüyenler, onlara inananlar da en büyük kayıpları verdi, yoklukları, sıkıntıları yaşadı. İstisnai durumlar da var elbette. Yanlarındakiler ve çevreleri de kazandı.
Kıbrısta bir ateş kes varmış. Savaş ve düşmanlıklar bitmemiş. O halde , baş düşmanlar, nasıl oluyor da ayni masada yeyip içiyor, kadeh tokuşturuyor? Onlar yapar da kınanamaz ama halk yapacak olursa, hem kınanır, hem dışlanır hem de hain ilan edilir. Milli davaya bağlı kalmak lazımmış. Kopmak, bölünmek olmaz. Birlik, bereberlik, dayanışma ile düşman mağlup edilecekmiş. Düşmana, Ruma, asla güvenilmezmiş.
Güvenmeden nasıl oluyor da yeyip içiliyor ben anlayamadım. Baş düşmanlar birbirlerinin masada neye gırtlağına sarılmıyor, neden birbirlerini zehirleyip yok etmiyor. Yoksa düşmanlıkları da hep masucuk mu, halkı aldatmak ve saltanatlarını sürdürmek için mi?
Onlar gibi, aklı başında insanlarımız da artık, kavgasız, belasız, birlikte yeyip içmeye, eylenmeye baksın. Birbirlerinin kuyusunu kazmak ayıp olmuyor mu?
Bir yanda yeyip içecekler, bir elleri balda, diğeri yağda
Ondan sonra da çıkıp halklarına, sıradan insanlara, biri “en iyi Türk ölü Türktür”, diğeri de
“Rumdan dost, Gavurdan post olmaz, Ruma güvenilmez” diyecek , düşmanlıkları körükleyecek ve kendi saltanatlarını sürdürecek.
Kime inanalım, güvenelim? Neden bizler de birlikte yeyip içemeyelim. Yok mu bizlerin de aklı, ağzı ve midesi?
Barış ve çözümü Hristofyasla Eroğlu yeyip içme masasında bulacaklarsa, bizler de halklar olarak yeyip içerek birlikte masalarda, mangal başlarında rakı, uzo, zivaniya ve şarapla bulalım, fena mı?